Topics Güncel

Cumhuriyet Bayramı 29 Ekim 1923 yılında Türk Devletinin rejimi Cumhuriyet olarak ilan edildi. Bu gün Cumhuriyetimizin ilan edilişinin 88. yılını kutluyoruz.

Cumhuriyet Bayramı 29 Ekim 1923 yılında Türk Devletinin rejimi Cumhuriyet olarak ilan edildi. Bu gün Cumhuriyetimizin ilan edilişinin 88. yılını kutluyoruz.

CUMHURİYET BAYRAMI

Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı ülkelerde 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir. 29 Ekimlerde stadyumlarda şenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenir.

CUMHURİYET ÖNCESİ

Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmiştir.
Padişah, şah, kral, hakan, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine “mutlakiyet” adı verilmiştir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız , tek bir kişidedir.
Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde ülkeyi yöneten kişiye yardımcı olması için meclis kurulurdu. Meclis üyeleri halkın isteklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimi ise “meşrutiyet”tir. Meşrutiyette meclisin yetkileri sembolik düzeyde olabileceği gibi bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Osmanlı Devletinde 1876 ve 1908 yıllarında olmak üzere iki kez meşrutiyet ilan edilmiştir.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından 6 yıl sonra, 1914′te I. Dünya Savaşı başlamıştır. Dört yıl süren savaş, İttifak Devletleriyle birlikte olan Osmanlı İmparatorluğunun yenik sayılmasıyla sonuçlanmış ve Osmanlı toprakları İngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalya gibi devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştır.

CUMHURİYETİN İLANI

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919′da Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni sağlaması için devletinin bir gemisi ile Samsun’a gönderilmiştir. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenlemiş ve “Tek bir egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi, yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır,” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcilerini 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplamıştır. Meclis Mustafa Kemal Paşa’yı ‘Meclis Başkanı’ seçmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır. Halk ve düzenli ordular düşman kuvvetlerine karşı savaş vermiş, omuz omuza mücadele etmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından TBMM 1 Kasım 1922′de saltanatı kaldırmıştır. Padişah Vahdettin ‘vatan haini’ ilan edilmiş ve yurdu terk etmiştir.
24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan şehrindeki Lozan Üniversitesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri Lozan Barış Antlaşmasını imzalamıştır. Bu antlaşma ile yeni bir devletin temelleri atılmıştır fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos’ta ilk toplantısını yapmıştır ve 13 Ekim’de Ankara başkent ilan edilmiştir. Bu dönemde Atatürk egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Atatürk 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırmış ve “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz,” demiştir.

29 Ekim günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne vermiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir ve böylece Türkiye Devletinin yeni yönetimi biçimi Cumhuriyet, yeni ismi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak belirlenmiştir. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Halk da Cumhuriyetin ilanını sevinç ve coşku ile karşılamıştır.

Cumhuriyette Atatürk’ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Ulus, seçimle yöneticileri seçebilir.

BAYRAMIN KABUL EDİLMESİ

29 Ekim 1923’te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu(1921 Anayasası)’nda yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etmiştir. Aynı gece bu ilan, atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılında ise cumhuriyetin ilanı şenliklerle kutlanmıştır.

2 Şubat 1925′te, Hariciye Vekaleti(Dışişleri Bakanlığı)’nce düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim’in bayram olması önerilmiştir. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelenmiş ve 18 Nisan’da karara bağlanmıştır. 19 Nisan’da ise teklif TBMM tarafından kabul edilmiştir. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, 1925′ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başlamıştır.

işte 29 ekim kutlamaları

İstanbul Boğazı’nda gelenekselleşen 29 Ekim Cumuhriyet Bayramı kutlamaları görsel şovu bu yılda izleyenleri büyüledi.

havai fişek ve lazerli ışık gösterisinde 16 ayrı noktadan 48 bini aşan sayıda havai fişek atışı yapıldı ve 150 skyracer kullanıldı…

En büyük havai fişeğin ağırlığı 10 kilogramın üzerinde olup, yaklaşık 250 metre yüksekliğe ulaştı.

Boğaziçi Köprüsü üzerinde 42 ateşleme sistemi ile 800 metre uzunluğunda ateş şelalesi oluşturuldu..

15 dakikalık gösterinin müziği, Fahir Atakoğlu tarafından organizasyona özel olarak bestelendi.

İŞTE O MUHTEŞEM ŞOVDAN  KARELER

Atatürk’ü kim düelloya davet etti ?

Tarih araştırmacısı Yılmaz Koç ilk Meclis’te yaşanan ilginç olayları bir kitapta topladı.

Tarih araştırmacısı Yılmaz Koç, “Unutulanlar- İnkılap tarihi ve İstiklal Savaşı’nın bilinmeyen detayları” adlı kitabında, Meclis-i Mebusan ve ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde nelerin konuşulduğunu, kararların nasıl alındığını, tarihi şahsiyetlerin az bilinen yönlerini, bilinmeyen ya da zaman içinde unutulan olayları aktarıyor.

Koç, kitabı için şöyle diyor: “Kimileri hiç yazılmamış, yalnızca devletin arşivlerinde kalmış ve üzeri tozlanmış konuları yeniden gün ışığına çıkarmaya çalıştım. Bunu yaparken Osmanlı’nın son dönemi ve Kurtuluş Savaşı döneminde yaşanmış bazı diyaloglara da yer vermek istedim… Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi, toplumun büyük kesimince ezbere bilinir. Ancak kimi detaylar hiç bilinmez. İşte ben tarihin tozlu raflarından çıkarabildiklerimle, bu bilinmeyen ya da az bilinenleri aktarmayı amaçladım.” “Tarih tekrar ediyor” dedirten kitaptan bazı bölümler şöyle…

Meclis’te ilk sigara yasağı ne zaman gündeme geldi?

90 yıl önce Büyük Millet Meclisi’nin ilk kurulduğu günlerde hemen her yerde sigara içilmesi normal karşılanıyordu. Sigaradan rahatsız olan milletvekilleri sigara yasağını, Büyük Millet Meclisi’nin toplantı salonunda uygulamak istemişti. Ancak Meclis’ten bu yasağa dair karar çıkmasına rağmen uygulamak mümkün olmadı. Milletvekilleri uzun toplantılarda dayanamayıp sigaralarını yakıyorlardı. Bu dumanlı ortamdan bunalan Ardahan Milletvekili Osman Server Bey, 8 Mart 1923’te önerge vererek, Meclis’in toplantı salonunda sigara içilmesinin yasaklanmasını, içenlere para cezası uygulanmasını talep etti. Meclis Başkanı, “önergeyi oylarınıza sunuyorum” demesine rağmen milletvekilleri, “Gerek yok” diye bağırarak, oylama yapılmasını engellediler. Böylece Meclis’in toplantı salonunda sigara içilmeye devam edildi.

Atatürk kimin elbisesini giydi?

Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1923’te en yaşlı üye sıfatıyla Meclis Başkanı olarak Sinop Mebusu Şükrü Bey’in açılış konuşmasıyla çalışmaya başladı. Sonra Mustafa Kemal Paşa söz aldı. Sivil kıyafeti biraz üstünden akar gibiydi. Çünkü elbise Erzurum Valisi Münir Bey’e aitti ve “İstanbulin” denilen uzun ceket, boyuna göre değildi. Reye pantolon, uzun ve eğreti duruyordu. En yakışıksız görünen de ciğer rengine çalan festi.

O zamanlar bu renk makbul görünmemesine rağmen başka fes bulunamamıştı. Atatürk’ün açılışa emanet elbiseyle katılması, Anadolu yollarını arşınlarken ne büyük yokluklar içinde yaşadığının kanıtı olarak hafızalarda yerini aldı.

İLK GİZLİ OTURUM

TBMM’nin ilk gizli oturumu, açıldıktan bir gün sonra

24 Nisan 1920’de yapıldı. Başkanlık koltuğunda en yaşlı üye olarak Sinop Mebusu Şükrü Efendi vardı. Bu oturumda 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı tarihten, 11 ay sonra Meclis’in açıldığı 23 Nisan 1920’ye kadar yaşanan olaylara değinildi…

LAZİSTAN MI RİZE Mİ?

27 Ocak 1923 tarihinde Çorum Milletvekili Haşim Bey, Lazistan livası isminin “Rize” livası olarak değiştirilmesi için bir teklif verdi. Ancak teklif tartışmalara yol açtı… Haşim Bey, “Lazistan denilince akla birçok şehir ve kasabanın geldiğini” beyan etti, bütün Karadeniz bölgesinin Laz olarak tanıtılamayacağını ifade etti. Ortalık alevlenince Başkan oylamaya geçti. Teklifin hükümete gönderilmesi reddedildi.

KÜRTLER DE “ORTADA MESELE YOK” DEDİ

17 Mart 1921 tarihinde TBMM’de Kürdistan ile ilgili genel görüşme yapıldı. Görüşmede, “Kürdistan meselesi diye bir mesele mevcut olmadığına” dair doğu vilayetlerinden gelen telgraflar okundu. Meclisi yöneten Başkan, “Son günlerin hadisesi durumuna gelen Kürdistan meselesi ile ilgili olarak Kürt kardeşlerimiz de böyle bir meselenin olmadığına dair telgraflar göndermişlerdir. Bunlardan bir tanesini okuyalım” diyerek bir telgrafın okunmasını istedi… 24 Mart 1921 tarihinde tekrar Kürdistan meselesinin mevcut olmadığına dair muhtelif yerlerden telgraflar olduğu bildirildi.

Bu telgraflar teker teker okundu. 31 Mart 1921’de TBMM’ye bu konuda telgraflar gelmeye devam etti. Malatya Milletvekili Fevzi Efendi, bu telgraflara cevap yazılması gerektiğini söyledi. Oturumu yöneten Başkan bu telgraflardan birinin okunmasını istedi… Telgrafın okunması bittikten sonra Yozgat Milletvekili İsmail Fazıl Paşa telgrafların nerelerden geldiğini sormuş, Başkan, “Çapakçur, Genç ve birçok yerden” diye cevap vermişti. İsmail Fazıl Paşa, “Bitlis’ten, Siirt’ten, Süleymaniye’den mesela” deyince, Başkan da “Her taraftan geldi” diyerek, İsmail Fazıl Paşa’yı tasdik etti. Kütahya Milletvekili Cemil Bey bu telgraflara, Meclis namına teşekkür yazılmasını önerdi. Böylece Kürdistan meselesi olmadığına dair görüşmeler de bu çerçevede bitti.

Atatürk’ü kim, niye düelloya davet etti?

“Alfred Rüstem” olarak bilinen ve Sivas’tan beri aralarında bulunan Rüstem Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın tam karşısında oturuyordu. Etler yendikten sonra Rüstem Bey bir sigara yaktı. Mustafa Kemal Paşa, “Yemekten sonra yaksaydınız” dedi. Tatlı yenecekti, onu ima ediyordu.

Rüstem Bey biraz da bozularak, “Sizden izin almadan sigara yakmama ihtarda bulunuyorsunuz. Yemek arasında sigara her zaman içiliyordu” diye karşılık verdi. Mustafa Kemal Paşa’nın izahatına zaman bırakmadan yemek masasını terk ederek dışarıya çıktı. Yemekten sonra Mazhar Müfit Bey odasına geldiğinde Rüstem Bey’i kendisini beklerken buldu. Rüstem Bey hiçbir zaman olmadığı kadar sinirliydi. “Paşa’ya söyleyiniz kendisini düelloya davet ediyorum. Silahı da kendisinin seçmesini istiyorum” dedi. Mazhar Müfit Bey “Paşa’yı öldürecek misiniz?” diyerek hayretini belli edince, “Hayır ben Paşa’ya hiçbir şey yapmayacağım. O beni ya öldürecek ya da yaralayacak. Böylece şerefim kurtulmuş olacak” diyerek düşüncesini açıkladı. Mazhar Müfit Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın odasına gitti.

Olayı biraz da alay ve şaka tarzında anlatınca, ikisi de gülmeye başladılar. Mazhar Müfit Bey, “Silahı da siz seçecekmişsiniz” deyince Mustafa Kemal Paşa, “Silah ne olacak biliyor musunuz, süpürge sopası” diyerek gülmeye devam etti. Mazhar Müfit Bey, Mustafa Kemal Paşa’yı düelloya davet eden Rüstem Bey’e silahın süpürge sopası olacağını bildirerek onu sakinleştirdi ve yolladı.

Rüstem Bey bir süre asık suratla ortalarda dolaştıktan sonra yine eski durumuna döndü.

Vekillerin ortasına neden çan fırlatıldı

İsmet Paşa, Büyük Millet Meclisi’nde gizli olarak yapılan oturumda Lozan görüşmelerini anlattı. Başvekil Hüseyin Rauf Bey, Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu, ancak Musul için harp mi edileceğine, yoksa sulh ile bir çözüm mü bulunacağına Meclis’in karar vereceğini, Musul’un bizde kalması halinde Karaağaç’ın bırakılabileceğini beyan etti. Mustafa Kemal Paşa da görüşmelere katıldı. Kürsüye çıkarak karar verilmesi gerektiğini söyledi. Ordumuzu yürüterek Musul’un alınmasının mümkün olduğuna işaret ederken, bunun sulhu da engellemeyeceğine dikkat çekti. Bunun üzerine mecliste tansiyon yükseldi. Mustafa Kemal Paşa kürsüden inerken muhalefette bulunan milletvekilleri çevresini sararak, tacizde bulundular. Herkes birbirine bağırmaktaydı. Oturumu yöneten Ali Fuat Paşa işin içinden çıkamayacağını anlayınca “Efendiler rica ederim sakin olun” diyerek elindeki çanı birbirine girmek üzere olanların ortasına fırlattı. Bir anlık şaşkınlıkla susan milletvekillerine oturuma ara verdiğini bildirdi.

Vehbi Koç’un ağzından

Vehbi Koç öğrencilik yıllarında Meclis’e memur olarak girmiş ve müsahhih (düzeltmen) yardımcısı olarak Meclis’te bir süre çalışmıştır. Meclis’in açıldığı ilk günü Vehbi Koç şöyle anlatmıştır: “Bütün Ankara halkı oradaydı. Meclis binasının önü mahşeri andırıyordu. Mustafa Kemal Paşa, Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Efendi, Ankara Vali Vekili Yahya Galip ve o günkü ileri gelenler meclis merdivenlerine sıralanmıştı. Önce Mustafa Kemal Paşa halka hitaben bir konuşma yaptı. Daha sonra Rıfat Efendi dua etti. Bunu takiben de o zamanın mebusları Meclis binasından içeri girerek tarihi toplantıyı yaptılar.”

Büyük Önder Atatürk’ü saygıyla anıyoruz

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ebediyete intikalinin 71. yılında yurt genelinde, KKTC ile dış temsilciliklerde tören ve etkinliklerle anılacak.

ataturk

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki devlet erkanı, saat 09.05′de Anıtkabir’de Atatürk’ün mozolesine çelenk koyarak, saygı duruşunda bulunacak. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, hayata gözlerini yumduğu Dolmabahçe
Sarayı’ndaki odada da anma töreni düzenlenecek.

Popstar Alaturka’da “türban” tartışması

“Arabistan’da popstarlar böyle…” itirazı ortalığı gerdi
armagan

Bülent Ersoy, Armağan Çağlayan, Gülben Ergen ve Metin Akpınar’ın jüri koltuğuna oturduğu Popstar Alaturka’da “türban” tartışması yaşandı.

Bu sezon 12. bölümü yayınlanan Postar Alaturka’ya türbanlı bir yarışmacı katılmış ve dikkatler Bursa’da özel bir hastanenin danışmasında çalışan Çiğdem Özdemir’e çevrilmişti.

Siyaset gündeminin kronik tartışma konusu olan “türban” bu sefer bir şarkı yarışmasında gündeme geldi. Birbirinden ünlü sanatçılar “türban” konusunda canlı yayında söz düellosuna tutuştu.

TÜRBANLI POPSTAR OLUR MU?

Popstar Alaturka’da türbanlı yarışmacı Çiğdem Özdemir’in şarkısını icra etmesinin ardından oylamaya geçildi, bu esnada jüri üyesi Armağan Çağlayan’ın “Sizden popstar olmaz” eleştirileriyle fitili ateşlenen tartışma, bir seyircinin “Arabistan’da popstarlar böyle…” itirazı üzerine iyice hararetlendi ve stüdyo bir anda gergin bir atmosfere büründü.

Başı açık ve modern giyimli bayan seyircinin Çiğdem Özdemir’i korumaya yönelik bu itirazına Gülben Ergen’den sert karşılık geldi. Ergen sesini yükselterek, “Burası Arabistan değil. Türkiye Cumhuriyeti.” diye tepki göstererek Arabistan örneğini veren seyirciye çıkıştı.

Bu gerilim sırasında söz alan Bülent Ersoy, soğukkanlığını koruyarak konunun farklı yerlere çekilmemesini istedi. Yılların getirdiği birikimle tartışmayı ustaca yatıştıran Bülent Ersoy’un yerinde müdahalesi olası bir skandalı ve tartışmanın amacını aşarak farklı yerlere çekilmesini bir nebze de olsa engelledi.

İŞTE POSTAR ALATURKA’DA YAŞANAN O SÖZ DÜELLOSU:

Armağan Çağlayan:

Ben türbanlı popstar olacağını düşünmüyorum. Biz 60 yaşındaki Ajda Pekkan’ı bugün konuşuyorsak bacağının hala daha güzelliğini korumasını konuşuyoruz. Ne güzel diyoruz, 8 oktav sesi var mı diyoruz? Ben bu arakadaşımızdan bir popstar olmayacağını düşünüyorum. Serdar Ortaç popstar değil mi, popstar. Burada Gülben Ergen popstar değil mi, popstar. Popstar olmak için bazı değerler var bunlar değişebilir mi, değişebilir ama şu an için böyle. Bunu değiştirmek de jüri üyesi olan buradki 4 kişiye düşmez. Bunu halk değiştirebilir.

Türbanlı popstar adayı Çiğdem Özdemir:

Ben sizin fikrinize saygı duyuyorum. Ben bunu bir ses yarışması olarak düşünüyorum. Ben de merak ediyorum benden popstar olur mu?

Başı açık bayan seyirci:

Arabistan’da popstarlar böyle. Popstarların başı örtülü.

Gülben Ergen:

Burası Arabistan değil. Türkiye Cumhuriyeti. (Sesini yükselterek) Türkiye Cumhuriyeti

Bülent Ersoy:

Sapla saman karışıyor. Biz burada Türkiye-Arabistan tartışması yapmıyoruz. Burası Türkiye Cumhuriyeti.

Armağan Çağlayan:

Ben burada laik kavgası yapmam. Ben de size diyebilirim ki Kuzey ülkelerinde de herkes bikinyle çıkıyor Popstar’a… Bikini ile mi çıksın bizim çocuklar?

Başı açık bayan seyirci:

Hanımefendi çok güzel söylüyor şarkıyı. Ben kıyafeti için puanı kırılsın istemiyorum. Hanımefendı çok guzel söylüyor kıyafetiyle değerlendirmemek lazım.

Armağan Çağlayan:

Bu kızın ağzından “laik” lafı çıkmadı, aldınız konuyu buraya getirdiniz bize de bunları söylettiniz.

Gülben Ergen:

Bize de bunu söylettiniz.

Bülent Ersoy:

Ben hadiselerin böyle demogojik hale getirilmesine karşıyım. Bu platform böyle bir ortam değil. Bu çocuğı biz seçtik. Şimdi bu çocuğun üzerinden prim yaparcasına böyle konuşmak abesle iştigal. Gülben Hanım’a söylüyorum. Gülben Hanım, hepimiz, hiç istisnasız, sormuyoruum “siz öyle misiniz” diye, hepimiz Atatürk’ün çocuklarıyız. Ve bundan da gurur duyuyoruz. Bu çocuğun üzerinden Atatürk, Atatürk İnkılapları konuşması ne kadar doğru? Biz bu çocuğu bilerek aldık. Oybirliğiyle aldık.

Armağan Çağlayan:

Hayır Bülent hanım oybirliği ile almadık. Siz böyle söylüyorsunuz gazeteler öyle yazıyor sonra.

Bülent Ersoy:

Ben bu çocuğun insanların başı örtülü de, başı açık da sanatlarını icra edebilme hakkı olduğunu göstermek için ben istedim. Sayın Erkır’dan rica ettim. Ben istedim bu çocuğu.

Gülben Ergen:

Bülent Hanım’ın bana söylediklerini kabul etmiyorum. Ben kızımıza söylemedim. Hanımefendi (Seyirciyi kastediyor) ülkemi Arabistan’la kıyasladı ben de burasının Türkiye Cumhuriyeti olduğunu söyledim. Lafım hanımefendiyeydi

Bülent Ersoy:

Sevgili Ergen şöyle bir şey var önümüzdeki model bu çocuk. Sayın Erkır da bize söz verdiği vakit bu çocuk hakkında yorum yapacağız. Hanımefendi Türkiye Arabistan olmalı o hale çevrirmeli demedi ki… “Orada popstarlar böyle” dedi. Aksini dese ilk önce ben saldırırım.

Gülben Ergen:

Ben öyle zannettim saldırdım…

Kanaldhaber.com.tr

Ermeni ajansı Atatürk’ün mektubunu yayınladı

“Türk halkının adını bu tür alçak ve iğrenç suçlamalardan temizleyiniz”

atamektuppp

Ermeni haber ajansı Novosti Armenii, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 7 Mart 1920 yılında ABD’li bir amirala gönderdiği belirtilen bir telgrafı yayınladı.

Haberde, “Ajansımızın eline çok özel bir belge geçmiştir. Ajansımız Mustafa Kemal’ın 7 Mart 1920 yılında ABD Deniz Kuvvetleri amiralı Bristol’a gönderdiği telgrafı yayınlamaya karar verdi. Bu belgede Türk lider ‘(sözde) Ermeni soykırımı denilen’ iddiaları yalanlıyor ve tüm bunların Ermeni topluluğun Türkiye’den koparmak amacıyla yapılan bir kurgu olduğunu iddia ediyor.” denildi.

Yazıda Atatürk’ün ABD’li amirala gönderdiği mektupta şu ifadeler yer alıyor: “Bizim halkımız topraklarımızın müttefik ordularca işgal edilmesininden zarar görüyor. Biz ise bu zaman içinde Montrö anlaşması sonucunda barışı bekliyorduk. Biz durumun değişeceğini ve barışçı görüşmelerle ilgili adil ve tarafsız kararlar kabul edileceğini bekliyorduk. Fakat kendi çıkarlarını kollayan birileri Anadolu’da 20 bin Ermeninin öldürüldüğüne ilişkin yalan uydurdu. Biz müttefik güç devletlerin ve Amerikan hükümetinin bu tür yalanlara inanmayacaklarını düşünüyorduk. Çünkü onların gizli istihbarat servisleri tüm Anadolu’da faaliyet gösteriyor. Fakat biz ters bir durum görüyoruz.”

Ermeni topluluklardan bir kısım kayıplar yaşandığını, ancak bunların bir katliam olmadığını savunan Atatürk şu tespitlerde bulunuyor: “Herkes şunu çok iyi biliyor ki Türkler ile Fransız birlikleri ve Fransızların yanında yer alan Ermeniler arasında Maraş ve Urfa’da çıkan çatışmalarda kayıplar meydana geldi. Bu husus bir katliamın sonucunda değil, çatışmanın doğal sonucunda ortaya çıkan kayıplar sayılıyor. Bu çatışmalar ise yerel halkın Ermenilere karşı direnişleriyle başladı. Ermeni askerlerin Müslümanlara yönelik saldırısı yüzünden direnişler, karşı koymalar başladı.”

İşgalci birliklerin Ermenilere silah vererek bu tür olayları tetiklediğini kaydeden Atatürk, ABD’den dünya kamuoyunu aydınlatmasını ve Türk halkına yönelik iğrenç suçlamaları temizlemesini talep ediyor. Mektupta, “Eklemek gerekir ki, eğer işgalcı birlikler insanlara aynı davranışlarda bulunsaydı ve Ermenilere silah vererek onlara bazı görevler vermeseydi, bu çatışmalar çıkmazdı. Biz müttefik ordu birliklerine ve Amerikan hükümetine ricayla tekrar sesleniyoruz: Nefrete ve hırsa dayalı Ermeni katliamıyla ilgili propagandanın gerçek ve asıl yüzünü dünya kamuoyuna aydınlatınız. Ve böylece de Türk halkının adını bu tür alçak ve iğrenç suçlamalardan temizleyiniz.”

“Atatürk bunların hepsini mezara gömer”

“Atatürk bunların hepsini mezara gömer”  
Erdoğan, Konya’da katıldığı törende yine muhaletete yüklendi, “40 yıldır Türkiye’de bir metre ray döşenmemiş. Biz geldik, biz döşüyoruz. “Atatürkçüyüz” diyorlar. Atatürk kalksa bunların hepsini mezara gömer.” 
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Pınarbaşı beldesinde Ankara-Konya hızlı tren projesinin raylarının ilk kaynağı için düğmeye bastı. Burada yapılan törende konuşan Erdoğan, yaklaşık 7 yıl önce iktidara geldiklerinde Türkiye’deki her alan için kendilerine yüksek hedefler belirlediklerini söyledi.
Tayyip Erdoğan belediye başkanı olduğunda İstanbul’un borcunu bitirdi. Bahçeli, senin partin İstanbul’da yüzde kaç oy alıyor? İstanbullu hizmet alıyor, onlarla kucaklaşan bir parti var. İpleri atmakla bir yere varamazsın. Dürüst olalım, gerçekçi olalım. Dürüst olanı alkışlamak da partilere oy kazandırır. Konya^da ilk ray kaynağını yaptık. AK Parti dışındakilerden bir teşekkür duyun. 40 yıldır Türkiye’de bir metre ray döşenmemiş. Biz geldik, biz döşüyoruz. “Atatürkçüyüz” diyorlar. Atatürk kalksa bunların hepsini mezara gömer. İftira atmakla bir yere varamazsınız! Biz dertliyiz. Biz derdi olan bir partiyiz. Durmadan hizmet yolunda yolumuza devam edecağiz. Durmak yok yola devam diyoruz. Bu yolda gece gündüz demeden yürüyeceğiz diyoruz.”