Topics Siyaset

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Hatip Dicle’nin vekilliğinin düşürülmesini yorumladı

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, YSK’nın Hatip Dicle ilgili verdiği karara, “Hatip Dicle ile ilgili verilen ilk karar yanlıştı. Türkiye’dekurumlar maalesef kurum değil. YSK, açık yasa hükmü varken, 1 yıldan fazla ceza alan kişinin milletvekili olması mümkün değil. O zaman öyle bir karar verdiğine göre şimdi verdiği karar da yanlış” dedi.

7 DEFA SEÇİME GİRDİM, 7 DEFA KAZANDIM

70 yaşındaki CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, TBMM’de kaydını yaptırdıktan sonra basın mensuplarının sorularını yanıtladı. “Tunceli’de 7 defa kazanmak kolay değil. 7 defa seçime girdim, 7 defa kazandım” diyen Genç, “Bir defasında da mensubu olduğum parti barajı aşamadığı için Meclis’e gelemedim” dedi.

Bir basın mensubunun, “Sekiz mi oluyor” sorusuna da Genç, “Evet sekiz oluyor” dedi.

“SAYIN BAYKAL VE SAYIN SAV ARTIK EMEKLİYE AYRILMALILAR”

Bir basın mensubunun kurultay taleplerini hatırlatması üzerine Genç, “Sayın Baykal ve Sayın Sav artık emekliye ayrılmalılar” dedi. Genç, şöyle dedi:

“Epey siyaset yaptılar, büyük emek sarf ettiler. Katkıları çok büyüktür. Yeni bir dönem başlamıştır. Türkiye’nin bu hale gelmesinde maalesef geçmiş CHP kadrolarının yetersiz muhalefet yapmasından ve sağlıklı bir yönetim göstermemesinden kaynaklanıyor. O bakımdan biraz kendilerine seremoni düzenleyelim ve birer de kendilerine şilt verelim, siyaseti bırakmanın zamanı geldiğini kendilerine hatırlatalım.”

Bir basın mensubunun, “Onlar da sekizinci defa gelmek istiyorlarsa” sözüne de Genç, “Gelsin efendim. Ama gelirken ikide bir de kavgayla gelmesin. Ben halkın gücüyle geldim” dedi.

Memleketin elden gittiğini iddia eden Genç, İstiklal Savaşı’ndaki günleri hatırlatarak, gücü zayıflatmaya yönelik çalışmaların vicdana sığmayan çalışmalar olduğunu ifade etti.

“SEREMONİ DÜZENLEYELİM, ŞİLT VERELİM”

“Şilt verelim dediniz, seremoni düzenleyelim dediniz, nasıl olacak” sorusuna Genç, “Neyse onu yaparız, onlar razı olsun da biz bunu yaparız, kurultayda da yaparız” dedi.

“DİCLE İLE İLGİLİ VERİLEN İLK KARAR YANLIŞTI”

YSK’nın Hatip Dicle ile ilgili verdiği karara yönelik soruya da Genç, “Hatip Dicle ile ilgili verilen ilk karar yanlıştı. Türkiye’de kurumlar maalesef kurum değil. YSK açık yasa hükmü varken, 1 yıldan fazla ceza alan kişinin milletvekili olması mümkün değil. O zaman öyle bir karar verdiğine göre şimdi verdiği karar da yanlış. Ara karar olur mu, karar karardır” dedi.

“AKP’YE VEREMEZLER”

Milletin Hatip Dicle’ye oy verdiğine dikkat çeken Genç, “Onun milletvekilliğini alacaklar, AKP’ye verecekler. Bana göre onu da yapamazlar. Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşüreceklerse o milletvekilini AKP’ye veremezler. Bağımsız ve tarafsız olması gereken kurumlar maalesef Tayyip Erdoğan’ın yarattığı ortam nedeniyle artık korkak bir duruma gelmişler, doğru görev yapmıyorlar” dedi.

“İSTİFA OLURSA, ARA SEÇİM OLUR”

“BDP’nin desteklediği bağımsız adaylar istifa ederse, ara seçim gündeme gelir mi” sorusuna da Genç, “Bilmiyorum. Yüzde 5′i geçiyor mu, bilemiyorum o kendilerinin bilecekleri bir şey. Ara seçim olur yani genel seçim olmaz. Anayasa neyse gereği yapılabilir” dedi.

“TUNCELİ’DE HÜKÜMET TARAFINDAN BASKI YAPILDI”

Tunceli’de vatandaşa baskı yapıldığı yönünde iddiaların olduğunu ifade eden Genç, “Tunceli’de subaylar gelmiş, askerler CHP’ye oy vermiş, bu kesinlikle yalandır. Tunceli’deki seçimler halkın özgür iradesiyle yapılmıştır. Birtakım örgütler tarafından baskı yapılmıştır ama bu Silahlı Kuvvetler değil, hükümet tarafından baskı yapılmıştır” dedi.

“Meclis başkanvekilliği için adınız geçiyor, ne diyorsunuz” sorusuna da Genç, “Benim niyetim var. Takdir Genel Başkan ve gruba ait” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, ”Evet, Alevi’yim

İlk kez inancıyla ilgili konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Evet, Alevi’yim. Bu ne zamandan beri suç sayılıyor bu ülkede” diye sordu.

 

Kılıçdaroğlu, seçim sonrası yeni anayasa, Kürt sorunu ve seçim sonuçlarıyla ilgili Habertürk gazetesine konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan diğer başlıklar ise şöyle:

Anayasa’nın ilk 3 maddesi haricinde vatandaşlık tanımı dahil tüm unsurları tartışmaya hazırız. Ülke neden parçalansın. Tam tersi, Türkiye demokratikleştikçe çekim merkezi oluyor.

Etnik kimlik ve din üzerinden siyaset yapmayı hep reddettim. Alevi’yim. bu ne zamandan beri suç sayılıyor bu ülkede.

Öcalan’la görüşmeler, memleket için faydalıysa neden karşı çıkalım.

Başbakan’dan çarpıcı iddialar: CHP-BDP ile işbirliği yaptı

KASET KENDİ İÇİŞLERİ
Geçtiğimiz haftalarda, ortada komplo ve tezgah vardı, çirkin bir senaryo uygulanmak istendi.
Birbiriyle uç gibi, birbirinin hasmı gibi görünen taraflar arasında irtibat oldu. Çetelerle terör örgütü aynı hizaya geçti ve muhalefet partilerini de yedeklerine alarak Ak Parti’ye karşı açık bir saldırı başlattılar.
Dikkat ederseniz bir kaset numarası çevirdiler. Ben bunlara girecek değilim. Bunlar benim işim değil. Bunlar CHP’nin, MHP’nin iç işidir. Kendi sorunlarını kendileri çözsün. Eğer temizlenmek istiyorlarsa kendi problemlerini kendileri çözsün

KEPENKLER KAPATTIRILDI
Yeni bir adım… Silivri ile Kandil arasındaki irtibat, şu anda CHP-BDP muhabbetiyle artık tescillenmiş durumda. Senaryo tıkır tıkır işliyor, tezgah tıkır tıkır işliyor. Türkiye’nin demokrasi mücadelesi karşısında, bir kez daha çetelere can suyu verilmek isteniyor.
Biz, CHP’nin de MHP’nin de Sivas’ın ötesine geçmesini, buralara gelmesini, vatandaşla kucaklaşmasını her zaman istedik ve onları her zaman teşvik ettik.
CHP Genel Başkanı’nın sonunda Van’da, Hakkari’de miting yapması elbette sevindiricidir. Ama dikkat edin Hakkari’de 147-150 tane oy alan CHP, son yaptığı mitingde BDP’lilere Yeni Başkan hitap etti.
Orada olan CHP’li değil ha, BDP’li. Bütün hareketleriyle ortada zaten. Yani milleti nasıl aldatırız, çarşı, pazarda bugün burada oynanan oyunu, o gün Hakkari’de oynadılar. Benim vatandaşım orada kepenk kapatmadı, orada kepenk kapattırıldı. Tehditle kapattırıldı.
Utanmadan, sıkılmadan, ‘kendi takdirini kullandı’ diyor. Yahu bir gün öncesinden vatandaşa tehditler gönderildi. ‘Gidin ekmeğinizi alın. Yarın fırınlar kapalı olacak, dükkanlar kapalı olacak’ diye. Bunların hepsini biliyoruz. Bütün evlere gereken talimatları verdiler, tehditler yapıldı. Niye? ‘Yarın buraya Başbakan geliyor. Kimse buraya gelmeyecek’ diye. Buna rağmen, oraya gelip yüreğini ortaya koyan vatandaşıma ben hitap ettim.

CHP-BDP İŞBİRLİĞİ YAPTI
CHP ile Kürt meselesinden beslenen BDP kol kola girmiş durumda. Bugün işbirliği yapmış durumdalar. Sormaz gerekmez mi? ‘Ne oldu size’ diye…
Bunlar çeteleri yeniden diriltmek için işbirliği yaptılar.
2002 öncesi karanlıktı, çeteler cirit atıyordu. 2002 öncesinde ret, inkar, asimilasyon vardı. Müdahalaler yoluyla siyaset şekillendiriliyordu.
Gazoz isteyene gazoz, elma şekeri isteyene elma şekeri, faşizm isteyene faşizm, özerklik isteyene özerklik vaat ediyor. İlke, çizgi, rota yok
12 Haziran bu çirkin ittifakın bozulacağı tarihtir.
Bu BDP’li belediyeler sırtlarını terör örgütüne dayamışlar, bundan nemalanmaya çalışıyorlar. 
Gönderilen bu paralar Şırnak’a, Hakkari’ye hizmet olarak geri dönmüyor.
12 Haziran’da kan ve şiddetten beslenenlere değil, çetelere değil çetelerle mücadeleye destek olmanızı istiyorum

Ak Parti Genel Başkanı ve  Başbakan Erdoğan, “İnkar, ret ve asimilasyon politikalarının neticesinde, on  yıllar boyunca sadece bu bölgede değil, 780 bin kilometre karenin tamamında,  insanlar sistemli şekilde baskı altında tutuldular. Sadece Kürtlere değil, farklı  olan herkese, inançlılara, milli ve manevi değerlerine bağlı olanlara karşı da  sistemli bir zulüm uygulandı. Camiler kapatıldı, müzeye, hatta ahıra çevrildi”  dedi.

Erdoğan, partisinin Şırnak Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinginde  vatandaşlara hitap etti. Erdoğan, konuşmasının başında, 12 Eylül 2010 tarihinde  yapılan halk oylamasında yüzde 89 oranında “evet” oyu verdikleri için  Şırnaklılara teşekkür etti.

Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

“Demokrasiden, özgürlükten, değişimden korkanlar, hukukun üstünlüğünden  korkanlar, Şırnak’ta tehditle, baskıyla, korku salarak, benim vatandaşlarımın  sandığa gitmesini engellemek istediler. Hizmet siyasetinden korkanlar, AK  Parti’nin kardeşlik siyasetinden gözleri kamaşanlar, Türkiye’de huzurun,  istikrarın, kardeşliğin devamından kaygı duyanlar, boykot adı altında çetelere  destek verdiler. Barış diyerek, özgürlük diyerek, hak, hukuk diyerek yola  çıkanlar, 12 Eylül’de olduğu gibi, bugün de milli iradeyi susturma mücadelesinin  içine girdiler.

Ben bugün size, Türkiye’de bir kez daha sahnelenen oyunu deşifre etmeye  geldim. Ben istiyorum ki Türkiye’de oynanan oyunu Şırnaklı kardeşim görsün.  Gelirken yolda oturan genç arkadaşlarımı gördüm. Elini kaldıracak ama  kaldıramıyor. Ben selam veriyorum, zorla elini böyle kaldırıyor. Bu korku niye?  Kaldıracak, hissediyorum ama kaldıramıyor, bu kadar… İşte o gönlünden, o  kalkacak elleri engelleyenlere 12 Haziran’da gereken cevabı vermeye var mıyız?  İstiyorum ki burada söylediğim sözler, dalga dalga yayılsın, Şırnak’taki tüm  evlere, tüm köylere, tüm kardeşlerimize ulaşsın. Zira ben, popülizm yapmaya,  olmayacak vaatler vermeye, sizleri kandırmaya değil; yaptıklarımızı anlatmaya,  yapacaklarımız için sizlerden ruhsat istemeye geldim. Ben, sizlerle hesaplaşmaya  değil, kardeşlik hukukumuzun bir gereği olarak, sizlerle helalleşmeye geldim.”

Işığa gözlerini kapatanların, hiçbir zaman gerçekleri göremeyeceklerini  vurgulayan Erdoğan, gerçeklere kulaklarını tıkayanların, hiçbir zaman doğruyu  duyamayacaklarını dile getirdi. Erdoğan, “İşte burada birileri, sizlerin ışığı  görmenizi, gerçekleri duymanızı engellemek istiyor. Burada birileri, tehditle,  zorbalıkla, korkutarak, sindirerek, kandırarak sizin iradenize ipotek koymak  istiyor. Burada birileri, on yıllardır olduğu gibi, gençlerin kanından, anaların  gözyaşından beslenmeye devam etmek istiyor” diye konuştu.
        
“FİTNECİ BEKİR ZİHNİYETİ NEYSE, MEM U ZİN KİTABINI YASAKLAYAN ZİHNİYET  DE ODUR”
         
Geçen Cuma günü Van’da, 1940′lı yıllara ait beş resmi belgeyi  açıkladığını hatırlatan Erdoğan, CHP döneminde, Kürtçe kitapların ve Kürtçe  kasetlerin, bakanlar kurulu kararıyla nasıl yasaklandığını resmi belgeleriyle  gösterdiğini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Türkiye, 1940′lardan 2002 yılına kadar, Ak Parti’ye kadar, Kürt  kardeşlerime karşı inkar, ret ve asimilasyon politikası izlemiştir. Kürt kimliği,  Kürt kültürü, Kürt dili yasaklanmış, yok sayılmış, inkar edilmiştir. Allah  aşkına, Mem u Zin kitabından korkan, masum bir aşk hikayesinden tedirgin olan,  bunu yasaklayan bir zihniyet, bu ülkeye hizmet üretebilir, bu milletin dertlerine  çare olabilir mi? Ahmed Hani’nin eseri Mem u Zin, bir aşk hikayesi… Ferhat ile  Şirin, Arzu ile Kanber, Leyla ile Mecnun ne ise; şurada, Cizre’de yatan Mem u Zin  de işte odur. Mem u Zin’i birbirine hasret koyan zihniyet, Fitneci Bekir  zihniyeti neyse, Mem u Zin kitabını yasaklayan zihniyet de odur. İşte 1940′larda  bakanlar kurulunun yasakladığı o kitabı, 2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür  ve Turizm Bakanlığı bastı. Tek başına bu bile, Türkiye’nin hangi noktaya  ulaştığının göstergesidir.

İnkar, ret ve asimilasyon politikalarının neticesinde, on yıllar boyunca  sadece bu bölgede değil, 780 bin kilometre karenin tamamında, insanlar sistemli  şekilde baskı altında tutuldular. Sadece Kürtlere değil, farklı olan herkese,  inançlılara, milli ve manevi değerlerine bağlı olanlara karşı da sistemli bir  zulüm uygulandı. Camiler kapatıldı, müzeye, hatta ahıra çevrildi. Bu ülkede  İlmihal kitapları toplatıldı. Bakanlar Kurulu kararlarıyla bunlar yasaklandı.

Cumhuriyet Halk Partisi, sadece 1940′larda değil, 2002 sonrasında da aynı  şekilde inkar, ret ve asimilasyonu çok güçlü şekilde savunan bir parti olmuştur.  Yeni CHP’nin Yeni Genel Başkanı, Meclis’te bir arkadaşı ‘Dersim’de tabi ki analar  ağlayacaktı’ dediğinde, onu alkışlamış, ardından ‘Gereğini yapsın’ demiş,  ardından da uyarıyı alınca susmuş, sesini çıkarmamış bir kişidir. Yeni CHP’nin  Yeni Genel Başkanı, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ne karşı çıkmış, önünde  durmuş, engel olmuş bir kişidir. Kardeşliğe karşıdır. Yeni CHP’nin Yeni Genel  Başkanı, ‘Nerede bu Ergenekon, gidip üye olacağım’ diyecek kadar, çete sevdalısı  olduğunu açık açık belirtmiştir. Bu Genel Başkan, çetelere avukatlığı bir adım  daha öteye taşımış, CHP’nin çetelere kol kanat germesini sağlamıştır.”
        
BUGÜN DE SİYASET, SİYASET DIŞI MİHRAKLAR TARAFINDAN ŞEKİLLENDİRİLMEK  İSTENİYOR”
         
Başbakan Erdoğan, tüm baskılara rağmen, Şırnaklıların oyuna  gelmediklerini ve miting meydanını gümbür gümbür doldurduklarını söyledi. “Bu  muhabbet nereden geliyor böyle?” diye CHP ve BDP’ye soru soran Erdoğan, şöyle  konuştu:

“Yahu bu ülkede Kürt meselesinin hiçbir zaman sahibi olmayan bu CHP ile  Kürt meselesinden beslenen BDP, bugün kol kola girmiş durumda. Yıllarca Kürt  kimliğini, Kürtçeyi inkar eden, yıllarca benim Kürt kardeşlerime zulmeden CHP ile  güya Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia eden BDP, bugün işbirliği yapmış  durumda. Yahu ne oldu size? Sizi bir araya getiren ne? Sizi buluşturan ne? Sizi  işbirliği noktasına getiren ne?

Bunlar, çeteleri yeniden diriltmek için işbirliği yaptılar. Bunlar,  çetelere yeniden can suyu vermek için işbirliği yaptılar. Bunlar, kan üzerinden,  gözyaşı üzerinden işbirliği yaptılar. Bunlar, Türkiye’yi 2002 öncesine geri  götürmek için işbirliği yaptılar. Çünkü 2002 öncesi karanlıktı. 2002 öncesinde  çeteler cirit atıyordu. 2002 öncesinde çeteler ülkeye istedikleri gibi istikamet  veriyordu. 2002 öncesinde ret vardı, inkar vardı, asimilasyon vardı. 2002  öncesinde, müdahaleler yoluyla, kışkırtmalar yoluyla siyaset şekillendiriliyor,  milli irade üzerine ipotek konuluyordu. İşte bugün de aynı şey yapılmak  isteniyor. Bugün de siyaset, siyaset dışı mihraklar tarafından şekillendirilmek  isteniyor

SABAHAT AKKİRAZ CHP’Lİ OLDU

Kemal Kılıçdaroğlu CHP’ye katılan sanatçı Sabahat Akkiraz’a rozet taktı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuşmasından önce CHP’ye katılan sanatçı Sabahat Akkiraz’a rozet taktı ve “Sanatçılara her zaman ihtiyacımız var. Şarkılarını artık halkın iktidarı için söyleyecek. Kendisine hoş geldin diyoruz” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu darbeye karşı net tavır koydu

Kemal Kılıçdaroğlu darbeye karşı net tavır koydu

Kılıçdaroğlu, siyasete dışarıdan yapılan müdahalelere karşı olduğunu belirterek ”Darbe olursa tankın önüne ilk ben çıkarım” dedi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, siyasete dışarıdan müdahale girişimlerine karşı tavrını net ifadelerle ortaya koydu. 

Tankın önüne ilk ben çıkarım
Türkiye’nin darbeler defterini kapattığının altını çizdi. 27 Mayıs’tan 27 Nisan’a uzanan müdahale süreçlerini ise bugünkü sıkıntıların ve demokrasi çıtasının düşük kalmasının sebebi olarak gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Ne silah yoluyla ordu ne de başka bir güç demokrasiye müdahale etmemeli. Siyasete gece yarısı bildirisi veya başka yoldan müdahaleyi reddediyoruz. Darbe olursa tankın önüne ilk çıkacak kişi ben olurum.” dedi. Siyasetçinin insanların inancını özgürce yerine getirmesinin yolunu açması gerektiğini vurgulayan CHP Genel Başkanı, başörtüsü sorununun ise siyasetin karışmaması halinde kendiliğinden çözüleceğini savundu. Medyaya yönelik baskılara da işaret eden Kılıçdaroğlu, Genelkurmay’ın uyguladığı akreditasyona karşı çıktı. 

‘İktidar alternatifi’ haline gelmek için her anlamda önemli çalışmalar yapacaklarını kaydederken sakin bir söylem kullanacağına işaret etti. ‘Yoksulluk ve yolsuzluk’ gibi iki ana eksen üzerinde politika geliştirecekleri mesajı veren Kılıçdaroğlu, bunu da toplumun bütün kesimlerini kucaklayarak gerçekleştireceklerini aktardı. Mütedeyyin insanlardan oy beklediğini, siyasetin insanların inancını özgürce yerine getirmesinin yolunu açması gerektiğini belirtti. Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmeleri şöyle: 

Kurumlar siyasetin bir parçası olmamalı
Siyasete dışarıdan müdahale olmamalı: Herkes ‘siyasete müdahale’ girişimlerine karşı çıkmalı. Bu ülkede demokrasi olsun diyorsak, halkın iradesini baş tacı ediyorsak, demokrasiye dışarıdan müdahalelere kapıları kapatmalıyız. Türkiye Cumhuriyeti’nin her kurumu saygındır. Gözümüz gibi korumalıyız. Üniversite, ordu, yargı, parlamento, istihbarat örgütleri, emniyet de böyledir. Siyasetçi bu kurumların içine girip ‘kendi ideolojimi bu kurumlara vereceğim’ dememeli. O kurumlar siyasetin emrinde olmalı ama günlük siyasal politikaların birer parçası olmamalıdır. 

Darbe olursa tankın önüne ilk çıkacak kişi ben olurum: CHP genel başkanı olarak söylüyorum; CHP’liler bir darbe olursa o darbeye karşı çıkacaktır. Bu ülkeyi demokrasi içinde geliştireceğiz. Bu ülkenin her insanı artık bu tür çabanın içinde olmalı. Ne silah yoluyla ordu ne de başka bir güç demokrasiye müdahale etmemeli. Siyasetçilerin halka gidip programlarını, dünya görüşlerini, sorunları nasıl çözeceklerini anlatıp onlardan oy almaları gerekir. Siyasete gece yarısı bildirisi veya başka yoldan müdahaleyi reddetmemiz lazım. 21. yüzyılın Türkiye’si bu defteri kapatmak zorundadır. Geçmişte yaşananlar, bugün demokrasinin ağır aksak ilerlemesine neden olmuştur. Oysa onlar yaşanmasaydı biz demokrasi çıtamızı çok daha yükseltmiş olabilirdik. Demokratikleşme konusunda taviz vermeyeceğiz. Ama Türkiye’de siyaset dışındaki sivil kurumların eleştiri yapmasının bir bedeli olduğu ortaya çıktı. Eleştiri yapıyorsunuz, arkadan iki denetim elemanı kapınızda bekliyor.

Erdoğan’dan bir kez daha İnönü çıkışı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, milliyetçiliğin; ırk esasıyla bir ayrımcılığa gitmek olmadığını ifade ederek, ”Milliyetçilik, bu ülkeyi var eden, kardeşliğe, dayanışmaya, paylaşmaya sırtını dönmektir diye asla düşünmüyorum. Milliyetçilik, bu toprakların nasıl vatan olduğudur, bu milletin nasıl teşekkül ettiğidir, hangi iklimde doğup, hangi atmosferde büyüyüp, geliştiğini idrak etmek ve bunun gereğini yapmaktır” dedi.

Erdoğan, Vakıf Haftası açılışı dolayısıyla TBMM’de düzenlenen törende yaptığı konuşmada, iktidarları döneminde vakıflar alanında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

”ANKARA DIŞINA ÇIKAMIYOR”

Erdoğan, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika’da kültür varlıklarının izini sürdüklerine işaret ederek, ”Atalarımız nerelere gitmişler, neler yapmışlar. Biz, şimdi 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının dışına çıkamıyoruz. Hele hele bazıları Ankara’nın dışına çıkamıyor” diye konuştu.

İstanbul, Bursa, Konya, Kayseri büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyelerinin, sınırları içerisindeki yüzlerce eseri bu dönemde restore ettiklerini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Biz, bizi biz yapan, bizi var eden o ruh kökünden yola çıkıyor, geçmişten aldığımız ilhamla geleceğimiz için bir ufuk çizmenin mücadelesini veriyoruz. Büyük düşünenler, işte bugünlere ulaşan, yüzlerce yıldır, asırlardır ayakta duran bu eserlerin oluşmasını sağladı. Onlar bizi var ettiler, inşallah biz de yarınların var olmasına vesile oluşturacak tohumları atıyoruz. Bizler de büyük düşünüyoruz. Geleceğe eserler bırakmak için emek sarf ediyoruz.

Lütfen farklı yerlere çekilmesin; milliyetçilik ırk esasıyla bir ayrımcılığa gitmek değildir. Milliyetçilik, bu ülkeyi var eden, kardeşliğe, dayanışmaya, paylaşmaya sırtını dönmektir diye asla düşünmüyorum. Milliyetçilik, bu toprakların nasıl vatan olduğudur, bu milletin nasıl teşekkül ettiğidir, hangi iklimde doğup, hangi atmosferde büyüyüp, geliştiğini idrak etmek ve bunun gereğini yapmaktır. Süleymaniye’nin her bir tuğlası, kerpici, taşı farklı coğrafyalardan getirilmiş olabilir, her bir ahşap, çivi, hat farklı bir elde işlenmiş olabilir. Ama Süleymaniye tek başına, tek bir vücut olarak bu ülkenin tamamının, tarihin, medeniyetimizin, kültürümüzün, birlik, bütünlük ve kardeşliğimizin özetidir. Bugün bizim millet tasavvurumuzun da özünde bu vardır. Bizler aynı vatan üzerinde, aynı bayrak altında aynı idealler altında birlemiş bir milletiz. Dili, dini, ırkı, etnik kökeni, rengi ne olursa olsun, biz tıpkı Süleymaniye, Selimiye, Sultanahmet, Galata Kulesi, Akdamar Kilisesi gibi bu toprakların ortak sahibiyiz ve bu toprakların ortak eseriyiz. Nasıl geçmişi birlikte inşa ettiysek, aynı şekilde geleceği de kimsenin kuşkusu olmasın birlikte inşa edeceğiz.”

“BİZİ ÜLKE VE MİLLET OLARAK VAR EDEN TARİHİMİZDİR”

Tarihin unutturulmak istendiği, yeniden ve farklı şekilde yazılmak istendiği dönemlerden geçildiğini ifade eden Erdoğan, “Bizi ülke ve millet olarak var eden tarihimizdir. Tarihi olmayanların geleceği olmaz bunu böyle bilmek zorundayız.” şeklinde konuştu.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İsmet İnönü’ye Konya’daki bazı tarihi eserlerin onarılması için gönderdiği telgrafı hatırlatan Erdoğan, “Şu 7,5 yıl içinde Türkiye’nin her köşesinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İsmet İnönü’ye yazdığı o mektuptaki o incelik var ya… Ah ah, o mektubu iyi incelemek lazım, teferruatına girmeyeceğim. Hani diyor ya, ‘o camiler, kervansaraylar askerlerden boşaltılsın…’ Sadece o değil, orada daha başka şeyler de var. Onu eğer incelersek, araştırırsak onların içinde nelerin olduğunu görürüz. İşte biz, oraları onlardan temizliyoruz. Ve bu nesile onları kazandırdık, şimdi de geleceğe kazandırıyoruz. Fark bu. 7.5 yıl içinde tarihi eserlerimiz yeniden hayata döndü. Bunlar ahır olarak kullanılıyordu. Bu ahırlardan temizledik. Bu tarihe ihanet değil midir? İşte bunlardan temizleyerek onları bugüne ve geleceğe kazandırdık. Yeniden can suyuna kavuşturduk.” açıklamasını yaptı.

GAZETE HABERTÜRK GENEL YAYIN YÖNETMENİ FATİH ALTAYLI’YA ÖDÜL

Konuşmaların ardından ödül törenine geçildi.

Başbakan Erdoğan, aralarında işadamı Abdülkadir Konukoğlu’nun da bulunduğu bazı kişilere ”vakıf insanlar” ödüllerini verdi.

Basın dalında, Gazete HABERTÜRK de ödüle lâyık görüldü. Ödülü, Gazete HABERTÜRK Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın elinden aldı.

Arınç ayrıca, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, Zaman Gazetesi Ankara Temsilciliği adına Ömer Şahin, NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün, Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, TGRT Haber Yönetim Kurulu adına Nuri Elibol, Cihan Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Mustafa Kılıç ve DHA adına Kemal Gülmüş’e, kurumları adına ödül verdi.

Köşe yazarları Hüseyin Öztürk ve Mehmet Çetingüleç de ödüle lâyık görüldü.

AK Parti Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin, proje dalında ödüllerini ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı adına Prof. Dr. Adil Gürel, Fetihler Hayır Evi adına Şahin Altuner’e ödülünü verdi.

Resim yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödüllerini eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler verirken; ”Ben bir vakıf kursam” adlı kompozisyon yarışmasında dereceye girenlere de ödüllerini YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan verdi

Baykal kararını verdi ! CHP Genel Başkan Yardımcısı KILIÇDAROĞLU

CHP’nin yeni kurultayında Onur Öymen’in yönetimden çıkarılması Kılıçdaroğlu’nun başkan yardımcılığına getirilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

203690

Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in açıklamalarının ardından yaşanan Dersim krizi, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün başlattığı siyasi hareket ile Aleviler’in yeni parti kurma girişimleri CHP kulislerini hareketlendirdi.

MYK DEĞİŞİYOR
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 21 Aralık 2008′deki kurultayda kabul edilen ve başkanlık sistemine benzetilen yeni yönetim modeli getiren tüzük değişikliğini uygulamaya hazırlanıyor. Geçen seneki kurultayda kabul edilmesine rağmen uygulamaya konulmayan yeni tüzük, partinin Merkez Yönetim Kurulu’nu (MYK) değiştiriyor. Yeni tüzük, genel sekreterliğin temsili makam haline gelmesini, genel saymanlık ile genel sekreter yardımcılıklarının ise lağvedilmesini öngörüyor.

BAŞKANLIK MODELİNE UYGUN
AK Parti’de uygulanan başkanlık modeline benzeyen yapıya göre, MYK’da 13 başkan yardımcısı yer alacak. Başkan yardımcılarının belirlenmesine Baykal karar verecek. Yerel seçim sonrası Baykal’ın yeni tüzük gereği, bu görevlendirmeleri yapması bekleniyordu ama CHP lideri, yeniden yapılandırmayı bekletti. Ancak Dersim krizi nedeni ile parti yönetimine özellikle Aleviler’den gelen tepkilerin yanı sıra Sarıgül hareketi ile Aleviler’in yeni parti kurma girişimleri bu yapılanmayı yeniden gündeme getirdi. Yeni yönetim, milletvekilleri ve parti yöneticilerinin gündeminin ilk sırasında yer alıyor.

SESSİZ BEKLEYİŞİN NEDENİ
CHP içinden “muhalif sesin” çıkmamasının bir nedeni de bu yönetim değişikliği. Partinin ileri gelen isimleri yeni yönetimde yer alma beklentisi içinde. Kurultay hesaplarının yanı sıra genel seçimlere kısa süre kalması da CHP’deki sessizliğin ikinci nedeni.

GENÇLEŞME BEKLENTİSİ
Baykal, yeni yönetim için ilkbahar başında yapılması gereken yeni kurultayı bekliyor. Beklentiler ise, bu yapılanma gereği parti yönetiminin “gençleştirilmesi” yönünde. CHP kurultayında yeni yönetim oluşumu, genel başkanın delegelere “blok liste” sunması ile gerçekleşiyor. Delegeler tek liste halinde sunulan adaylardan istemediklerini eğer blok halinde çizerlerse bu isim yönetimde yer alamıyor.

ÖYMEN LİSTEDE OLMAYACAK
Baykal’ın Dersim krizinin ardından sahip çıkmasına rağmen CHP Genel Başkan Yardıncısı Onur Öymen’in kurultaya sunulacak listede yer alması beklenmiyor. Öymen, listede yer alsa bile kulislerde “çizik operasyonu” olacağı konuşuluyor. Baykal’ın, seçim öncesi bu son kurultayda olumsuz bir görüntü vermek istemediği, bu nedenle Öymen’in “parti yönetiminin gençleşmesi” gerekçesiyle yönetimde yer almayacağına işaret ediliyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU BAŞKAN YARDIMCISI GİBİ
Tüzük değişikliğinin ardından MYK’ya girmesi beklenen isimlerin başında CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu geliyordu. Dersim krizinin diğer tarafı olan Kılıçdaroğlu’nun genel başkan yardımcısı olarak yeni yönetime girmesine artık kesin gözüyle bakılıyor. Baykal’ın bu hamle ile “küskün” Aleviler’in gönlünü alacağı da ifade ediliyor.

Bugün

CHP’yi bitirme planı

CHP’nin anketlerde yüzde 27′ye çıkması hangi kesimleri hareketlendirdi?

alibalkiz0015

İŞTE MİLLİYET GAZETESİ’NDE YER ALAN RÖPORTAJDA VERİLEN MESAJLAR:

Devrim Sevimay/Milliyet

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) bir süredir ciddi bir araştırma-tartışma faaliyeti içinde olduğu biliniyordu. Ancak Genel Başkan Ali Balkız’a ne zaman “Anlatma aşamasına geldi mi?” diye sorsak, aldığımız yanıt “Henüz değil” oluyordu. Sonunda bu hafta “Tamam” dedi Balkız, “Çok ayrıntıya girmesek de artık konuşabiliriz”. Biz de hemen sorduk:

İlk ne zaman başladınız bu çalışmaya?
Son yerel seçimlerden iki hafta sonra seçim sonuçlarını, Alevilerin rolünü ve taleplerini değerlendiren bir deklarasyon yayımladık. Orada dedik ki “Bu parlamentodan bize umut yok. Oysa bizim sorunlarımız siyasi sorunlardır, siyaset çözecektir ve Meclis’te çözülecektir.” Bunu deyip, tüm Türkiye’deki Alevileri ve sosyal demokratları bu tespitimizi tartışmaya davet ettik. O gün bugündür de tartışıyoruz.

Kaç yer gezdiniz?
Sayıyı hatırlamıyorum, ama toplantı yaptığımız il sayısı 22. En son Ankara ve İstanbul kaldı. Şimdi bu ay da onları tamamlayacağız.
Türkiye için büyük umut

Eşzamanlı olarak bazı aydınların, akademisyenlerin, sivil örgütlerin toplantılarına da katıldınız galiba…
Evet, “Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” sorusuna ortak yanıt veren partileşme arayışı içindeki o kesimlerle de diyaloğumuz kesin bir biçimde sürüyor.

Kimler var bu partileşme arayışı içinde?
Çeşitli akademisyenlerin (Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Fuat Keyman, Erol Katırcıoğlu…) ve Ufuk Uras arkadaşımızın yer aldığı bir çalışma grubu var. Bir başka hareket, 10 Aralık Hareketi (Burhan Şenatalar, İbrahim Kaboğlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi). Bir de SHP yeni arayışlar içersinde.

Bu üç hareketin birleşme olasılığı var mı?
Bunların birleşebilme olasılıkları yüksek, olanakları da var. Aynı şeyleri düşünüyorlar çünkü. Bizim de bunlarla birlikte olmak gibi bir amacımız var. Hepimiz diyalog halindeyiz.

Bu üçlü grubun ve sizin üzerinde en anlaşamadığınız madde nedir desek, ne örnek verirsiniz?

Henüz bir anlaşmazlık yok. Her şey çok olumlu gidiyor ve bu Türkiye için büyük bir umut.

2010 veya 2011’deki bir seçime katılabilecek misiniz?

O amaçlanmış vaziyette. Önümüzdeki ocak ayında adı konmuş olur.

Hangi partiye alternatif olacaksınız?
Ne AKP’ye, ne CHP’ye, ne MHP’ye, ne de DTP’ye; hepsine. Çünkü biz düzene alternatif olacağız. Bunun için yeni bir sol söylem, sosyal demokrat yeni bir heyecan, yeni bir dil, yeni kadro…

“Yeni bir fantezi”? Böyle bakanlar da çıkacaktır…

Yeni bir fantezi olmayacak, olmaz. Çünkü adını andığımız çalışmayı yürüten arkadaşlarımızın hepsi ve biz son derece heyecanlıyız. Son derece inançlıyız. Temiziz. Halka güveniyoruz. Halkın içindeyiz. Halkın dilini, sıkıntılarını, beklentilerini biliyoruz. Dürüstüz. Onlara yalan söylemeyeceğiz. Biz onlara çıkış yollarını göstereceğiz.

“Biz” derken kimlerin partisi olacak bu?
Bu bir kitle partisi olacaksa eğer, kuşkusuz ki her kesimden insan olacak. Ama kimler olmayacak, ben size onu söyleyeyim: Yorulmuş. Güvenini kaybetmiş. Halkı küçümseyen. Geleceğe dair umutlar taşımayan. İçimize rekabet, bencillik, bireycilik hastalıklarını sokacak. Bunların hiçbiri olmayacak.

Peki o 22 ildeki Alevilerde yeni bir parti heyecanı gördünüz mü?
Düzenlediğimiz toplantılara katılan Alevi olanlar ve olmayanlarda dört eğilim tespit ettik: 1- “Elinize, yüreğinize sağlık. Bu bir ihtiyaçtı. Tam zamanıdır. Yanınızdayız” diyenler. 2- Türkiye Birlik Partisi ve Barış Partisi deneyimlerini anımsatarak “Aman ha, o konuma düşmeyin” diye uyaranlar. 3- CHP’ye bel bağlamış, belki gelecek sene belediye başkanı veya encümen üyesi olurum diye bekleyenler. 4- “Ya nereden çıktı bu, CHP’yi niye bölüyorsunuz, gelin hep beraber Baykal’ı indirelim” diyenler.

Bu dördüncüsü çok tartışıldı; siz ne diyorsunuz?
Yapsa Altan Öymen yapardı. Kaldı ki Baykal olmadığında dahi CHP’deki o zihniyet orada yaşamaya devam eder. O yüzden zaten diyoruz ki, yeni bir parti şart.

ALEVİLER-AKP
‘DERSİM DERSİM OLDUĞU SÜRECE AKP’YE OY ÇIKMAZ’

Evet gerçekten Alevilerden Sayın Erdoğan’a hayır yok, ama Baykal’a da olmamalı.

Başbakan Tunceli’yi hep çok istemişti; ilk seçimde milletvekili çıkarabilir mi sizce?

AKP, AKP olduğu, Dersim de Dersim olduğu sürece AKP oradan milletvekili çıkartamaz. Çünkü Dersimliler yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olduklarını dokuları gereği hemen fark ederler.

Ama ya mesela din dersini zorunlu olmaktan çıkarırsa?

Ah keşke, ama o zaman da varlık nedenlerini ortadan kaldırmış olurlar. AKP’yi bugün iktidara getiren 12 Eylül’den sonra başlayan zorunlu din dersleri sürecidir çünkü.

Dersim’le beraber AKP’nin Sünni-Hanefi partisi kimliğinden uzaklaşmaya başladığı görüşüne katılır mısınız?

Bu görüş sahipleri böyle olmasını arzu ediyor veya çok iyimser olabilirler, ama bakın şöyle de önemli bir veri var elimizde: Diyanet İşleri Başkanlığı geçtiğimiz günlerde bir “Strateji Belgesi” yayımladı. Orada dini ve kurumu tehdit eden çalışmalar listesi vardı. Listeye din kültürü ve ahlak bilgisi eğitiminin zorunlu olmaktan çıkartılmasını istemek ya da isteyenler de konmuş.

Yani siz?

Evet biz. Bu bir listedir. Ergenekon da bir liste yapmıştı; bu da bir liste. Ergenekon’un listesi demokrasi düşmanlarının, darbecilerin listesi. Bu liste ise ne kötü ki devletin anayasal bir kurumunun listesi.

Baykal “Alevilerden sana hayır yok, başka kapıya Başbakan” dedi; doğru mu?

Siz hükümetin de bu listenin arkasında durduğunu mu düşünüyorsunuz?
Biz “Hedef gösteriliyoruz” dedik, ama Alevilik çalıştayları yapan sayın Bakan, sayın Moderatör, sayın Bakanlar Kurulu, sayın parti yöneticilerinin hiçbiri çıkıp hükümetin bu listenin arkasında olmadığını söylemedi.

ALEVİLER-CHP
‘İSTERLERSE CHP’Yİ BARAJIN ALTINDA BIRAKIRLAR’

CHP bu kez baltayı taşa vurdu. Dersim, Alevilerin bu kadar peşin CHP’ye teslim olup olmayacaklarını belirleyen bir milat olacak. Bakarsanız, tepkilerin önü arkası kesilmiyor. 13 Aralık’ta bile Tunceli Dernekleri Federasyonu Kadıköy’de büyük bir miting yapacak.

Aleviler CHP’yle bir yol ayrımına geldi mi?

Değişen ne?
Dersim olayı sayesinde CHP’nin bir yönü daha artık çok iyi bilinir hale geldi: CHP geçmişteki “Türk ve Sünni” tipolojisi yaratma amacını hâlâ sürdürüyor. Zaten parti programlarında, seçim çalışmalarında böyle olduğu görülüyordu, ama bu şimdi tamamen ortaya çıktı.

Yalnız geçmişte de böyleyse o zaman niçin yıllardır Aleviler CHP’ye oy veriyor?
Çaresizlik ve seçeneksizlik. Bir tarafta kendilerini kandıran var, ama öbür tarafta da doğrudan canlarına kastedercesine tehdit eden bir yapı var. Aleviler de çaresiz yıllardır kandırılmaya razı oluyor.

CHP nasıl kandırıyor sizi?
Aleviler hep varolduğunu sandıkları, ama aslında hiç varolmamış olan “laikliği” korumak adına CHP’ye oy verirler. Oysa Atatürk’ün kurduğu köy enstitülerini ne hazindir ki CHP kaldırdı. İmam hatip okullarının en çok açıldığı yıllar koalisyonda Ecevit’in olduğu yıllardır.

Din eğitimi hep devam etti. Diyanet devam etti. Alevilerin kimlikleri, kişilikleri yok sayıldı.
Aktif politika içersinde Alevilere hep seçmen rolü verildi. CHP onlara hep “Siz durun durduğunuz yerde, bize oy verin, biz sizin adınıza siyaset yaparız” dedi.

Baykal hâlâ randevu verecek
Alevi kimliğiyle Arif Sağ siyaset yapabildi mi? Önemli olan bu. Bakın şu son yerel seçimlerde bile kazanabilecek, 20 değerli ismi belirleyip, Baykal’dan randevu talep ettik, hâlâ bize randevu verecek. Biz de listemizi Sav’a, Ateş’e verdik, ama 20’de sıfır çektik.

Bırakın diğerlerini, Arif Sağ CHP’den seçilmedi mi?

Önerdiğimiz bir tek adayımızı dahi listelerine almadılar. Örneğin İzmir’de bu seçimlerde yanılmıyorsam 30 belediye başkanı seçildi, ama sadece bir tanesi Alevi. Oysa CHP’nin İzmir’de aldığı oyların yüzde 50’si Alevilerindir.

Ama yine de çoğu gidip mührü CHP’ye basmıyor mu?
Elim kırılsın vermez olaydım, yine mi mecbur kaldım, diyerek… Çünkü CHP’den daha kötü bir seçeneğe asla gitmez Aleviler. CHP de bunu bildiği için zaten bu kadar rahat davranıyor.

Peki, o zaman neyin miladı olacak Dersim?
Biz bütün yurdu geziyoruz, Alevilerin nabzının nasıl attığını kavrıyor ve biliyoruz. Bir kez daha CHP’yle hesaplaşmak gerektiğinin bilincindeler. Çünkü Aleviler eğer isterlerse sandığa gitmedikleri zaman CHP’yi barajın altına nasıl düşürdüğünü, bu güçleri olduğunu biliyorlar.

ALEVİLER-ATATÜRK
‘ALEVİLER ATATÜRK’LE DERSİM’İ YAN YANA GETİRMEZ’

Katliam. Soykırım sistemli, süreli bir zürriyetini kurutma hareketidir. Bastırma yöntemlerine baktığınız zaman ne Şeyh Sait ne de Dersim isyanında bundan bahsedemeyiz.

“Aleviler niye alınıyor, Dersim’de Aleviliğe değil, feodaliteye operasyon yapıldı” diyenlere yanıtınız?

Dersimliler aynı zamanda aşirettir, Kürttür ve Alevidir. Dersim halkı bir bütündür. Evet, aşiretler arası bazı kıskançlıklar, çelişkiler söz konusudur, ama Dersim’de hangi sıfatı ikincil sayarsanız diğeri küser. Kimlikler iç içe geçmiştir.

Cumhuriyet’in Alevilere sahip çıktığı dönem hangisidir?

Hangi dönemden bahsedebiliriz? Aleviler elbette Cumhuriyet’le birlikte Osmanlı’nın zulmünden kurtulup kul statüsünden yurttaşlık statüsüne geçmiş olmanın ne anlama geldiğini biliyorlar. Ama Birinci Meclis’te sekiz Alevi milletvekili var, sonra sıfır. Aleviler tek parti döneminde de sonrasında çok büyük sorunlar yaşadılar. Mesela bir 1924 Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu vardır ki Aleviler bu kanunu pek bilmek istemezler bile. Çünkü onlar Atatürk’ü çok severler, sevmekte de haklıdırlar. Buraları irdeleyenlere baktıkları zaman o gerçeği görmek istemez, anımsamak istemezler.

Aleviler Dersim’le Atatürk’ü yan yana getirirler mi?

Hiç getirmezler. Atatürk’e laf söyletmemek için o yıllarda hastalığıyla uğraştığını, ülkenin iç ve dış işleriyle çok fazla ilgilenemez olduğunu varsayarlar.

Sizce gerçek bu mudur?

Bunu tarihçilere sormak lazım.

Siz Dersim olayına katliam mı diyorsunuz, soykırım mı?

Bu konular tartışıldıkça sizce Alevilerin Mustafa Kemal ile Hz. Ali’yi dahi birleştirdikleri o bağ sarsılabilir mi?
Hayır, bir kere Atatürk ile CHP, hele de bugünün CHP’sini özdeşleştirmek veya 1923’le 2009’u özdeşleştirmek mümkün değildir. Zorunlu din eğitiminin 16 yıl süreyle verilmediği, “Devletin dini İslamdır” ifadesinin kaldırıldığı, Meclis’teki yemin sözcüklerinin değiştirildiği, pozitivist bir anlayışın öne çıktığı o yıllar Mustafa Kemal’in hayatta olduğu yıllardı. O nedenle Aleviler hangi gerçeği görürlerse görsünler, Atatürk onların gözünde bu modern devleti kuran, bu devrimleri yapan, bizi başka bir dünyaya davet eden büyük önder olmaktan çıkmaz, çıkmayacaktır. Ama varsa orada bir gerçek, onun da görülmesinde yarar var.

ALEVİLER-KILIÇDAROĞLU
‘O, BİR DÜŞÜ KIRDI’

Bu tartışmadan sizce Kemal Kılıçdaroğlu nasıl çıktı?
Bir düşü kırdı Kılıçdaroğlu. Sadece Aleviler için değil sol, sosyal demokrat, bütün seçmenlerde büyük bir sempati yaratmış, ender bir portreydi. Ama sözünün arkasında durmadığı anda diğer herhangi bir politikacının konumuna düştü. Güzel bir portre orada dururken, kendisi yaptı demeyeyim, ama gitti cahilin teki üzerine bir çizik attı, bir karakalem çizdi.

ALEVİLER-AÇILIMLAR-ÇALIŞTAYLAR
‘ALEVİLERİ PAZARA ÇIKMIŞ MAL GİBİ GÖRÜYORLAR’

Çünkü Aleviler kendilerini öyle bir gösterdiler ki mecbur kaldılar açılım yapmaya. Bahçeli, Baykal, Erdoğan, diğer parti sözcüleri… Şu günlerde hepsi Aleviliği tartışıyor. Ne kadar da büyük bir madenmiş ki bu Aleviler, paylaşamıyor kimse. O diyor ki en çok ben seviyorum, öbürü diyor ki hayır ben. Sanki Aleviler pazara çıkmış mal gibi onun üzerinden pazarlık yapıyorlar.

Şimdi hemen her partinin Alevilere yönelik bir açılım paketi var…

Samimi bulduğunuz yok mu hiç aralarında?
Hayır yok, ama onların bize samimiyetlerini kanıtlamak gibi bir ödevleri var. Biz bugüne değin o kadar çok acılar yaşadık ve sonra o kadar çok yüceltildik, yükseltildik ki… Özalların, Demirellerin dillerinde yüce dağlara çıkartıldık. Asil yurttaşlarsınız, birinci sınıf vatandaşlarsınız, sizi seviyoruz, çok seviyoruz, hatta âşığız size dediler…

Ama somutta bunların hiçbir şeye tekabül etmediğini gördük. Bizim sütten ağzımız yandı, artık yoğurdu üfleyerek yiyoruz. Mesela AKP bir çalıştay başlattı; Cumhuriyet tarihinde ilk kez olan bir şey bu. Daha önce hiçbir hükümet “Ey Aleviler siz ne istiyorsunuz kardeşim” diye sormamışlardı; AKP sordu.

O zaman niye hâlâ ikna olmuyorsunuz, acaba haksızlık mı yapıyorsunuz?

Haksızlık yapmak istemeyiz, ama bir kere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Danıştay’ın, idare mahkemelerinin bizle ilgili kararlarını uygulamıyor. Anayasal suç işleme pahasına yapmıyor bunu.
Üstelik mesele sadece mahkeme kararları da değil; Madımak’ın müze olması için bir hükümet “Benim param yok kardeşim” diyebilir mi? Bu tam da ipe un sermek değil de nedir? Keza Alevi köylerine gönderilen imamlar, müezzinler… Gittikleri yerlerde işsizler. Diyanet İşleri Başkanlığı bir genelgeyle geri çekemez mi? Bunları yapmak için çalıştaylara gerek mi var?

Sizce bu çalıştayların sonunda ne çıkacak?
Ya “Ey Aleviler kusura bakmayın, Türkiye henüz böyle bir açılıma hazır değil, bunu zamana bırakmak lazım” diyecekler. Ya da o çalıştaylara katılan bazı Alevilerin bizle alakası olmayan istemlerini bütün Alevilerin istemiymiş gibi kabul edip “Bakın işte biz yaptık, oldu” diyecekler. Bu iki olasılıktan çok korkuyoruz. Çünkü ne yazık ki Cumhuriyet’in kuruluş aşamasındaki tek tip yaratma çabası hâlâ sürüyor.

Bunu söyleyerek CHP’yi, AKP’yi, MHP’yi aslında aynı kefeye koymuş oluyorsunuz?

Zaten yok ki birbirlerinden farkları; al birini vur ötekine. Bir kere üçü de yüzde 10’da mutabıklar. Anayasayı değiştirmemekte, değiştireceksek nasıl değiştireceğimiz konusunda mutabıklar. Diyanet’in varlığında, zorunlu din derslerinin devamında, Diyanet’in bütçesinde ve imam sayılarının artırılmasında mutabıklar.

ALEVİLER-MEDYA
‘ONLARIN AMACI ALEVİLER DEĞİL CHP’Yİ YIPRATMAK’

Basının bugüne kadar Alevilerin sorunlarıyla pek ilgilenmeyen kalemleri de Dersim meselesine sahip çıktı; bu gelişmeyi sevindirici buldunuz mu?

Kim olduğuna ve niyetinin ne olduğuna bağlı. Çünkü günlerdir en az beş-altı televizyon kanalı, gazete muhabiri bize mikrofon uzatıyor. Ancak bu medya organları bir olay aydınlığa mı kavuşsun istiyorlar, Alevilerin düşüncelerini mi öğrenmek istiyorlar yoksa buradan alacakları 10 cümlenin içinden seçecekleri bir cümleyle CHP’yi vurmak mı istiyorlar? Kesinlikle amaçları ikincisi. “Buradan CHP’yi nasıl yıpratırız, nasıl Alevilerin gözünden düşürürüz”; amaçları bu. CHP bunu hak etmiyor mu? CHP bunu hak ediyor. Ama Aleviler “yandaş” medya denilen o tarafın asıl amacının da bu olduğunun farkında. O gazeteler ve televizyonların Aleviliği nasıl algıladıkları ve nasıl takdim ettiklerinin kesitleri bizim arşivimizde duruyor. Biz onları unutmadık.

Özellikle liberallerin size yönelik “resmi ideolojinin bekçiliğini yapıyorsunuz” diye bir eleştirileri vardır; haksızlar mı?
Rejimin bekçiliğini yapmak eğer bir tarafta bir faşizm, bir darbe, bir şeriat tehlikesi varsa ve hiç olmazsa “Türkiye laiktir laik kalacak” söylemi nedeniyle de olsa CHP’nin yanında durmak rejimin bekçiliğini yapmak ise Alevilerin geniş halk kesimi bu tür gailelerle, evet rejimin bekçiliğini yaptı, yapıyor. Ama neden uzak duracağını da hep bildi. Örnek; Cumhuriyet mitingleri kürsüsüne Alevi örgütleri çıkmadı.

Kürtler, İslamcılar ve Kemalistler ne diyor ?

turkkemalistler
Kemalist gençler kendilerini önce Türk, sonra laik, ardından Müslüman olarak tanımlıyor. Peki ya diğerleri !

Yrd. Doç. Selçuk Şirin, New York Üniversitesi (NYU) ve Bahçeşehir Üniversitesi ortaklığında “Genç Kimlikler-Siyasal, Kültürel ve Sosyal Kimlikler Bakımından Türkiye Gençliği” başlıklı bir araştırma yaptı.

Farklı etnik ve sınıfsal yapıdan oluşan 1403 öğrenciyle yapılan araştırmaya göre Kemalist gençler kendilerini önce Türk, sonra laik, ardından Müslüman olarak tanımlıyor. Ayrımcılığa uğradığını söyleyen Kürt gençler geleceklerini karanlık buluyor, en az ayrımclığa ise MHP’li gençler uğradığını söylüyor. AKP ‘İslamcıyım’ diyenlerin yarısından oy alamıyor. Milliyetçi ve ulusalcıların tercihi CHP’den yana.

ERMENİLER: Önce laikiz

İSLAMCILAR: AKP’ye oy vermem

KEMALİSTLER: DTP’ye oy vermem

KÜRTLER: Geleceğim karanlık

GENEL BİLGİLER

* 15 Nisan-30 Haziran 2009 tarihleri arasında 52 ilde 1403 gençle bire bir görüşme yöntemiyle gerçekleştirildi.
* Yaşları 18-25 arasında değişen bu gençlere siyasal ve sosyal kimlikleri üzerine 241 adet soru soruldu.
* Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 60’ı büyükşehirde, yüzde 33’ü şehirde, yüzde 7’si köyde oturuyor.
* Yüzde 70’i orta sınıfa, yüzde 9’u yüksek gelir grubuna mensupken, yüzde 21’i dar gelirli ailelerden geliyor.
* Yüzde 76’sı Sünni, yüzde 13’ü Safi, yüzde 7’si Alevi.
* Gençlerin yüzde 83’ü Türk, yüzde 11’i Kürt, yüzde 5’i Ermeni.
* Gençlerin yüzde 63’ü üniversite öğrencisi.
* Siyasi bakımdan kendilerini nasıl tanımladıkları sorulduğunda yüzde 64’ü Kemalist-Atatürkçü, yüzde 44’ü İslamcı, yüzde 46’sı Ulusalcı, yüzde 56’sı Milliyetçi, yüzde 39’u Solcu ve yüzde 17’si Ülkücü olduğunu söylemiş.

‘Ermeniyiz, laikiz’

* Laik olduğunu söyleyenlerin büyük çoğunluğu CHP’ye oy veriyor. Mezhep bakımından Aleviler, etnik köken olarak da Ermeni gençler laik kesime ait olduklarını söylemişler.
* En az düzeyde laikim diyenler ise şöyle: AKP ve DTP’ye oy verenler. Kürtler ve Safiler. Gelir düzeyi bakımından da en az laik kesim dar gelirliler.

‘Önce Türk’üm, sonra Müslüman’

* Kemalist gençler önce Türk, sonra laik, sonra Müslüman olduğunu söylüyor.
* İslami kesime ait gençler önce Müslüman, sonra Türk ve çok düşük oranda laikim diyor.
* Ülkücü gençler ise sırasıyla Türk, Müslüman ve laik.

Sınıf yükseldikçe Müslüman kimlik düşüyor

* Gençlere kendilerini ne denli Müslüman hissettikleri sorulduğunda AKP ve MHP’li gençlerin eşit ve en yüksek oranda Müslüman kimliğine sadık olduklarını ifade ettiler.
* Alevi ve Sünni gençler eşit seviyede kendilerini Müslüman hissettiklerini söylüyorlar. İkisinin arasında bir fark yok.
* Etnik köken olarak bakıldığında Türk ve Kürt gençler aynı oranda Müslüman hissettiklerini söylüyor.
* Gençlere kendilerini ne denli Türk hissettikleri sorulduğunda MHP’liler diğer partilere göre, Sünniler diğer mezheplere, Türkler de diğer etnik gruplara göre çok daha yüksek oranda Türk kimliğine ait olduklarını ifade ediyorlar.
* Ayrıca sınıf yükseldikçe Müslümanlık aidiyeti düşüyor ama Türk kimlik aidiyeti yükseliyor.

‘Benim gibi düşünenler engelleniyor’

* Gençlerin yüzde 73’ü “Benim gibi düşünen kişiler hayatta daha çok engelle karşılaşıyor” diyor.
* Yüzde 70’ine göre “Medya benim siyasi görüşümden insanları olumsuz bir şekilde yansıtıyor.”
* En çok “Geleceğimi karanlık görüyorum” diyenler Kürtler.
* Ermeni ve Türk gençleri arasında gelecekten umut anlamında bir fark yok. Yüzde 35-40 civarında genç işler bir türlü benim istediğim gibi gitmiyor diyor ama iyi günlerin geleceğine inanıyor.
* CHP’li ve AKP’li gençler arasında da gelecek beklentileri açısından bir fark gözlenmemiş.
* Kemalistlerin yüzde 13’ü, İslamcıların ise yüzde 17’si “İstediğim şeyleri elde etmek için çaba göstermeme gerek yok, nasıl olsa elde edemeyeceğim” fikrine sahip.

‘AYRIMCILIĞA UĞRUYORUZ’

En az MHP’liler en çok Kürtler

* AKP ve CHP’ye oy veren gençler arasında maruz kalınan ayrımcılık açısından anlamlı bir fark yok.
* MHP’li gençler en az ayrımcılığa uğrayan grup.
* Ermeni gençlerin yüzde 70’i, Kürt gençlerin yüzde 86’sı etnik kökenlerinden dolayı haksızlığa uğradıklarını ifade ediyor.
* AKP oy veren gençlerin yüzde 39’u, CHP’ye oy veren gençlerin ise yüzde 30’u giyim kuşamlarından dolayı haksızlığa uğradıklarını düşünüyor.
* AKP’li gençlerin yüzde 35’i, DTP’li gençlerin ise yüzde 45’i dini inançlarından dolayı haksızlığa uğradığını söylüyor.
* CHP’li gençler en az siyasal baskı hisseden grup.
* DTP’li gençler ve Kürt kökenli gençler siyasal baskıyı en ağır hisseden grup.
* Dar gelirli gençler siyasi görüşlerinden dolayı diğer gelir gruplarina göre daha fazla baskı gördüklerini ifade etmişler.

Gençlere göre CHP

* CHP milliyetçilerin ve ulusalcıların en çok tercih ettiği parti.
* CHP’ye oy veren her 10 gençten 9’u kendisini Kemalist-Atatürkçü olarak ifade ediyor.
* Yüzde 60’ı kendilerini aynı zamanda solcu-sosyal demokrat olarak görüyor.
* Yüzde 14.4’ü kendilerini İslami kesime ait görüyor.

Gençlere göre AKP

* AKP Ulusalcı gençlerden MHP’ye göre daha çok oy alıyor.
* AKP’ye oy veren her 10 gençten 4’ü Atatürkçü-Kemalistim diyor.
* 10 gençten 8’i kendilerini İslami kesime ait görüyor.
* Yüzde 54.4’ü de milliyetçi olarak görüyor.
* Yüzde 9.1’i de kendilerini solcu ve yüzde 4.4’ü de sosyalist olarak ifade ediyor.

‘İslamcıyım ama AKP’ye oy vermem’

* AKP İslami kesime ait gençlerin yüzde 44’ünden oy alamıyor.
* CHP İslami kesime ait gençlerin yüzde 13’ünden oy alıyor.
* ÖDP İslamcı gençlerin en az tercih ettiği parti.

‘AKP’ye bile oy veririm ama DTP’ye asla’

* Burada ilginç olan CHP’nin Kemalist-Atatürkçü gençlerin yüzde 43’ünden oy alamıyor olması.
* AKP ise Kemalist-Atatürkçü gençlerin yüzde 19’undan oy alıyor.
* DTP Kemalist-Atatürkçü gençlerin en az tercih ettiği parti.

Gençlerin yarısına yakını 5 vakit namaz kılıyor

* Gençlerin yüzde 12’si ramazan ayında oruç tutmuyor.
* Yüzde 42’si hiçbir zaman beş vakit namaz kılmıyor.
* Yüzde 54’ü hiçbir zaman cuma namazına gitmiyor.
* İslami kesim gençlerinin yüzde 2.4’ü ramazan ayında oruç tutmuyor, yüzde 17’si ise beş vakit namaz kılmıyor.

SELÇUK ŞİRİN’E GÖRE ÜÇ ÖNEMLİ SONUÇ

Hem İslamcı hem CHP’li olunabilir

* 1. Yaptığımız araştırma gençlerin siyasal kimliklerinden dolayı çeşitli zorluklar yaşadıklarını ortaya koysa da, onların aynı zamanda varolan kamplaşmaların dışında çok yönlü siyasal kimlikler kurma yolunda son derece yaratıcı olduklarını gösteriyor. Örneğin, “İslamcı”, “Kemalist” ya da AKP’li, CHP’li gibi tanımlar gençler açısından sınırları çok net çizilmiş kavramlar değil. Beton kalıpları gibi siyasal kimlikleri, şablon olarak uyguladığımız zaman bugünkü gençleri anlayamayız. 18-25 yaş arası gençler hem islamcı hem CHP’li, hem Kemalist hem AKP’li olunabileceğini gösteriyor.
* 2. Araştırmadan çıkan önemli sonuçlardan biri de laik kimlik ile laik bilinç arasındaki fark. Laik kesime ait olduğunu söyleyen herkes laikliğin gereği olan önermeler konusunda aynı tutarlılığı göstermiyor. Örneğin laik kesime ait olduğunu söyleyen gençlerin önemli bir kısmı okullarda zorunlu olması gerektiğini, cami imamlarının maaşlarının devlet tarafından ödenmesi gerektiğine inanıyor.
* 3. Bu çalışmada gençlere klinik psikolojide kullanılan BECK-Umutsuzluk Ölçeği adı verilen bir test de uygulandı. Çıkan sonuçlar gençlerin geleceklerinden son derece kaygılı olduğunu gösteriyor. Kemalist ve Kürt kökenli gençler fırsat bulsanız başka bir ülkeye yerleşir misiniz sorusuna en çok evet diyenler.