Topics Yaşam

Her yıl düzenlenen Onur Yürüyüşü için binlerce lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, travesti katıldı

İstiklal Caddesi’nde Onur Yürüyüşü için binlerce lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, travesti ve destek verenleri, ‘eşcinsellik 22. yüzyılın meselesi’ diyen milletvekillerine, ‘eşcinsellik hastalık’ diyen bakanlara inat yürüdü. Hazırlıktan sonuna kadar 25 yaşındaki trans aktivist Eylül Yıldız’la birlikteydik. Yıldız, “Yılda tek bir gün fark edilmek için giyindim. Buradayım demek için. Özgürlük için” diyor.

Eylül, Onur Yürüyüşü için aldığı kostümü çantasından çıkarıyor: Fıstık yeşili, fırfırlı, transparan bir büstiyer ve minnacık yeşil bir şort. Altına da siyah, bilekten bağlı ince topuklu ayakkabılarını giyecek. “Topuklularımın üzerine otrişler saracağım, dizlerime kadar. Gidip otriş bulmamız lazım” diyor telaşla. O zaman istikamet, Atlas Pasajı.
Pasajdaki kostümcüde rengarenk otrişleri avuçluyor manikürlü elleriyle. Sonra siyah, tüylü bir maske beğeniyor. “30 lira mı? Yok artık?!” En sonunda büstiyeriyle aynı renkte bir perukta karar kılıyor. Bacaklara sarmak için de fuşya, siyah ve yeşil otrişler… “Çok renkli olsun, dikkat çeksin!” diyor. Otrişlerin tanesinin 15 liradan satıldığını duyunca gözlerini satıcıya dikiyor, kızıyor gibi yapıyor: “10 liralık şeyi 15 liradan satıyorsun… Sonra da travesti terörü der durursunuz!” Satıcı gülüyor, “Hadi sana 10 lira olsun” diyor.
Sırada file çorap var. Yan dükkanda bulduğu bir çorabı evirip çeviriyor, “Ama bacak boyum çok uzun, olur mu bunlar bana?” diye soruyor kasadaki kadına. Kadın şaşkın, Eylül’ün incecik, upuzun bacaklarına bakıyor, “Valla bilemedim,” diyor. Sonunda file çorabı da alıyor ve modifiye kostüm atölyesine yetişmek için LAMBDA İstanbul’un (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti, Transseksüel Dayanışma Derneği) yolunu tutuyor.
25 yaşındaki Eylül, kendi deyimiyle 1.5 yıldır ‘trans kimliğiyle’ dolaşıyor. “Açılma cesaretini bulamadan önce, çok feminen bir geydim” diyor. “Ama o şekilde mutlu değildim. Ya olmadığım biri gibi devam edecektim hayata, ya da olduğum gibi, bir kadın olarak devam edecektim.” En sonunda, yakın bir arkadaşının desteği ile açılmaya karar veriyor. “Bu bir cesaret işi” diyor. “Trans kimliğinle dolaşmaya başladıktan sonra her an bir başkaldırı yapman gerekiyor. Pankart gibi dolaştığını düşün!”
Eylül, Eskişehir’deki LGBTT oluşumu MorEl’in en aktif üyelerinden. Geçtiğimiz hafta sonu Onur Haftası için İstanbul’a geliyor, pazar günü Trans Onur Yürüyüşü’ne katılıyor. Ama haftanın büyük finali bugün. İşte bugün ‘pankart gibi’ dolaşmak istiyor Eylül. Trans olduğunu fark edince kirayı iki kat artıran ev sahiplerinin, yüzüne kapıları çarpan işverenlerin, onu ve arkasındaki desteği görmesini istiyor. “Eşcinsellik 22. yüzyılın meselesi” diyen milletvekillerine, “eşcinsellik hastalık” diyen sağlık bakanlarına inat, yürüyor. Varlığının kanunen tanınmasını, LGBTT bireylerin de anayasada ayrımcılığa karşı korunmasını istiyor. “Bütün yıl bu günü bekliyorum” diyor LAMBDA’nın merdivenlerini seke seke çıkarken. İlk kez bir yürüyüşte kostüm giyeceği için çok heyecanlı, her şey mükemmel olsun istiyor.
LAMBDA’nın en üst katında tam bir cümbüş var. Herkes kostüm hazırlığında. Yerlere rengarenk kumaşlar saçılmış. Balkonda bir grup ellerinde davullar, ziller, düdükler, çanlarla samba çalıyor. İtalyanı da burada, İranlısı da. Yüzlere simler sürülüyor. Popolara otrişler bağlanıyor. Boyunlardan papyonlar, kumaşlar sarkıtılıyor. Ça ça! Çığlıklar, zılgıtlar, danslar. Herkes ter içinde sıcaktan, ama kimin umrunda? ‘Makas kimde?’ ‘İp var mı?’ ‘Nasıl oldum?’ ‘Ay çok sıcak, fanı buraya doğrultun!’
Eylül’ün kostümü üzerinde Eskişehir’den dört kişilik bir ekip çalışıyor harıl harıl. Bir bacağa siyah otriş sarılıyor. ‘Diğer bacağa yeşil mi sarsak?’ diyor Eylül. Oylamayla tek bacakta otrişte karar kılınıyor.
‘Siyah bir göz kalemi bulalım şimdi!’ ‘Tamam mı annem?’ ‘Çengelliiğne istiyorum!’ ‘Saç spreyi olan var mı?’ ‘Sigaran var mı asıl?’ ‘Zımbayı ver!’ ‘Nasıl oldum?’ ‘Göz makyajını daha fazla abartmaya gerek yok di mi?’ ‘Annem senin ben kanatlarına bayıldım.’ ‘Ben herkesi kanatlarımla kandırıyorum zaten.’ ‘Tamam tatlım.’ ‘Tel tokası olan?.

Eylül, seks işçiliği üzerine bir sempozyumda tanıştığı Fransız arkadaşına da kedi makyajı yapıyor. ‘Open your eyes!’ diyor otoriter bir tavırla. Yavaştan davullar başlıyor yine. Tokayı ver. Hırkayı al. Peruk düşecek mi kafamdan? Filkete lazım! ‘Ye beni bebeğim, bitir beni!’ Balkondaki şarkı bitiyor. Bir alkış kopuyor. 

Sarı saçlarımla, göğüslerimle, ameliyatsız okumak istiyorum
Kostüm hazır, keyifler yerinde. Yürüyüşe daha bir saat var. Sigaralar ve biralarla balkona geçiliyor. Konu, döne dolaşa polis şiddetine geliyor. 15 yıldır Ankara’da seks işçiliği yapan Selay, yaşadıklarını anlatıyor. “Ankara’da balyoz timi kurulmuştu 8-10 yıl önce. Polisler gördükleri kızları dövüyorlar, saatlerce nezarethanede bekletiyor, birbirleri ile ilişkiye girmeye zorluyorlardı” diyor. “Hâlâ böyle şeyler oluyor aslında ama değişen bir şey var: Eskiden haklarını bilmiyordun. Dayağı yer, evine çekildirdin. ‘Yarın yine caddeye çıkmam lazım, nasıl polisle muhatab olacağım?’ derdin. Artık, örgütlüyüz. Birimizin başına bir iş gelsin, polis birimize bir tokat vursun, o karakolu basıyoruz yüz kız birden. Toplu şikayette bulunuyoruz, bu sayede karakol bizimle eskisi gibi uğraşamıyor.” Selay, sınıf öğretmenliği okurken okulu terk etmek zorunda kaldığını anlatıyor. “Eğer kendi bedenimde rahat bir şekilde o okulda okuyabilseydim öğretmen olurdum. 15 yıldır seks işçiliği yapıyorum bana imkan sağlanmadığı için” diyor.

Eylül, “Tatlım, olamazdın,” diye araya giriyor. “Devlet istiyor diye ameliyat olacak mıydın?”
“Asla!” diyor Selay. “Eteğimle, sarı saçlarımla, göğüslerimle, ameliyatsız okumak istiyorum. Ama Türkiye’de böyle bir şey yok. Burada devlet işlerinde çalışabilmek için ameliyat olman gerekiyor. Bende mavi kimlik var. Pembe kimliği de ancak ameliyatla alabiliyorsun”
Eylül, ikna olmuyor. “Pembe kimlik olsa bile çok zor” diyor. “Bir kere toplum baskısı var, o okulda transseksüelliğin öğrenildiği zaman bu sefer veli ne diyecek? ‘Ne kadar ameliyat da olsan ben çocuğumu senin okutmanı istemiyorum’ diyecek.”
Selay, sinirleniyor. “Yemeğimizden bile yemiyorlar!” diyor. “Komşuma yemek götürüyorum çöpe döküyor. Travesti, transseksüel, eşcinsel deyince ne geliyor aklına? Hastalık, pislik, elinde jiletli, korkunç bir insansın.” Herkesin morali bozuluyor, balkonda bir sessizlik oluyor.
“Ama bugün olduğum gibiyim” diyor Selay. “Belki ben her gün böyle değişik kıyafetler giymek istiyorum, kime ne? Dayatılmış kıyafetleri reddediyorum!”
Eylül, “Öğretilmiş kadınlıktan nefret ediyorum!” diyor. “Ben de kadınım, hem de ameliyatsız.”
Bir anda aklına bir şey geliyor Eylül’ün, çantasını açıp ağzına iki ilaç atıyor. “Doğum kontrol ve hormon hapı kullanıyorum. Hiçbir ameliyat olmadım, olmak da istemiyorum,” diyor.
İçeriden sesler yükseliyor. Haydi millet, yürüyüşe! Balkon bir anda boşalıyor, herkes kostümleriyle merdivenlerden aşağı, sokağa koşturuyor.
LAMBDA’dan meydana doğru yürüyüşe geçiyor grup. Sloganlar atılıyor: “İb.eler özgür olsa, ib.eler özgür olsa! Dün-ya yerinden oynar! Dün-ya yerinden oynar!” “Susma, haykır, eşcinseller vardır!” Eylül’ün keyfi yerinde. Kocasını kaldırımdan kenara çeken bir kadına laf atıyor: “Ay korkma kocanı almayız! Kocan sana kalsın!” Ağzı açık bacaklarına bakan bir başkasına: “İlk defa mı ib.e gördün?” diye soruyor. Kimilerine elini sallıyor, “Çok bakanlara öpücük yolluyorum” diyor. “Halka karıştık annem. Herkes anlamaya çalışıyor, diyor ki ‘Bu ne? Bunlar ne şimdi?’ Ah hayır, peruğum uçacak!”
Saat 5 civarında meydanda kocaman gökkuşaklı bayrak açılıyor, ama aradan beş dakika geçmeden herkesin gözü yaşarmaya başlıyor. “Lanet olsun, biber gazı mı sıktılar?” diye bağırıyor Eylül elleriyle ağzını kapatarak. Gaz bombasının Blok’un protestosuna atıldığı anlaşılınca sloganlar değişiyor: “Yaşasın özgürlük mücadelemiz!” “Yaşasın halkların kardeşliği!”
Gazın etkisi geçince Tünel’e doğru yürüyüşe geçiliyor. Grup, sambacıların davul sesleri, oynak ritimler eşliğinde ilerliyor. Eylül kostümüyle adeta bir diva gibi, çevresini her adımda fotoğrafçılar kuşatıyor. Bir de onunla fotoğraf çektirmek isteyen kalabalık erkek grupları. Eylül, bu bakışlara çok alışık, tüm ‘hayranlarıyla’ fotoğraf çektiriyor. Sonra gülerek, “Bence gayet homofobik ve transfobikler” diyor. “‘Bak bu ib.eyle fotoğraf çektirdim’ diyecek, dalga geçecek, biliyorum. Arkamdan bağırır bunlar aslında sokakta görse. Ama toplumun ne dediği beni ilgilendirse böyle gezmezdim zaten… Makyajım gözümü yakıyor!”
Grup, şarkılarla, danslarla, sloganlarla yürümeye devam ediyor: “Dans et! Dans et! Homofobiye karşı dans et!” Eylül, kalabalığa bakıp tahminlerde bulunuyor: 8 bin… Hatta 10 bin! “Başımız gözükmüyor, sonumuz hiç gözükmüyor. Meydanı tamamen kapladık!” diyor. Sonra, tramvayın rayında koşmaya başlıyor topuklularıyla hoplaya zıplaya. “Bütün yıl bu günü bekliyorum. Şu an ne kadar mutlu olduğumu anlatamam” diyor. “İnsanın uzun zaman ailesini görmeyip de yılda bir kere görmesi vardır ya… Öyle bir mutluluk düşün. Buradaki herkes benim ailem gibi bugün.”
Peki ya ailesi resimlerini görürse? Tanırlar mı onu? “Annem tanır ama bir şey demez” diyor. “Ailemle aram ben açıldıktan sonra daha iyi oldu. Karşılarında tanımadıkları bir insan vardı, en azından artık tandıkları biri var. Annem, “keşke daha önce açılsaydın” dedi. Şanslı translardan biriyim.” 

Yalnız yürümek ne kadar zor
Trans bir müşterinin soyunma kabininde kıyafet denemesine izin vermeyen Mango’nun önünde durup yuhalıyor grup önce. Sonra da sırada trans olduğu için bir öğrenciyi 5 aydır ‘kurs dolu’ diye oyalayan English Time var. Yuhalamalar, sloganlar fazla uzun sürmüyor. İki iş yerinin önünde de samba grubu zillere, davullara asılıyor ve grup dans ederek ilerliyor. English Time’ın pencerelerinden gülümseyerek, şaşkın şaşkın sokağa bakıyor insanlar. Mezopotamya Kültür Merkezi’nin önünde alkış tutuluyor. Tünele varınca herkes bir yere tünüyor, müzik eşliğinde dinleniliyor, tanıdıklarla sohbet ediliyor. 2008 yılında gay olduğu için öldürülen üniversite öğrencisi Ahmet Yıldız’ın sevgilisi İbrahim Can da burada. “Ben bugün sevgilimin geri gelmeyeceğini biliyorum. Çok hüzünlüyüm, ama Ahmet’in pankartını açtık ve bu kadar insanın burada olması beni mutlu ediyor. Artık Türkiye’deki eşcinsellerin korkularını yıktıklarını düşünüyorum, bugün buna vesile oldu” diyor İbrahim Can. Saat 9 gibi LAMBDA’ya geri dönüşe geçiyor Eylül birkaç arkadaşıyla. İstiklal, eski sahiplerine kalmış. Eylül’e bir başka bakıyor şimdi caddeden geçenler. Bir anne, kızına “Bak Büşra, palyaço” diyor. Bir diğeri “Yuh!” çekiyor, “Emre lan gel gel!” diye arkadaşını çağırıyor. Sırıtarak Eylül’e bakıyorlar.
Eylül, “8000 kişi yürürken o cesareti gösterseydin, şimdi iki kişi yürürken değil!” diye bağırıyor, ama artık sesi kısılmış. “Yalnız yürümek ne kadar zor farkındasın değil mi?” diye soruyor. “Tacizler ne kadar arttı birden, hissediyor musun? Ama susup da sineye çekersen daha kötü oluyor”
En sonunda LAMBDA’ya varılıyor. Eylül bir süre kayboluyor, üstünü değişip, düz sandaletlerini giyip geri geliyor. Gözlerindeki kedi makyajını, rengarenk simleri çıkarmaya üşenmiş yalnızca.
Balkonda, yürüyüşe kaç kişinin katıldığına dair hararetli bir tartışma dönüyor. “Bence geçen yıldan azdı” diyor biri, “Bu sene adam gibi örgütlenemedik.” “Bence gayet çok insan vardı” diyor bir başkası, “Grubun ucu gözükmüyordu ya!” Eylülse suskun. “Biraz önce yaşadığımız şey yalnızca iki üç saatlik bir mutluluktu” diyor sigarasından bir nefes alarak. “Ama bence rüya gibiydi.”

Seyfi Dursunoğlu, yine bir dans yarışmasında Huysuz Virjin tiplemesiyle izleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

İlk yayınlandığı zaman oldukça konuşulan ve en çok izlenen programlardan biri olan ‘Benimle Dans Eder misin?’

tekrar eski kadrosuyla ekranlara geliyor. Huysuz Virjin’in sunuculuğuyla Kanal D’ de başlayan ve Yonca Evcimik, Uğurkan Erez, Asena ve Tan Sağtürk’ün jüriliğini yaptığı yarışma 3 sezon sürmüştü. Ardından Star’a geçen yarışma, “Türk aile yapısına uymadığı” gerekçesiyle RTÜK engeline takılmıştı.

Daha sonra Fox’a geçen yarışmayı kanal ‘Huysuz’ tiplemesi yerine Seyfettin Dursunoğlu ile devam ettirme kararı alsa da finali cezayı göze alarak Huysuz ile yapmıştı.

Yarışma son olarak formatını koruyarak ancak ‘Yaz Ateşi’ adıyla ve jürisinde değişikliklerle ekrana geldi. Jüride Murat Boz ile Çağla Şikel vardı.

Show TV bu yarışmayı şimdi yeniden yayınlamaya hazırlanıyor. Yonca Evcimik, Tan Sağtürk, Uğurkan Erez bir araya geldi. Kadroda bu kez Asena yok ancak onun yerine oryantal Didem var. Sunucu da yine Huysuz Virjin…

Yeni adı ‘Huysuz’la Dans Eder misin?’ olan yarışma Temmuz‘da yayınlanmaya başlayacak.

ensonhaber

Uğradığı silahlı saldırıdan ağır yaralı kurtulan ve 3 ay sonra halkın karşısına çıkan İbrahim Tatlıses, The New York Times’ta…

İbrahim Tatlıses, ’The New York Times’a haber oldu. 1.6 milyon tirajlı Amerikan gazetesi, mart ayında başından vurulmasından sonra ilk defa halkın önüne çıkışına yer verdiği geniş haberinde, ’Hayranları için iyi haber, İbo yeniden şarkı söyleyebilir.

Kötü haber, bunu hapishanede yapmak zorunda kalabilir’ ifadelerini kullandı. Haberde, ’Tatlıses’in iş anlaşmaları ve ortaklarının her zaman şüphe edilemez olmadıkları’ savunularak sanatçının birkaç soruşturmaya dahil olduğu ve geçen yıl ’organize çeteye bilerek yardım ve yataklık etmekten’ suçlu bulunarak 1 yıl 10 ay hapse mahkum edildiğine dikkat çekildi.

Çete davasında aldığı hapis cezası ertelenen ancak erteleme kararı Yargıtay tarafından bozulan İbrahim Tatlıses’in avukatı Ahmet Küçük, üç hafta önce bir açıklama yaparak, “Yargıtay’ın bozma kararı müvekkilimin lehinedir. Mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde bir karar verildiği takdirde denetim süresi sonunda dava düşecek ve sabıkaya dahi işlenmeyecektir” demişti.

akşam

Hatip Dicle’nin vekilliğinin düşürülmesine, PKK’dan ‘tehdit gibi’ cevap geldi…

YSK’nın Hatip Dicle’nin miletvekilliğini düşürmesinden sonra, BDP destekli bağımsız milletvekillerinin ‘meclise gitmeme’ kararına, terör örgütü PKK’dan destek geldi. PKK’nın en üst karar alma merkezi olan Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “DTK’nin de çağrısını dikkate alarak oy birliğiyle almış oldukları karar, çok doğru ve yerinde bir karardır.

Bundan başka bir şey de yapılamazdı. Ayrıca, YSK’nın veto kararı savaş nedeni sayılabilecek bir durumdur” dedi.

PKK’nın ele başlarından Murat Karayılan, BDP destekli bağımsız milletvekillerinin aldığı ‘meclise girmeme’ kararını çok doğru ve yerinde olduğunu söyledi. Açıklaması PKK’ya yakınlığıyla bilinen Fırat Haber Ajansı’nda yayınlanan Karayılan, şöyle dedi:

“YSK’nın bu kararı aslında Türk devletinin Kürt siyasetini kontrole almak, burnunu sürtmek, ‘siz her şeyi yapamazsınız, sınırları aşamazsınız, fazla ileri gitmeyin, sizi engelleyebiliriz’ mesajını içeren, Kürt siyasetini iradesizleştirme ve hizaya çekme kararıdır. Yani Kürt halkına ve iradesine karşı bir saygısızlık ve halkın iradesini hiçe sayma olduğu gibi, esas olarak Kürt siyasetine onursuzluğu dayatmaktır. Bu açıdan dün blok vekillerinin gerçekleştirdiği toplantıda, DTK’nin de çağrısını dikkate alarak oy birliğiyle almış oldukları karar, çok doğru ve yerinde bir karardır. Bundan başka bir şey de yapılamazdı. Somut bir adım atılıncaya kadar meclise gitmeyeceklerini açıklamaları Kürt siyasetinin de onurlu bir duruşu sürdüreceğinin kesin kararlılığıdır. Yani burada Kürt halkının siyasal iradesi tanınacak mı tanınmayacak mı; bunun mücadelesi söz konusudur. Bilindiği gibi Kürt siyasetinin ilk kez, SHP ile birlikte parlamentoya girip, bağımsız bir grup olarak bir duruşu geliştirdiği 1990′larda da devlet tahammül göstermeyip müdahale etti. Kürt parlamenterlerinin haklarında tutuklama kararı çıkardı ve meclis kapısında yakasından tutarak zindana attı. Bu, bir süreçtir. Devletin Kürt siyasetini tanımayacağını gösteren o tutumu, aslında bugün de farklı bir biçimde devam etmektedir. O gün parlamentonun kapısında yakasından tutulup tutuklanan ve haksız yere 10 yıl içeride tutulan Hatip Dicle’nin vekilliği bugün de reddedilerek aynı siyasetin devam ettiği ortaya konulmaktadır.”

‘VETO SAVAŞ NEDENİ SAYILABİLECEK BİR DURUMDUR’

Kürt sorunu konusunda günümüzde önemli bir dönemece girildiğini söyleyen Karayılan, şöyle devam etti:

“Apo’nun geliştirdiği demokratik anayasal çözüm süreci, çok önemli bir şans ve bir fırsat olarak sunuldu. Biz, Kürt sorununda silahların tümden devre dışı bırakılması ve barışçıl, demokratik yöntemlerle sorunun tartışılarak çözülmesi için üstümüze düşen sorumlulukları yerine getirdik ama, üzerinden üç gün geçmeden devletin bu biçimde Kürt halkını hiçleştiren, Kürt siyasetini boyunduruk altına almaya yönelen bu politikası devreye konulmuştur. Bu açıdan yaklaşıldığında devletin Hatip Dicle şahsında Kürt siyasetine karşı yürüttüğü bu veto politikası savaş nedeni olabilecek bir durumdur. Eğer önümüzdeki yakın günler içinde Türk devleti ve hükümeti bu büyük haksızlığı ortadan kaldıran bir girişim geliştirmez ve düzeltmezse, bu, halkımıza karşı resmen bir savaş ilanı anlamına gelecektir. Türkiyeli birçok yazar ve siyaset çevresi de Başbakan’a çağrı yapıyor; Başbakan’ın suskunluğunu gidererek, düzeltici bir girişim başlatmasını istiyor. Halkımız ve Kürt siyaseti de somut- düzeltici bir adım beklediğini ortaya koymuştur. Bütün bunlar karşısında AKP’nin kendi bildiğini okuması, baskıcı, yok sayan ve yok edici siyasetini sürdürmesi, tasfiye politikasında ısrar anlamındadır. Dolayısıyla bu yeni bir savaş sürecinin başlatılmasıdır. Kürt halkı, AKP’nin sorumluluğundaki parlamentodan Kürt sorunu konusunda çözüm bekliyor. Bunun yerine baskı ve şiddetin dayatılması, bu süreci tümüyle heba edecektir.”

BELİRLEYİCİ OLAN BOZDAĞ’IN KONUŞMASIDIR

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Yardımcısı Devlet Bakanı Bülent Arınç’ın konunun parlamentoda konuşularak yasa değişikliğine gidilebileceğiyle ilgili konuşmalarına da değinen Karayılan, belirleyici olanın Bülent Arınç veya Mehmet Ali Şahin değil, Bekir Bozdağ olduğunu söyledi. Karayılan açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Arınç ve Şahin kısmen yumuşak konuşarak bir çözüme gidilebileceğini belirttiler. Ancak anlaşılıyor ki, bu, daha çok onların bireysel görüşleridir. Çünkü onlardan birkaç saat sonra daha resmi bir biçimde AKP adına açıklama yapan Bekir Bozdağ, tüm kapıları kapattı. Belli ki Erdoğan’la ilişki kuruldu, Erdoğan’ın görüşleri çerçevesinde Bekir Bozdağ’ın, bir heyetle beraber bu açıklamayı yapması ihtiyacı duyuldu. Önceki soruda da belirttiğim gibi bu bir karardır. Dolayısıyla kararı uygulayacaklardır. Yani Kürt halkının, demokrasi güçlerinin güçlü bir tepkisi karşısında geri adım atma durumları ve bu kararı düzeltmeleri elbette ki mümkün, fakat onların esas politikası Hatip Dicle şahsında Kürt siyasetine bir müdahale yapmak ve gelişen süreci kendi kontrollerine almaya dönük bir girişimi geliştirmektir. Bu açıdan bana göre belirleyici olan Bülent Arınç ve M. Ali Şahin’in konuşması değil, Bekir Bozdağ’ın konuşması olacaktır.”

24 kurultay delegesinden sadece 4′ü imza verdi. Şimşek ‘takviye’ olarak kente gidiyor.

Önder Sav ve Deniz Baykal’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlıktan indirmek için toplamak istedikleri kurultay istemi, Antalya’dan da destek bulamadı. 24 kurultay delegesinden sadece 4′ü Sav ve Baykal’a destek vereceğini açıkladı. 20 delege ise “Kılıçdaroğlu’na karşı imza vermeyiz” açıklamasını yaptı.

Öte yandan, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’la yakın dostluğu bilinen Berhan Şimşek’in ise önümüzdeki günlerde Antalya’ya gideceği öğrenildi. Kurultay delegesi olmayan Berhan Şimşek’in CHP’li Belediye Başkanı Akaydın’ı ikna etmeye çalışacağı belirtildi. Hatırlanacağı üzere, Berhan Şimşek İstanbul İl Başkanlığı’na atandığında, kendisini kutlayan ve İl Başkanlığı’na çelenk gönderen ilk isim Mustafa Akaydın’dı.

Berhan Şimşek’in Antalya’ya “takviye güç” olarak gönderilmesi kararının ardından, kentteki delegeler de görüşlerini kamuoyuyla paylaşmaya başladı.

Deniz Baykal’ın önceki gün protesto edilmesinin ardından yaşanan şok, kurultay delegelerini de etkiledi. Antalya Haber Ekspres Gazetesi‘ne konuşan delegeler şöyle konuştu:

Mustafa Akaydın: (Büyükşehir Belediye Başkanı): Parti politikalarını ve seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere Genel Başkan Kılıçardoğlu tarafından çağrısı yapılacak bir kurultaya ‘evet’ derim. Ancak, bunun dışında ve hele hele seçimli bir kurultaya hiçbir şekilde imza vermem.

Ercan Erkan (Muratpaşa İlçe Başkanı) : Partimiz, Türkiye genelinde başarısız olmamıştır. 8 aylık bir parti yönetimi yapabileceğinin en fazlasını yapmıştır. Bu nedenle olağanüstü Kurultay toplanmasını anlamlı bulmuyorum. Bunun için ikna olmuş değilim. Bu nedenle Kurultayın olağanüstü toplanması için imza vermeyeceğim.

Halil Arıkan (Kaş Eski İlçe Başkanı) : Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun değişimini hedef alacak bir olağanüstü Kurultayı gereksiz buluyorum. Bu gündemle toplanacak bir Kurultay için imza vermem. Ancak Parti Meclisinde bir yenileşmeye ihtiyaç var. Sadece bu amaçla toplanacak bir Kurultay için imza vermeyi düşünebilirim.

Burhan Emin Biçer (Döşemealtı İlçe Başkanı) : Başarılı olmak iktidar olmaktır. Bu anlamda partimizi başarılı görmek doğru değil. Ancak önceki dönemlerde alınan oylara bakıldığında sağlanan 6 puanlık artış başarıdır. Genel Başkanımız ve Parti Meclisimiz bu anlamda elinden gelen çalışmayı yapmıştır. Bu nedenle olağanüstü Kurultay için imza vermeyeceğim.

Enver Barış: CHP bu seçimden 6 puanlık bir oy artışı ile çıkmıştır. Bu iktidar olmaya yetmedi ancak önceki dönemin sonuçlarına bakılırsa başarılıyız denebilir. Bu anlamda hangi gerekçeyle olursa olsun olağanüstü Kurultay toplanmasını gereksiz buluyorum. Bu nedenle imza vermeyeceğim.

Barış Akıncı ( Elmalı Eski İlçe Başkanı) : Türkiye genelinde Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’nun üstün çabası sonucu alınan sonuç bana göre başarıdır. 2007 seçim sonuçları itibariyle 6 puan artış azımsanamaz. Ancak aynı başarıyı Antalya için söylemek mümkün değil. Antalya’da seçim süreci Baykal tarafından iyi yönetilmemiştir. Bu anlamda olağanüstü Kurultayın toplanmasını doğru bulmadığımdan imza vermeyeceğim. Çünkü Baykal ve Sav ikilisinin muhalefet çalışmalarını samimi bulmuyorum.

Önder Çalık (Akseki İlçe Başkanı) :
Antalya’da maalesef başarısız olduk. Bunun da nedeni aday listesindeki sıkıntılar ve Baykal’ın seçim sürecini yanlış yönetmesidir. Türkiye genelinde ise Partimiz istenilen ve beklenen hedeflerine ulaşamamıştır ancak geçmişe göre değerlendirdiğimizde başarılı bir seçim sonucu alınmıştır denebilir. Bu nedenle seçim sonuçlarını değerlendirmek amacıyla bir Kurultay toplanabilir ancak bu Kurultay asla seçimli bir Kurultay olmaz. Buna imza vermem.

Ali Çırpıcı: Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nu başarılı bulduğumdan bir dönem daha görevinde kalmalı. Bu amaca dönük bir olağanüstü Kurultayı gereksiz buluyorum ve imza vermeyeceğim.

Ahmet Daloğlu (Korkuteli Eski İlçe Başkanı) : Antalya özelinde pek de başarısız değiliz. Çünkü oy oranımızı 2007′ye göre artırmış durumdayız. Türkiye genelinde de başarısız olduğumuz söylenemez. Ancak hedeflerimize ulaşamadık yinede. Olağanüstü Kurultayın toplanması ile ilgili olarak partimin ilçedeki üyelerinin eğilimine ve ilde oluşacak genel tavra göre karar vereceğim.

Giray Ercenk: Antalya’da alınan sonucu başarılı bulmuyorum. Süreç doğru yönetilmedi. Seçilen her milletvekili benim milletvekilimdir ve sahiplenirim elbette. Ancak seçimde bu sonucun çıkmasında liste sorunu olduğu da bir gerçektir. Türkiye genelinde ise partimin aldığı sonucu başarılı buluyorum. Zaten bizlerdeki beklenti de bu civarlardaydı. Ben 2 ay önce bu sonucu alacağımızı çeşitli toplantılarda dile getirmiştim. Bir Kurultayın toplanması belki gereklidir ancak alelacele bir olağanüstü Kurultayın toplanmasını ise doğru bulmuyorum. Bunun için gelişmeleri yakından izleyerek buna göre karar vermek istiyorum.

Zeki Durmaz (Parti Meclisi Üyesi) : Seçim sonuçları Antalya’da başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bunda hazırlanan aday listesinin olumsuzlu kadar Baykal’ın süreci doğru yönetememesi de çok önemli etkendir. Türkiye genelinde ise partimiz başarılıdır. 2007′ye göre yüzde 6′lık bir artış kesinlikle başarılı olarak kabul edilmelidir. Hiç kimse 3-4 ayda oluşan bir Genel Merkez ekibinden ve 8 aylık bir Genel Başkandan iktidar olmayı zaten beklememeli. Bu anlamda Kurultayın olağanüstü toplanmasını gereksiz bulduğumdan imza vermeyeceğim.

Dilek Engin (Kumluca İlçe Başkanı) : Antalya’da alınan seçim sonucu için üzgünüm. Daha iyi sonuçlar alınabilirdi. Ancak Türkiye genelinde Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu sayesinde seçimlerden başarılı çıktık diyorum. Elbette hedef iktidardı ama kısa sürede göreve gelen bir Genel Başkanın ve ekibinin bundan daha iyi sonuç alması zaten zordu. Bu nedenle olağanüstü Kurultayın toplanmasını gereksiz bulduğumdan imza vermeyeceğim.

Makbule Güneylioğlu: Kemal Bey başarısız değil. kısa bir süre içinde ancak bu kadar iyi bir sonuç alınabilirdi. Her aklıselim bunu zaten görmeli. Bir yıl içinde hem referandum, hem seçim kampanyalarını yürütmek ve 81 ile gitmek bence başarıdır. Ancak Kurultayın olağanüstü toplanıp toplanması ile ilgili kararımı örgütümle veririm.

Yusuf Meriç: CHP, Antalya’da başarısız olmuştur. Bunun da nedenli öncelikle Baykal’ınn hazırladığı aday listesindeki sıkıntılardır. Bir diğer neden de İl Başkanının yetersizliği ve basiretsizliğidir. Türkiye genelinde ise alınan sonuç başarıdır. CHP, 1992 yılında yeniden açıldıktan sonra girdiği seçimlerde hep hezimete uğramış ve ilk kez en yüksek oyu almıştır. Bu nedenle Kurultayın olağan üstü toplamasına imza vermeyeceğim. Kurultay doğal sürecinde yapılmalı.

Abbas Tarakçı (Manavgat İlçe Başkanı) : Türkiye genelinde alınan sonuç Antalya’ya aynen yansımıştır. Yani hedeflenen, tabanın beklediği sonuçlar alınamamıştır. İstenilen ve beklenen bu değildi. Ancak partimin kamuoyunda sürekli Kurultaylar partisi olarak anılmasından rahatsız olduğum için olağanüstü Kurultaya imza vermeyi düşünmüyorum.

Kemal Yüksel (Kemer İlçe Başkanı) :
Gerek genel olarak, gerekse Antalya özeli olarak istenilen hedeflere ulaşılamadı. Bu anlamda başarılıdır denilemez. Ancak 2007 seçim sonuçlarına göre bir artış olduğu da gerçektir. Kurultayın olağanüstü toplanması ile ilgili olarak şu anda bir kakarım yok. Bu konuda tüm ilçe başkanları ve il Kurultay Delegelerinin ortaklaşa yapacakları toplantıda alınacak karar göre değerlendireceğim.

“Tutuklamanın genel gerekçesi olan kaçma ve delilleri karartma milletvekili için olmaz”

Hukukçular, milletvekili seçilen Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın tahliye taleplerinin reddedilmesine ilişkin kararını “hatalı” buldu.

Kararı eleştiren hukukçular, “Yüz binlerce oy almış ve milletvekili seçilmiş, milletin iradesinin Meclis’te temsil etmekle görevlendirilmiş bir kişinin tutukluluğunu devam ettirmek hukuka ve vicdana aykıdır. Tutuklamanın genel gerekçesi olan kaçma ve delilleri karartma milletvekili için olmaz” dediler.

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı): Milletvekilliğine seçilmede engel gösterilen anayasa maddelerindeki istisnaları dar yorumlamak gerekir. Karar hatalıdır. Milletvekili seçilen kişinin millleti temsil etmesi gerekir. Vekil seçildikten sonra tahliye edilmelidir. İstisna olarak yargılama devam edebilirdi. 1950’de Zafer gazetesi başyazarı tutukluydu, seçildikten sonra bırakıldı. Osman Bölükbaşı tutukluydu. 1957’de vekil seçilince serbet bırakıldı. Sebahat Tuncel tutukluydu, yine serbest bırakıldı. Tutukulama suç işleme konusunda olasılık varsa başvurulur. Vekil seçilen insanın nereye kaçabilir.

Prof. Dr. Metin Feyzioğlu (Ankara Barosu Başkanı): Milletvekili olmuş bir kişinin kaçacağından söz edebilmek için çok sağlam kaçma belirtilerinin olması gerekir. Delillerin toplandığı bir durumda kaçma şüphesinden bahsedilemez. İşyeri adresine TBMM diye yanıt verecek bir kişinin soyut gerekçelerle kaçacağından söz edilmesi milletin iradesini tanımamaktır. Vekilken de gidip mahkemede yargılanabilir. Ancak milletvekili seçilmiş bir kişinin tutuklanma yasağı bulunmasa da tutuklama bir tedbir olduğuna göre mahkemenin milletin vekil olarak seçtiği bir kişinin yargıdan kaçacağını hangi somut delillere dayanarak kabul ettiğini açıklamakla hükümlüdür. Yüz binlerce oy almış ve milletvekili seçilmiş, milletin iradesini Meclis’te temsil etmekle görevlendirilmiş bir kişinin tutukluluğunu devam ettirmek hukuka ve vicdana aykırıdır. Tutuklamanın genel gerekçesi olan kaçma ve delilleri karartma milletvekili için olmaz.

Turgut Kazan (Avukat): Bir kere hiç şaşırmadım. Çünkü özel yetkili mahkemeler budur. Özel yetkili mahkemeler kaldıkça, kimsenin özgürlüğü ve güvenliği yoktur, olmayacaktır. Bu mahkemeler varken anayasa falan yapılamaz. En iyi yapacakları anayasa da hiçbir işe yaramaz. Çünkü özel yetkili mahkemeler diledikleri zaman en temel hakları askıya alma imkânına sahiptirler. Aslında doğan bu sonucun asıl faturası, 12 Eylül referandumunda sadece yargıyı ele geçirme bölümünü alıp bunu demokrasi sayanların bütün uyarılarımıza rağmen anayasanın 14. ve 83’üncü maddesini değiştirmeye yanaşmayanlara çıkarılmalı. Ona seyirci kalan AKP hükümeti, doğan bu faturadan sorumludur.

Ümit Kocasakal (İstanbul Barosu Başkanı): Bu karar teknik açıdan yanlış. Millet iradesinden bahsedenler millet oylarıyla seçilen vekillerle ilgili alınan bu karara saygıdan bahsediyorlar. Geçmişte yargıya karşı her türlü sövmeyi yapan bu kişilerin bu tavırlarını anlayamıyorum. Bu mahkeme şimdi bu insanların hangi kaçma şüphesi ve hangi delilleri karartma şüphesini taşıdıklarını açıklamak zorunda.

Cumhuriyet

Samsun’da ayrıldığı sevgilisinden hamile kalan bir kadın, doğurduğu bebeği çöpe attı.

 

Samsun’un Tekkeköy ilçesinin Hürriyet Mahallesi’nde bir yıl önce dini nikahla evlenip daha sonra bu kişiden ayrılan Özlem K. (37) adlı kadın, annesi Neriman K.’nin (59) yanında kalmaya başladı.

Samsun’da ikamet eden bir başka kişiyle ilişki yaşayan Özlem K., bu kişiden de ayrıldı. Özlem K. hamile kalınca annesinin evinde bir bebek dünyaya getirdi. Canlı olarak dünyaya gelen bebek bir çuvala konulup çöpe atıldı. Kanaması artınca Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne kaldırılan Özlem K., kaç aylık hamile olduğunu bilmediğini, ilişki yaşadığı ayrıldığı sevgilisinden hamile kaldığını ve düşük yaptığını iddia etti.

Özlem K.’nin hastanede tedavisi sürerken, Tekkeköy İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri olayla ilgili inceleme başlattı. Düşük yaptığı iddia ettiği bebeği çöpe attığını itiraf eden Özlem K., polisi harekete geçirdi. Polis, ilçedeki çöp kutularında çuval içindeki bebeği aradı. Daha sonra çöp kamyonunda bebeğin cesedine rastlandı. Olayla ilgili Özlem K. ile annesi Neriman K., tutuklanarak Samsun Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Özlem K. ile annesi hakkında Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı. Bugün görülen davanın ilk duruşmasında ifade veren Özlem K., “Ben bu hususta daha önce savcıya ifade verdim. O ifadem geçerlidir. Benim kafam çok dalgındır. Recep K. ile gayri resmi evlendim. Ancak çocuk soyadını bilmediğim Yaşar adlı kişiyle birleşmemizden oldu. Ben evde doğum yaptım. Çocuğu sağ mı, ölü mü doğum yaptığımı bilmiyorum. Çocuğu çöp bidonuna kimin attığını bilmiyorum. Ben atmadım. Benim doğum sonrası kanamam fazla olduğu için hastaneye gittim. Keza çocuğun çuvala kim tarafından konulup çöp bidonuna atıldığını da ben bilmiyorum. Ben baygın vaziyette hastaneye gittim” dedi.

Anne Neriman K. ise, “Kendisinin hamile olduğunu ben bilmiyordum. Özlem’i doğum yaparken de görmedim. Evde olmadığım bir sırada Özlem’in çocuk doğurduğunu söylediler. Ben eve gittiğimiz kızım doğum yapmıştı. Bir oğlan çocuğu dünyaya gelmişti. Ancak, ben çocuğa bir şey yapmadım. Çocuğu çuvala koyup çöp bidonuna atmadım. Özlem’i de görmedim. Komşular götürüp çocuğu çöp bidonuna atmışlar. Ancak, ben çocuğu hiç görmedim. Komşular doğan çocuğun erkek olduğunu söylediler. Bebeği beyaz şeker çuvalının içine ben koymadım. Özlem de koymadı. Özlem bana ‘Haber verirsen seni öldürürüm’ diye de bir şey söylemedi” diye konuştu.

Neriman K.’nin savcıda verdiği ifadesi ile duruşmada verdiği ifade arasındaki çelişki olduğu kendisine hatırlatılınca, “Benim şimdiki ifadem doğrudur” şeklinde konuştu. Duruşmada tanık olarak dinlenen polis memuru Murat Kılcı, “Neriman K. ifadesi alınırken önce bir şey bilmediğini söyledi, ancak daha sonra ise ‘Bana kızmazsanız doğruları söyleyeceğim’ dedi. Kızının doğum yapıp bebeğini çöpe attığını anlattı. Bize sözlü ifadesinde çocuğun sağ doğduğunu ve ağladığını anlattı” şeklinde konuştu.

Tanık polis memuru Timurhan Odabaş ise, “Neriman K.’ye polis merkezinde sorduğumuz da çocuğu kızının dünyaya getirdiğini ve doğumdan sonra bir yere atıldığını ve atıldığı yeri bilmediğini anlattı. Daha sonra arkadaşlar çöp bidonuna gitmişler. Bebeğin çöpte olmadığını görünce çöp arabasını durdurup içindekileri boşaltınca bebeğin cesedine ulaşmışlar. Sanık Neriman tutarsız davranışlar sergiliyordu. Bebeğin sağ doğum ağladığını söylüyordu, daha sonra da ölü doğduğunu ileri sürüyordu” ifadelerini kullandı.

Trabzon Adli Tıp Kurumu’ndan gelen otopsi raporunda bebeğin sağ olarak dünyaya geldiği tespit edildi. İstanbul Tıp Kurumu raporuna göre de, bebeğin sağ dünyaya gelip, çuval içinde atıldığı çöp kutusundan çöp toplayan kamyonda preslenmesi sonucu öldüğü anlaşıldı.

Mahkeme heyeti tutuklu anne-kızın İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edilerek cezai ehliyetlerinin bulunup bulunmadığının tespiti için rapor alınmasına karar verdi.

Ankara’da bir yatak fabrikasına ait depoda çıkan yangın itfaiyeyi alarma geçirdi.

 

Alınan bilgiye göre, Ankara-İstanbul Yolu 21. kilometrede bulunan bir yatak fabrikasına ait depoda bilinmeyen bir nedenden dolayı yangın çıktı.

Depo görevlilerin haber vermesi üzerine çok sayıda itfaiye ekibi bölgeye sevk edildi. İtfaiye ekiplerinin zamanında müdahalesi ile yangın büyümeden söndürüldü. Yangında büyük çaplı maddi hasar meydana geldi.

Ankara Eryaman’da sokak ortasında korkunç cinayet

Başkent’te bir emlakçıda çalışan 21 yaşındaki Rahime Yıldız Uçar, ayrı yaşadığı aşçı eşi 25 yaşındaki Burhan Uçar tarafından sokak ortasında 3 yerinden bıçaklanarak öldürüldü.

Başkent’te bir emlakçıda çalışan 21 yaşındaki Rahime Yıldız Uçar, ayrı yaşadığı aşçı eşi 25 yaşındaki Burhan Uçar tarafından sokak ortasında 3 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Kaçan Uçar çevrede işyerleri bulunan esnaf tarafından yakalanıp polise teslim edildi.

Ankara’da bir emlakçıda çalışan Rahime Yıldız Uçar, 2 yıl önce bir alışveriş merkezinde aşçı olarak çalışan Burhan Uçar ile evlendi. Bu evlilikten 1 çocukları olan çift, 6 ay önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle evlerini ayırdı. Rahime Yıldız Uçar, 1 yaşındaki oğlu Hakan’ı da yanına alarak Etimesgut İlçesi Eryaman semtinde bir eve taşınırken, ayrıca boşanma davası açtı. Ancak araya giren aileler, “Çocuğunuz var, boşanmayın” diye baskı yapınca Rahime Yıldız Uçar boşanma davasını çekip, eşi Burhan Uçar ile tekrar birlikte yaşamaya başladı.

Uçar çiftti, 2 gün önce kavga edince Burhan Uçar evi terk etti. Burhan Uçar, bu sabah eşini arayarak konuşmak için görüşmek istediğini söyledi. Çift, Eryaman TBMM Caddesi’nde bulunan 4′üncü Etap Parkı’nda bir araya geldi. Kısa süre konuşan çift arasında çıkan tartışmanın büyürken Burhan Uçar, Rahime Yıldız Uçar’ı boyun, kalp ve göğsünden bıçakladı. Çevredekilerin gözleri önünde eşini bıçaklayarak kanlar içerisinde bırakan Burhan Uçar, daha sonra kaçmaya başladı. Cinayeti görenler, Burhan Uçar’ın peşine takılarak yakalayıp, daha sonra olay yerine gelen polis ekiplerine teslim etti.

OLAY YERİNDE ÖLDÜ

Cadde üzerinde kanlar içerisinde kalan Rahime Yıldız Uçar’ın yardımına çevredekiler koşarken, sağlık ekiplerine haber verildi. Ancak sağlık ekipleri olay yerine gelmeden Rahime Yıldız Uçar öldü. Görgü tanıkları, “Kanlar içerisinde inliyordu, yardım etmeye çalıştık, ancak çok kan geliyordu. Kısa süre sonra da cansız kaldı. Sağlık ekipleri gelene kadar da hayatını kaybetmiş” dedi.

“BARIŞMAK İSTEDİM”

Eryaman Şehit Osman Avcı Polis Merkezi’ne götürülen Burhan Uçar, Etimesgut Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kontrolünün ardından sorgulanmak üzere Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekiplerine teslim edildi. Cinayet zanlısı Uçar poliste verdiği ilk ifadesinde, “Eşimi seviyordum, ancak evlendikten sonra birçok sorun yaşadık. Çok kıskanıyordum, başka erkeklerle görüşüyordu. 3 gün önce de birileriyle görülmüş. Bunu duyunca kavga ettik ve evi terk ettim. Bugün de barışmak için bir araya geldik, ancak bana hakaret edince kendimi kaybettim, gerisini hatırlamıyorum” dediği belirtildi. Eşi tarafından sokak ortasında öldürülen Rahime Yıldız Uçar’ın cesedi, savcılık incelemesinin ardından Etimesgut Belediyesine ait cenaze aracı ile belediye morguna kaldırıldı.

Ünlü prodüktör Erol Köse ve söz yazarı, besteci Şehrazat Twitter’da fena kapıştılar…

  Sosyal paylaşım sitesi Twitter’a yeni giriş yapan Erol Köse ünlü müzisyen Şehrazat’ı fena kızdırdı…

Erol Köse: “Bu hafta telekızlık yapan popçuları açıklayacağım” twitini atınca Şehrazat sinirlenerek ünlü prodüktöre: “Sen kimsin bee. Türkiye’de namus bekçiliği yapacak en son adamsın haddini bil terbiyesiz, sen önce dönde kendi popona bak senden ahlaksızı gelmiş mi şu sektöre” sözleriyle karşılık verdi.

Erol Köse, Şehrazat’ı sinirlendirecek açıklamalar yapmaya devam ederek: “Ahlaksız popçuları açıklayacağım, Şehrazat adlı bestekar kızdı bana oysa oğlu yaşındaki Özcan Deniz’le olan aşkını anlatıcam demedim ki” açıklamasında bulundu.