Topics Güncel

İzmir Büyükşehir Belediyesi iddianamesini hazırlayan Özel Yetkili Savcı Birol Çengil, Başkan Aziz Kocaoğlu’na 25 ayrı suçlamada bulundu, 180 yıl hapsini talep etti.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve bağlı şirketlere yönelik olarak yapılan iki operasyonda ‘Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, kurulan örgütün faaliyetleri kapsamında ihaleye fesat karıştırmak, belgede sahtecilik, kurumu zarara uğratmak, rüşvet, tehdit, görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla tutuklananlar ile bazıları serbest bırakılan zanlılar hakkındaki soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Birol Çengil, iddianameyi hazırlayıp, özel yetkili mahkemeye gönderdi. Mahkeme, hazırlanan iddianameyi 15 gün içinde inceleyip, kabul edip etmeyeceğine karar verecek.

Halen 34 zanlının tutuklu bulunduğu soruşturmayla ilgilimahkemeye sunulan iddianamede Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun 25 eylemden sorumlu tutularak “çıkar amaçlı suç örgütü lideri” olmakla suçlandığı öğrenildi. Kocaoğlu için en az 180 yıl hapis cezası istendiği ileri sürüldü. Kocaoğlu’nun pazartesi günü savcıya verdiği ifadede kendisine sorulan ihale ve alımlardan sorumlu tutulduğu iddia edildi.

HIZIR VE ŞENEL YÖNETİCİ

İddiaya göre Büyükşehir Belediyesi Eski Genel Sekreteri Ersu Hızır ile halen tutuklu bulunan mevcut Genel Sekreter Pervin Şenel Genç’in adı da iddianamede “çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi” olarak yer aldı. Hızır ve Genç’in iddianamede iki ve üç numaralı “şüpheli” olarak isimlerinin geçtiği ileri sürüldü. Eski ve yeni genel sekreterlerin, imzalarının bulunduğu 10’dan fazla eylemden sorumlu tutuldukları iddia edildi.

TOPLAM 130 ŞÜPHELİ

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve bağlı şirketlerde ‘Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, kurulan örgütün faliyetleri kapsamında ihaleye fesat karıştırmak, belgede sahtecilik, kurumu zarara uğratmak, rüşvet, tehdit, görevi kötüye kullanmak’ suçlamasıyla ilk operasyon 2 Mayıs 2011 tarihinde özel yetkili cumhuriyet savcılığının talimatıyla yapıldı. İlk operasyonda 36 kişi gözaltına alındı, 20’si tutuklama istemiyle mahkemeye sevkedildi, 17 kişi tutuklandı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Vekili Pervin Şenel Genç, Destek Hizmetleri Daire Başkanı Serpil Keskin, Büyükşehir Şirketler Genel Koordinatörü Hilmi Özen, Grand Plaza Genel Müdürü Reha Pekerten, Büyükşehir Alım Şube Müdürü Mehmet Sayar, Ahmed Adnan Saygun Kültür Merkezi Müdürü Nagehan Genç, organizatör Ata Karataş, Hakan Say, Ömer Devrim Ergin, Harun Aslan, Mustafa Çakar, Candan Genceroğlu, firma yetkilisi Erden Erdener, organizatör Alaattin Eraslan, Karabağlar Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Hulusi Gülşen, Kuşadası Belediyesi Sosyal İşler Sorumlusu Erdoğan Uyan ve Büyükşehir Protokol Müdür Vekili Zeki Karatay’ın tutuklanması belediyede deprem etkisi yaptı.

Daha sonra yapılan itirazlar sonucu Destek Hizmetleri Daire Başkanı Serpil Keskin, Ahmed Adnan Saygun Kültür Merkezi Müdürü Nagehan Genç ile Grand Plaza Genel Müdürü Reha Pekerten 30 Eylül’de, Büyükşehir Protokol Müdür Vekili Zeki Karatay’da 14 Ekim’de, organizatörlier Harun Aslan ve Mustafa Çakar da geçen ay tahliye edildi. Böylece ilk operasyonda tutuklu sanık sayısı 11’e indi.

İKİNCİ DALGA

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik birincisinin devamı niteliğindeki ikinci dalga operasyon ise Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun EXPO sunumu için Paris’de bulunduğu 22 Kasım 2011 tarihinde gerçekleşti.

11 KİŞİ TUTUKLANDI

Gözaltına alınan 44 kişiden Kültür Şube Müdürü Abdülhalim Cumhur Yazıcı, İzenerji Genel Müdürü Ali Süha Sabuktay, Kültür Daire Başkanlığı çalışanı Tülay Tümay, Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı çalışanı Pınar Çalışkan ve Kültür Daire Başkanlığı çalışanı Cengiz Başkurt, DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası 3 No’lu Şube Başkanı Cafer Konca, Şube üyeleri Necip Binici, Cafer Alt, Memiş Sarı, Yakup Yıldırım, prodüksüyon firması ortağı Sedat Sakur tutuklandı.

12 KİŞİ DAHA TUTUKLANDI

Cumhuriyet Savcısının, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan 26 kişinin tutuklanması için yaptığı itirazı değerlendiren İzmir 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi 13’ü için daha tutuklama kararı verdi. Genel Sekreter Yardımcısı Erhan Bey, İZULAŞ ve İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Zeliha Gül Şener, Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı Selçuk Savcı, Karar ve Tutanaklar Daire Başkanı Tülay Azeri, Grand Plaza Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdür Vekili Işık Çelikoğlu, İZELMAN Genel Müdürü Hüseyin Kırmızı, Grand Plaza Eski Genel Müdürü Muharrem Derbentoğlu, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı Tufan Eker, Turkuaz şirketi yetkilileri Gökhan Boğazkesen ve Ferit Faruk Boyacıoğlu, organizasyon şirketi yetkilileri Mustafa Nafi Kaya ile Murat Boyacıoğlu tutuklanıp cezaevine konuldu. Hakkında tutuklama kararı verilen İsmail Yoğurtçu ise henüz yakalanamadı.

KOCAOĞLU İFADE VERDİ

kişinin tutuklu bulunduğu, tutuksuz zanlıların da olduğu soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Birol Çengil, son olarak geçen 30 Aalık’ta İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan vekili Sırrı Aydoğan, yılın ilk iş günü olan 2 Ocak’ta ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun ifadesini alıp, serbest bıraktı.

Soruşturmayı tamamlayan Savcı Birol Çengil iddianameyi hazırlayıp, İzmir 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu. 2’si tutuklu olan 12 zanlı hakkında görevsizlik kararı veren Savcı Cengil’in, 1′i aranan 33’ü tutuklu diğerleri tutuksuz olan sanıkları ‘Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, kurulan örgütün faaliyetleri kapsamında ihaleye fesat karıştırmak, belgede sahtecilik, kurumu zarara uğratmak, rüşvet, tehdit, görevi kötüye kullanmak’a suçladığı öğrenildi. Mahkemenin, hazırlanan iddianameyi 15 gün içinde inceleyip, kabul edip etmeyeceğine karar vereceği belirtildi.

12 ZANLININ DOSYASI AYRILDI

Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Birol Çengil, soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Karabağlar Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Hulusi Gülşen ve Kuşadası Belediyesi Sosyal İşler Sorumlusu Erdoğan Uyan ile tutuksuz olan Candan Çerçeloğlu, Nuri Batıhan, Zeki Fidandal, Doğan Demirsoy, Sadullah Gerçek, İbrahim Dengi, Cengiz Kuçak, Ozan Üzümcü, Ali Gürkan Turgay, Yusuf Atık hakkındaki suçlamaları ise örgütlü suç kapsamında değerlendirmeyip bu dosyadan ayırdı. Bu zanlılarla ilgili görevsizlik kararı vererek gerekli işlem yapılmak üzere İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.

KOCAOĞLU SUÇLAMAYI KABUL ETMEMİŞTİ

CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, savcıya verdiği ifadede suçlamaları kabul etmeyip, “Tutuklu bulunan arkadaşlarım, bilfiil tanıdığım ve birlikte çalıştığım üst düzey yönetici kişilerdir. Kötü niyetli olduklarını, ihaleye fesat karıştırdıklarını, şahsi menfaat temin ettiklerine kesinlikle inanmıyorum. Bu kişiler şerefleriyle ülkelerine, İzmir kentine hizmet eden kişilerdir. Ben de bugüne kadar şeref, haysiyetim ve onurumla yaşadım. Bir çok kamu görevinden yüzümün akı ile çıktım. Dünya alem bilir ki, hiç kimsenin ve kamunun bir kuruşuna halel getirmedim. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çete suçlamasını şiddetle reddediyorum. Suçlamalardan hiçbirisini kabul etmiyorum” demişti.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Vekili Pervin Şenel Genç, Büyükşehir Şirketler Genel Koordinatörü Hilmi Özen, Genel Sekreter Yardımcısı Erhan Bey, İZULAŞ ve İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Zeliha Gül Şener, Grand Plaza Eski Genel Müdürü Muharrem Derbentoğlu, Grand Plaza Başkan Vekili ve Genel Müdür Vekili Işık Çelikoğlu, İZELMAN Genel Müdürü Hüseyin Kırmızı, İzenerji Genel Müdürü Ali Süha Sabuktay, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı Tufan Eker, Karar ve Tutanaklar Daire Başkanı Tülay Azeri, Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı Selçuk Savcı, Büyükşehir Alım Şube Müdürü Mehmet Sayar, Kültür Şube Müdürü Abdülhalim Cumhur Yazıcı, Kültür Daire Başkanlığı çalışanı Tülay Tümay, Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı çalışanı Pınar Çalışkan, Kültür Daire Başkanlığı çalışanı Cengiz Başkurt. (Vatan)

İlker Başbuğ tutuklandı

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince hakkında başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk edilen eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ tutuklandı. Adliyeden çıkarılan Başbuğ, “Türkiye Cumhuriyetinin 26. Genel Kurmay Başkanı Terör Örgütü kurmak ve yönetmek suçundan tutuklanmıştır. Takdir yüce Türk halkınındır” dedi.
İnternet andıcı soruşturmasında tutuklanan İlker Başbuğ’a, savcılık sorgusunda savcı Cihan Kansız’ın ‘kağıt parçası’ ve ‘boru’ açıklamalarını sorduğu öğrenildi. Başbuğ’un bu soruya, “Ben Türk Silahlı Kuvvetlerinin başkanıydım. Bu açıklamalarım iyi niyetli açıklamalardır. Başka bir niyet yoktur. Komutan olarak TSK moral vermek niyetinde yapılmış açıklamadır” Diye yanıt verdiği öğrenildi. Başbuğ’un sitelerle ilgili olarak ise mahkeme sorgusunda, “Bu siteleri ben kapattırdım. Aslanda bana teşekkür edilmesi gerekir ki ben bu siteleri kapattıran kişiyim. Bu andıç bana arz edilmedi, arz edilmiş olsa muhakkak üzerinde imzam ya da parafım olurdu” Diye konuştuğu belirtildi.

Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesinde, soruşturmayı yürüten özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından “şüpheli” sıfatıyla ifadesi alındıktan sonra tutuklanması istemiyle İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilen Başbuğ’un işlemleri tamamlandı. Mahkeme, emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un tutuklanmasına karar verdi. Başbuğ adliyeden çıkışı sırasında  “Türkiye Cumhuriyetinin 26. Genel Kurmay Başkanı Terör Örgütü kurmak ve yönetmek suçundan tutuklanmıştır. Takdir yüce Türk halkınındır” dedi. Başbuğ, 7 saat süren savcılık sorgusunun ardından, TCK’nın 314/1. maddesi gereğince “örgüt yöneticiliği” ve 312/1. maddesi gereğince de “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini  yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçlarından tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk edilmişti.

MAHKEME SORGUSU 1.5 SAAT SÜRDÜ

Başbuğ, savcılık sorgusunun ardından İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıktı. Başbuğ’un mahkemedeki sorgusu 23.00’te başladı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Vedat Dalda, Başbuğ’un duruşma salonunda ifadesini aldı.Yaklaşık 1.5 saat ifade veren eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ “Örgüt yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüsö suçlamasıyla tutuklandı.

BAŞBUĞ: “TAKTİR TÜRK MİLLETİNİNDİR”

Başbuğ emniyete ait sivil bir araç ile cezaevine götürüldü. Başbuğ’un çıkışında geniş güvenlik önlemleri alındı. Başbuğ’u götüren araca emniyete ait iki araç eskortluk yaptı. Adliyeden çıkarılan Başbuğ, gazetecilerin soruları üzerine şunları söyledi; “T.C’nin 26. Genelkurmay Başkanı ‘terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla tutuklanmıştır. Takdir yüce Türk milletinindir”

“TRAJİKOMİK BİR DURUM”

Mahkemedeki ifadesinde suçlamaları reddettiği öğrenilen İlker Başbuğ’un, “Bu suçla itham edilen ki TC. devletinin 26. Genelkurmay Başkanıdır. Bunu tarihe not olarak düşmekte yarar görüyorum. Ben Genelkurmay Başkanı olarak TSK’nın komutanıyım ki bu TSK dünyanın en güçlü ordularından biridir. Böyle bir orduya komutanlık eden bir kişinin silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek ile suçlanması gerçekten trajikomik diyebiliriz” dediği öğrenildi.

“ÇOK ÜZÜCÜ, ANLAŞILMASI ZOR”

Genelkurmay Başkanı olarak atamasının şu anki siyasi iktidar tarafından yapıldığına dikkat çeken Başbuğ’un, “Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Milli Güvenlik Kurulu üyesi olarak bu hükümetin bakanları ile birlikte çalıştık. Bu dönemler içerisinde benim silahlı terör örgütü kurma ve yönetmem tespit edilememiştir ki bu üzerinde durulması gereken bir noktadır. Ben 30 Ağustos 2010 yılında emekli olduktan 1,5 yıl sonra böyle bir suçlama ile karşı karşıya kaldım. Çok üzücü anlaşılması zor. Benim faaliyetlerimi aktif görevim esnasında yaptığım iddia ediliyor ki, bu faaliyetlerim o zaman da devletin yetkili makamlarınca anlaşılmamışsa bunu da anlamak mümkün değildir.

“ONURUYLA GÖREV VERMİŞ BİRİSİ İÇİN ÇOK AĞIR BİR İDDİA”

Netice olarak böyle bir iddiayı duymak, silahlı kuvvetlere, ülkeye, devlete  şerefiyle onuruyla görev vermiş birisi için çok ağır bir iddia. Bu iddianın bu şekilde dile getirilmesi bile benim için en ağır cezadır. Bundan sonra ne ceza verilirse beni daha fazla üzmez. Benim görevim esnasında böyle bir şey varsa gereken yapılmalıydı. Bu kanaate nasıl ulaşılmıştır, basın açıklamalarımdan , internet andıcı konusu başlığı altında internet sitelerinde çıkan yazılar, bir iki haber ile Genelkurmay itham edilmektedir” diye konuştuğu belirtildi.

 

“SİTELERİ BEN KAPATTIRDIM.ANDIC BANA ARZ EDİLMEDİ”

Mahkemede ifade veren İlker Başbuğ, İnternet Andıcı davasına konu olan sitelerle ilgili haberlerin ardından araştırma yaptırdığını söylediği öğrenildi. Başbuğ’un sitelerle ilgili, “İlk inceleme sonucunda, şekil ve teknik açısından bu sitelerin kanuna uygun olmadığı bilgisi bana verildiğinde bu siteleri kapattırdım. Aslanda bana teşekkür edilmesi gerekir ki ben bu siteleri kapattıran kişiyim. Bu andıç bana arz edilmedi, arz edilmiş olsa muhakkak üzerinde imzam ya da parafım olurdu. Bir kişi çıkıp bu andıcın üzerinde komutanın imzası ya da parafını gördüm diyen bir kişi dahi yoktur. Bu durumda devletin aslında bana teşekkür etmesi gerekirken bugün bu konu ile suçlanmam tarihin acı bir cilvesidir. “diye ifade verdiği belirtildi.

“ARZ EDİLSE İMZA OLUR”

İlker Başbuğ, sorulan bir soru üzerine “2. Başkan tarafından sayın komutana arz diye sunulan bir belge normal şartlarda bana arz edilmesi gerekir. Ancak kesinlikle arz edilmedi. Arz edilmiş olsa bir imza, bir paraf mutlaka konulurdu. Bu andıç, 2. başkan tarafından 1 Nisan 2009 tarihinde paraflanmıştır. İddialara göre bu andıcın bana 14 Nisan 2009 tarihinde arz edildiği iddia ediliyor. Ancak bu andıcın 2 Nisan 2009 tarihinde karargah içinde işleme girdiğini de görüyoruz” dediği belirtildi.

AVUKAT: “YÜCE DİVANDA YARGILANSIN”

Mahkemede söz alan avukat İlkay Sezer ise müvekkiline yönelik suçlamaları reddetti. Özel yetkili mahkemenin dosyaya bakamayacağını belirten avukat Sezer, “Anayasa’da 148. madde değişikliği ile yargılamanın Yüce Divan’da yapılması ve dosyanın bu hali ile derhal oraya gönderilmesi gerektiği kanaatindeyiz.ödiye konuştu.

SAVCI ‘KAĞIT PARÇASI’ VE ‘BORU’ AÇIKLAMALARINI SORDU

Öte yandan savcılık sorgusunda İlker Başbuğ’a ‘kağıt parçası’ ve ‘boru’ açıklamalarının sorulduğu öğrenildi. Başbuğ’a savcı Kansız’ın , ‘Düzenlediğiniz basın toplantısında soruşturmaya ve davaya konu olan olaylarla ilgili, ‘kağıt parçası’ ve ‘boru’ kelimelerini içeren bazı açıklamalar yaptınız. Bu açıklamalardaki amacınız nedir? şeklinde soru yönelttiği belirtildi. Başbuğ’un bu soruya karşılık, “Ben Türk Silahlı Kuvvetlerinin başkanıydım. Bu açıklamalarım iyi niyetli açıklamalardır. Başka bir niyet yoktur. Komutan olarak TSK moral vermek niyetinde yapılmış açıklamadır” Dediği ifade edildi.

Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulundan ayrılırken gazetecilerin Fransa Meclisindeki yasa teklifiyle ilgili sorularını yanıtladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Meclisindeki yasa teklifine ilişkin, ”Yarınki açıklamam büyük ihtimalle birinci etaba yönelik neler yapacağız, bunu açıklayacağım ve 2. etap, 3. etapta ne gibi yaptırımlarımız olacak onları da açıklayacağız. Şu anda Sarkozy’nin oy hesapları üzerinde akla ziyan bu adımları, Fransa-Türkiye ilişkilerine zarar verecektir” dedi.

Bir gazetecinin, ”Yarın Fransa’da sözde soykırımın inkarını suç sayan yasa teklifi oylanacak. Sizin de bir mektubunuz oldu. Teklif geçerse, Türkiye’nin atacağı adımlar ne olacak? Büyükelçinin çekilmesi söz konusu olabilir mi?” sorusu üzerine Erdoğan, ”Bu konuyla ilgili olarak yarın bu yapılacak oylamadan sonra bizim biliyorsunuz Ukrayna ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimiz var. Ben basın açıklamasında, Sayın Cumhurbaşkanı Yanukoviç ile yapacağımız, bu konuyla ilgili açıklamalarımı yapacağım” diye konuştu.

”Bizim etap etap bazı adımlarımız olacak” diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

”Yarınki açıklamam büyük ihtimalle birinci etaba yönelik neler yapacağız, bunu açıklayacağım ve 2. etap, 3. etapta ne gibi yaptırımlarımız olacak onları da açıklayacağız. Şu anda Sarkozy’nin oy hesapları üzerinde akla ziyan bu adımları, Fransa-Türkiye ilişkilerine zarar verecektir. Temennim odur ki şu anda malum sosyal demokrat ağırlıklı bir yapı var.

 

Sosyal demokrat ağırlıklı bu yapı, şu andaki iktidarın attığı bu adımı onlar iyi bir değerlendirmeye tabi tutar ve bunun yanında da bu yanlışı Senato bundan önce olduğu gibi düzeltir ve Türkiye-Fransa ilişkileri yine aynı minval üzere devam eder. Aksi takdirde bugün Fransa’da 500 bin Ermeni varsa 550 bin de bizim Türk vatandaşımız var. Yine tüm bunların yanında çok farklı olarak bir şey söyleyeceğim; aynı düşünceyi bizlerle paylaşan belki 2,3,4 milyon şu anda Fransa’da insan var.

 

Bütün bu insanlar, bu atılan adımın şu ana kadar farkında değildi ama yarın Meclisten böyle bir kararın geçmesi halinde öyle zannediyorum ki Fransa’daki tepki, kendi vatandaşları içinde de çok daha artarak devam edecektir ve ben gerek yarın yapacağım açıklama gerek Cuma günü İstanbul’da uluslararası bir toplantıda yapacağım konuşmada bunları çok daha detaylı bir şekilde değerlendireceğim.”

Bir başka gazetecinin, ”Sarkozy, Sayın Cumhurbaşkanı’nın telefonlarına çıkmıyor. Bununla ilgili bir değerlendirmeniz olabilir mi?” sorusuna ”Diplomatik bir talihsizlik. Yani uluslararası diplomaside böyle bir gaf, böyle bir yanlış yapılmaz. Sarkozy, kendini tanımlamıştır” yanıtını verdi

Başkent Ankara’da bir kişi tartıştığı karısını ekmek bıçağı ile bıçaklayarak öldürdü.

 

Başkent Ankara’da bir kişi tartıştığı karısını ekmek bıçağı ile bıçaklayarak öldürdü. Karısını ekmek bıçağı ile oldüren adam daha sonra polis teslim oldu.

 

Edinilen bilgiye göre Üzeyir C adlı şahıs karısı Ayşe C ile tartışmaya başladı. Üzeyir C tartıştığı eşini önce dövdü. Bununla yetinmeyen öfkeli koca daha sonra mutfağa gitti oradan aldığı ekmek bıçağı ile karısını öldürdür. Olay Keçiören Yayla mahallesinde gerçekleştir.Üzeyir C ve Ayşe C çifitinin iki çocukları vardı.

 

İşlediği korkunç cinayetin ardınan polise giderek teslim olan Üzeyir C tutuklandı

Ankara’da cinnet getiren polis memuru V.K. şoförlüğünü yaptığı emniyet amiri ve eşini öldürdü.

Edinilen bilgilere göre, Altındağ İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği’nde görevli olan polis memuru V.K., önce Mamak’taki kayınvalidesini silahla ağır yaraladı, sonra Karapürçek’teki eşini yine silahla öldürdü. V.K., daha sonra çalıştığı büro amirliğine giderek şoförlüğünü ve korumalığını yaptığı Altındağ İlçe Emniyeti Asayiş Büro Amiri’ni makamında silahla öldürdü. Saldırgan polis, cinayet ekiplerince yakalandı. Konu hakkında bilgilendirilen Ankara Emniyet Müdürü Zeki Çatalyaka, olay mahalline gelerek inceleme yaptı. Büro amirinin cenazesi halen savcılık incelemesi için olay yerinde tutuluyor.

Cumhuriyet Bayramı 29 Ekim 1923 yılında Türk Devletinin rejimi Cumhuriyet olarak ilan edildi. Bu gün Cumhuriyetimizin ilan edilişinin 88. yılını kutluyoruz.

Cumhuriyet Bayramı 29 Ekim 1923 yılında Türk Devletinin rejimi Cumhuriyet olarak ilan edildi. Bu gün Cumhuriyetimizin ilan edilişinin 88. yılını kutluyoruz.

CUMHURİYET BAYRAMI

Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı ülkelerde 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir. 29 Ekimlerde stadyumlarda şenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenir.

CUMHURİYET ÖNCESİ

Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmiştir.
Padişah, şah, kral, hakan, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine “mutlakiyet” adı verilmiştir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız , tek bir kişidedir.
Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde ülkeyi yöneten kişiye yardımcı olması için meclis kurulurdu. Meclis üyeleri halkın isteklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimi ise “meşrutiyet”tir. Meşrutiyette meclisin yetkileri sembolik düzeyde olabileceği gibi bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Osmanlı Devletinde 1876 ve 1908 yıllarında olmak üzere iki kez meşrutiyet ilan edilmiştir.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından 6 yıl sonra, 1914′te I. Dünya Savaşı başlamıştır. Dört yıl süren savaş, İttifak Devletleriyle birlikte olan Osmanlı İmparatorluğunun yenik sayılmasıyla sonuçlanmış ve Osmanlı toprakları İngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalya gibi devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştır.

CUMHURİYETİN İLANI

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919′da Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni sağlaması için devletinin bir gemisi ile Samsun’a gönderilmiştir. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenlemiş ve “Tek bir egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi, yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır,” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcilerini 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplamıştır. Meclis Mustafa Kemal Paşa’yı ‘Meclis Başkanı’ seçmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır. Halk ve düzenli ordular düşman kuvvetlerine karşı savaş vermiş, omuz omuza mücadele etmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından TBMM 1 Kasım 1922′de saltanatı kaldırmıştır. Padişah Vahdettin ‘vatan haini’ ilan edilmiş ve yurdu terk etmiştir.
24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan şehrindeki Lozan Üniversitesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri Lozan Barış Antlaşmasını imzalamıştır. Bu antlaşma ile yeni bir devletin temelleri atılmıştır fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos’ta ilk toplantısını yapmıştır ve 13 Ekim’de Ankara başkent ilan edilmiştir. Bu dönemde Atatürk egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Atatürk 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırmış ve “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz,” demiştir.

29 Ekim günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne vermiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir ve böylece Türkiye Devletinin yeni yönetimi biçimi Cumhuriyet, yeni ismi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak belirlenmiştir. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Halk da Cumhuriyetin ilanını sevinç ve coşku ile karşılamıştır.

Cumhuriyette Atatürk’ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Ulus, seçimle yöneticileri seçebilir.

BAYRAMIN KABUL EDİLMESİ

29 Ekim 1923’te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu(1921 Anayasası)’nda yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etmiştir. Aynı gece bu ilan, atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılında ise cumhuriyetin ilanı şenliklerle kutlanmıştır.

2 Şubat 1925′te, Hariciye Vekaleti(Dışişleri Bakanlığı)’nce düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim’in bayram olması önerilmiştir. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelenmiş ve 18 Nisan’da karara bağlanmıştır. 19 Nisan’da ise teklif TBMM tarafından kabul edilmiştir. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, 1925′ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başlamıştır.

Gazeteci Emin Çölaşan bugünkü yazısında Uğur Dündar’ı Sözcü’ye davet etti.

Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra Sözcü’de yazmaya başlayan Emin Çölaşan bugünkü yazısında Uğur Dündar’ı da Sözcü’ye davet etti.

 

Uğur Dündar’la ilişkilerini yazan Emin Çölaşan, kendisinin de Doğan Grubu’ndan Aydın Doğan tarafından kovulduğunu ve aynı şeyin Uğur Dündar’ın başına geldiğini yazdı.

Uğur Dündar’ı öven Çölaşan, Dündar’ı Sözcü’ye davet etti.

Çölaşan şunları yazdı:

“Uğur için de aynı şeyi söylüyorum ve burada onu Sözcü’ye davet ediyorum.

Okuyucularımız da aynı şeyi istiyor.

Uğur’un yeri Sözcü’dür. Onu hepimiz istiyoruz. Bizler için artık para pul önemli değil. Önemli olan özgürce yazabilmek…

Hiçbir baskı görmeden, yazılarını özgürce yazacağı, makaslamadan yayınlayacak tek yer burasıdır.

Belki henüz erken olabilir, belki bayram sonrasını beklemek gerekebilir ama Uğur Dündar’a hem kendi adıma, hem gazetemiz, hem de siz sevgili okuyucularım adına şimdiden “Hoş geldin” demek istiyorum.”

250 NÜFUSLU KÖYDE, ŞEHİDİ 20 BİN KİŞİ UĞURLADI

Başkent Ankara’da iki canlı bomba eylemcisinin dolaştığı ihbarını alan emniyet güçleri, il numarası ‘27′ olan sahte plakalı aracın peşine düştü.

Başkent Ankara’da  iki canlı bomba eylemcisinin dolaştığı ihbarını alan emniyet güçleri, il numarası ‘27′ olan sahte plakalı aracın peşine düştü.

Son olarak Dışkapı civarında görüldüğü öne sürülen aracın içinde canlı bomba eylemcilerinin olabileceği şüphesiyle polis, geniş çaplı arama başlattı.

Cihan’ın haberine göre, geçtiğimiz günlerde terör örgütünün Kumrular’da bombalı saldırı düzenlemiş olması ve halen eylemcinin yakalanamaması nedeniyle polis önlemlerini artırdı.

Neden İsrail’e hiç ‘hayır’ diyemiyor?

İsrail yönetimi, işgal ettiği topraklarda 1100 yeni konut inşasını kabul ederek tüm dünyaya bir kez daha meydan okudu. ABD buna sadece cılız bir tepki gösterebildi. Peki neden dünyanın 1 numaralı süpergücü İsrail karşısında bu kadar aciz kalıyor?

Netanyahu’nun Doğu Kudüs’te 1100 yeni konut inşaası kararı, Filistinliler’in “müzakereler sırasında işgal topraklarında inşaatlar dursun” şartına karşı tam bir gövde gösterisi niteliğinde. Çünkü Doğu Kudüs, gelecekteki Filistin devletinin başkenti olarak kabul ediliyor ve bu konutların yapılacağı bölgenin iki devletli çözüm gerçek olduğunda Filistin yönetimine bırakılması planlanıyor. Hal böyleyken İsrail’in böyle bir karar almasına ABD’nin sert bir tepki göstermesi beklenirdi. Tabi Amerikan seçimlerine 13 ay kalmamış olsaydı…

Vatan gazetesinden Uğur Koçbaş’ın haberine göre; Obama yeniden seçilebilmek için Yahudi lobisine muhtaç ve eli kolu bağlı. Konut inşaası için Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “Faydadan çok zarar getirecek bir adım” ifadesini kullanırken ABD’nin asıl pozisyonu ise, “Filistinliler müzakerelere başlamak için konut inşaasının durdurulması şartından vazgeçsin” şeklinde oldu. Böylece İsrail’in gelecekteki Filistin devletinden toprak çalmaya devamı için de yeşil ışık yakıldı. Peki ABD’nin İsrail’e bu koşulsuz desteğinin sebebi ne? Cevabı basit: İsrail lobisi…

-ABD’de Yahudiler nüfusun sadece yüzde 2’sini oluşturmasına rağmen dolar milyarderlerinin %50’si Yahudi.

-Musevilerin %94’ü seçimler için kritik öneme sahip eyaletlerde yaşıyor.

-1990’dan beri Yahudi lobisinin seçim bağışı miktarı 56.8 milyon $. Arap lobisinin bağışı ise sadece 800 bin dolar.

‘MENDİL’ ÖRNEĞİ
-Obama’nın partisi Demokratlar’ın kampanya gelirlerinin yüzde 60’ı, Cumhuriyetçiler için yüzde 35’i Yahudi lobisi aracılığıyla elde ediliyor.

-ABD’de irili ufaklı 51 İsrail destekçisi lobi teşkilatı var. Amerika’nın en güçlü 3 lobisinden biri İsrail’in çıkarı için en büyük faaliyeti yürüten AIPAC. Bunun yanısıra ADL, American Jewish Congress, Israel Policy Forum, American Jewish Committee gibi etkin lobi örgütleri de milletvekili ve senatörleri 365 gün markajda tutuyor.

-AIPAC o kadar güçlü ki eski direktörü Steve Rosen, “Seçilmek isteyen bir ABD’li siyasetçinin İsrail karşıtı söylemlerde bulunması siyasi intihar olur. Şu elimdeki boş mendile bakın. 24 saat içinde size bu mendili üzerinde 70 ABD’li vekilin imzasıyla geri getiririm” diyebiliyor.

-Amerikan başkanları için seçime girmeden önce en önemli şart İsrail’e giderek Ağlama Duvarı’na el koyup basına poz vermek. George W. Bush henüz Teksas Valisi’yken adaylığını açıklamadan önce İsrail’e giderek poz vermişti. Şu anki başkan Barack Obama da Demokrat Parti’deki adaylık yarışı sırasında İsrail’e giderek başında kipa ile Ağlama Duvarı’nı ziyaret edip dünya basınına yukarıdaki pozu verdi.

HER İSRAİLLİ’NİN CEBİNE YILDA 500 DOLAR PARA KOYUYORLAR
Dünyanın en önemli üniversitelerinden Harvard Kennedy School of Government’ın dekanı Stephen Walt ve Chicago Üniversitesi’nden John Mearsheimer, 2006 yılında yayınladıkları 83 sayfalık rapor ile ABD’deki İsrail lobisinin gücünü ortaya koymuşlar ve okullarındaki görevlerinden olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmışlardı. İkili raporda İsrail’in Amerika’yı her alanda ablukaya aldığını ve Amerikan yönetimlerinin İsrail’in çıkarına olmayacak hiçbir eyleme imza atamadıklarını kaydetti. Ve kıyamet koptu… Harvard tepkilere dayanamadı ve logosunu rapordan çıkardı. Walt’ı görevden aldılar. Olay Kongre’ye taşındı. Amerikalı Senatörler, makaleyi sert bir dille eleştirdi.

İşte ABD’de büyük tartışma yaratan raporun sonuçları:

-1973 Arap-İsrail Savaşı’nın ardından ABD, İsrail’e hiçbir ülkeye yapmadığı kadar yardım yaptı. Her yıl İsrail’e 3 milyar dolar yardımı sürdürüyor. Yani her İsrailli’nin cebine yılda 500 dolar koyuyor.

-ABD’nin en güçlü ikinci lobi grubu AIPAC bir “de-facto İsrail casusu” olarak faaliyet gösteriyor.

-Önemli basın organlarında 61 İsrail yanlısı yazar varken, İsrail karşıtlarının sayısı 5’te kalıyor. CNN’de İsrail’i eleştiren haber çıktığında 6 bin protesto maili yağıyor.

-3 büyük TV kanalının CEO’su Yahudi. 4 büyük film şirketi Yahudi sermayesinin elinde. New York Times başta olmak üzere ülkenin en büyük yayın grubu yine Yahudiler’e ait.

-ABD’deki önde gelen üniversitelerde profesörlerin yüzde 20’si, büyük hukuk firmalarında çalışanların yüzde 40’ı, yazar ve yönetmenlerin yüzde 59’u, ABD’nin en önemli 200 entelektüelinden yüzde 50’si Yahudi.

- ABD halkının yüzde 73’ü tarafsızlık istese de yönetimler İsrail’in güdümünde hareket ediyor.