NUSRET

 nusretcetinkaya@yahoo.com
 
www.mehmeterdogan.com
 

1 BABA – 2 ÇOCUK

 
Zamanın ve mekânın çokta önemli olmadığı ama aslında direk olarak konuyla alakalı olduğu bir yerde bir baba ve bu babanın 2 de çocuğu varmış. Baba kendi ve ailesi için çok çalışır ve kazandığı 3 kuruş ile evin kirası, faturalar, yiyecek, giyecek vs derken maaşının büyük bir kısmını bitirir kalanını da çocuklarına eşit olarak harcarmış. Bu kötü koşullara rağmen baba ve çocukları son derece hallerinden memnun ve mutlu bir şekilde yaşamlarını sürdürürlermiş. Çünkü bilirlermiş ki birlikte oldukları ve zorluklara hep beraber göğüs gerdikleri sürece hep mutlu olacaklarmış.

Zaman ilerledikçe baba bakmış ki çocuklardan birisi çok zeki, çok akıllı ve okumaya da çok hevesli. Ama diğer çocuğu ise okumakta gözü yok. Hep haylazlık ve yaramazlık peşinde. E tabi doğal olarak okumaya hevesli olan çocuğuna daha çok destek ve yardımcı olmuş. Onunla daha çok ilgilenmiş onun harçlığını daha fazla vermiş ama bunları yaparken de diğer çocuğunun harçlığından kısmak zorunda kalmış. Bu duruma çok üzülen haylaz evlat yine de bu duruma sesini çıkarmamış. Nasıl olsa okumasa da, çalışmasa da babası onun harçlığını – az da olsa – vermek zorunda olduğunu biliyormuş. Ne de olsa babalarıymış ve bakmak zorundaymış. Bu yüzden de bu duruma hiç sesini çıkarmıyormuş

Zaman geçmiş baba yaşlanmış çocukları büyümüş. Okuyan çocuk okulunu bitirmiş iş güç sahibi olmuş ve artık kendini kurtarmış. Kendine ait bir işi varmış ve durumu da çok iyiymiş. Babası da onunla gurur duyuyormuş. Ama öbür taraftan diğer evlat ise hala aynı şekilde babasından aldığı 3 kuruş ile hayatını geçindirmeye çalışıyormuş.

Ama bir gün kardeşinin kendine güzel bir hayat kurduğunu görmüş ve kafasında yavaş yavaş sorular ve tilkiler dolaşmaya başlamış : “neden kardeşi bu kadar iyi durumdayken kendisi zor bir hayat sürüyor”, ”neden babası hep kardeşine çok yakın ve sıcak davranırken kendisine üvey evlat muamelesi yapıyor”. Bu sorularla her gün kendini yerken artık bir gün dayanamamış ve isyan etmiş. Babasına neden kendisine, kardeşine gösterilen ilgi ve şefkatin gösterilmediğini ve neden kendine üvey evlat muamelesi yapıldığını sormuş ve böyle devam ederse evi terk edeceğini söylemiş.

Aslında bu söylediklerinin doğruluğuna kendi de çok inanmıyormuş. Çünkü çocuğun asıl niyeti ne evden kaçmak ne de yapılanlara isyan etmekmiş. Onun aslı amacı babasından aldığı harçlığı biraz daha arttırmak ve kardeşinden de para koparmakmış. Eğer evden kaçarsa tek başına hiçbir şey yapamayacağını ve kendisine bakamayacağını biliyormuş. Babasının ve kardeşinin de bu durumun farkındaymış. Çünkü zamanında babası onun hiçbir işe tutunamayacağını ve bir şey olamayacağını fark edip ona çok destek çıkmış ama o hep bu fırsatları elinin tersiyle itmiş.1 Yine de baba yüreği buna dayanamıyor ve sesini çıkarmamış.

Bu haylaz evlat artık babasından ve kardeşinden aldığı daha fazla parayla daha fazla mutlu olacağını zannetmiş ama zamanla bu paralarda yetmemeye başlamış. Ayrıca arkadaş olarak sandığı ama aslında kendisine ve ailesine düşman olan ve bu ailenin kötülüğü için elinden geleni yapmaya yeminli olan kişiler sürekli, evden kaçması ya da evin düzenini bozması için onu kışkırtıyorlarmış. Ama tabi evlat evden kaçmak yerine babasını ve kardeşini evden kaçırmayı yeğliyormuş ve evdeki huzursuzlukların ardı arkası kesilmiyormuş. Bu böyle uzun yıllar devam etmiş ve daha da devam edecek gibi görünüyor.

Şimdi bu hikâyenin sonu neden bağlanmadı ve neden böyle bitti diye sorarsanız aslında bu hikâye halen devam etmekte olan bir hikâye ve sonu ne zaman bağlanacak ve nasıl olacak bunu bende bilmiyorum. Sanırım bu hikâyenin neyi anlattığını ve bu baba ve çocukların kim olduklarını söylememe gerek kalmadan siz yazıları okurken çözdünüz.

Zamanında; başta Turgut ÖZAL olmak üzere devletin başındakilerin ülkenin durumunu ve gidişatını görerek ve bu durumlara geleceğini çok önceden düşünerek bunun önünü kesmek için yaptıkları yatırımlar -ki bunların en önemlisi GAP projesidir ( 1 ) – yine de bugün ülkemizde yaşananlara engel olamamıştır. Çözüm ise kimde, bunu anlamak zor değil; çözümü dışarıda aramamak lazım. Dışarıda olan çözüm değil, sorunun ta kendisidir. Çözümü; ailenin kendi içinde ve herkese eşit haklar vererek halletmek lazım -ki ne haylaz evlat ne de çalışkan evlat zarar görsün.

10 / 01 / 2010

Nusret Çetinkaya

 
 
 
2-B den 2TELLİ’ ye

AKP hükümetinin uzun yıllar süren ve ısrarla çıkarmak için çabaladığı bir kanun vardır. Bu kanun; orman vasfını yitirmiş ve yitirtilmiş arazilerin kadastroya tescillerinin yapılarak tekrar kullanılmasının ve böylece satışının sağlanmasını amaçlayan bir kanundur. Orman arazilerinin satışının önünü açan 2-B kanunu bu yılın başlarında onaylanmıştı. Bu kanun değişikliğinin amacı ne kadar imar alanlarının düzeltilmesi ve zamanında orman alanı olan fakat günümüzde bu vasfı yitirmiş alanların imara açılarak düzgün bir yapılaşmaya imkan verilmesini sağlamak gibi görünse de asıl amacın büyük bir rant ve kâr amacı olduğu, geçtiğimiz hafta içinde yaşadığımız sel felaketi ile bir kez daha gündeme geldi.

Her ne kadar başbakan R. Tayip ERDOĞAN bu konuyla ilgili olarak çamur at izi kalsın taktiği uygulayıp suçu CHP belediyeleri ve vatandaşlara atsa da asıl suçlunun 2-B kanundaki değişiklik olduğunu kendi de biliyordu.

Orman alanlarının bir şekilde yok olması! ve yeni imar alanlarının açılması ile son 3-4 yıl içinde son derece hızlı bir şekilde yapılaşma süreci patlak verdi. Yüksek konforlu ve ultralüks villaların ve dairelerin yapılması ve tabi ki bu yerlerdeki parsellerin birileri tarafından alınıp satılması ile büyük bir rant sektörü ortaya çıktı. Şimdi diyeceksiniz ki kanun bu yıl başında çıktı bu rant kavgası 3-4 yıldır nasıl süregeliyor. Bu kanunun çıkacağı ve olayların bu süreç içinde gelişeceği AKP nin 2-B yi ilk dürtmeye başladığı zamanlarda zaten belli olmuştu ve hükümete yakın ve uyanık kesimler çoktan bu alanları kapatmışlardı.

Şimdi gelelim bu kanun ile yaşanan sel felaketinin ortak noktasına. Zamanında imar alanı olarak açılan ve büyük bir bölümü villa arazisi olarak satılan İkitelli ve Halkalı ilçelerindeki sel baskınında zarar gören evlerin çoğu dere yatağına yapılmış durumda. Tabi ki bu evler gökten kendiliğinden bu alanlara inmedi. Rant ve çıkar hırsıyla ve dere yatağı olması nedeniyle, değerinin altında satılan ve alınan parsellerin üzerinde bulunan bu evlerin aslında bu felakete kurban gideceği o zamanlarda biliniyor ama “alan memnun satan memnun” düşüncesiyle kimse bu konunu üstünde durmak istemedi.

Şimdi bu felaketin yaşanması üzerine ise herkes suçu kendi üstünden atmakta ve kendini aklamaya çalışmaktadır. Zamanında Mühendis ve Mimarlar Odası’ nın ve Harita Mühendisleri Odası’nın büyük çabalarına rağmen hükümetin kulağını tıkayarak ve “bu işi tek ve en iyi bilen benim ne de olsa halktan % 45 oy aldım” mantığı ile hareket etmesi ile bu olaylar yaşandı ve ilerde de yaşanmaya devam edecektir.

Nusret Çetinkaya


Leave a Reply


Image Hosted by ImageShack.us
Facebook'ta Paylaş

Image Hosted by ImageShack.us

Bağlantılar

Bilgileriniz sistemimize kaydedilmektedir.

Mehmet Erdoğan

Güncel Haber Portalı

© 2008 Tüm hakları saklıdır. Basın ve meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Bu sitedeki herhangi bir haber izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.