Topics internet

Yasak kelimesini yasaklayan “akil” devlet

Devletimizin servis sağlayıcılara alan adları içinde geçmemesi gereken kelimeler listesi gönderdi, biz de bunun haberini yaptık. Şimdi gelin bu kelimelerin neler olduğunu, neden sansürlenmemesi gerektiğini birlikte inceleyelim. Belki birileri olaya daha akil bir biçimde bakmak ister ne dersiniz?

Bu kelimelerin içinde gerçekten küfür sayılan kelimeler bulunurken aslında sakıncalı kelimelerle uzaktan yakından alakası olmayan kelimeler de bulunuyor. Bu kelimeler üç ana grupta toplanmış. Birinci ve ikinci grup içeriği ne olursa olsun alan adının içinde geçmemesi gereken kelimeler, üçüncü grup ise başlıkta bu kelimeler geçiyorsa mutlaka incelenmesi gereken ondan sonra barındırılmasına izin verilen kelimeler. Birinci grup kelimeleri burada herhangi bir filtrelemeye takılmaması adına buraya yazmıyoruz.

İkinci grup gerçekten de masumiyet içeren kelimelerden oluşuyor. Baktığımızda şu kelimeleri ahlaka aykırı saymak için gerçekten hasta ruhlu biri olmanız gerektiği ortaya çıkıyor. Gelin her kelimenin aslında neler kapsayabileceği konusunda bir çalışma yapalım birlikte:

31: Örneğin 18975431.com gibi bir adresin barındırılması mümkün olmayacak. Çünkü içinde mastürbasyon çağrıştıran 31 kelimesi geçiyor.

Adrianne: Bu bir isim. Bir ismin nasıl olup da yasaklı bir kelime haline geldiğinin anlayabilmemize imkan yok.

Animal: Hayvan demek. İngilizce bir kelime. O kadar masum ki… Evet hayvanlarla seks yapan bir takım sapıkların internet siteleri var fakat bu kelimenin geçtiği bir siteyi kesin olarak barındırmayın demek örneğin animalplanet.com isimli televizyonlarımızda gösterilen belgesel kanalının Türkiye’de internette gösterilememesi anlamına geliyor.

Baldiz: Baldız kelimesi eşimizin kız kardeş ya da ablası anlamına geliyor. Bu kelimeyle ne alıp veremediğimiz olur? Acaba bu kuralı koyanların bu konuda ne gibi bir sorunu var? Bunu ancak Freud yaklaşımlı bir uzman çözebilir.

Buyutucu: Gerçekten korkunç bir kelime. Büyütücü… Müthiş zarar verebilir gerçekten gençlerimize. Örneğin Ülker ürünlerinden çocukları büyütücü bir süt filan çıkarsa bu sitenin barındırılması imkansız hale gelir.

Ciplak: Çıplak, yani giyinik olmayan. Evet bu sitenin barındırılması ükede büyük infial yaratabilir.

Citir: Çıtır, gevrek. Bir bisküvi markası da olabilir, her gün evimize aldığımız nimet olarak tanımladığımız taze ekmek de… Bu yüzden eve ekmek almamızı da engelelyeecekler mi acaba?

Escort: Bir araba markası var böyle Ford Eskort… Bu arabanın internet sitesi artık ülkemizde barındırılamayacak.

Etek: Bu bir giyecek. Muhtemelen bu kanun maddelerini hazırlayanların annesi, karısı, kızı, teyzesi halası, babaannesi ve sülalesindeki tüm kadınlar bunu giyiyor. Ne giysinler peki etek giymeyeyip? Çıplak da dolaşamıyorlar, ona da izin verilmiyor? Ya çarşaf giyecekler (ki bu bakış açısıyla hiç de fena fikir gibi gözükmüyor) ya da pantolon…

Fire: Ateş demek. Veya fire vermek, eksiltmek… Adı firefox olan bir internet tarayıcısı var. Bunu da mı yasaklayacağız? Bu site de mi gelemeyecek Türk internet sınırlarından içeri?

Firikik: Futbol terimi. Serbest atış. Maç seyrederken bu insanlar gerçekten serbest vuruş anlarında tahrik mi oluyorlar? O zaman ligi de yasaklayalım. LigTV maçlarını kırmızı noktayla yayınlasın ne dersiniz?

free: Ücretsiz demek. Bedava… Hangi akla hizmeten bu kelimenin geçmesini engelleyebilirsiniz. Yurt dışına ücretsiz ürün göndermek için free kelimesini kullanmak isteyen KOBİ’nize bunu nasıl anlatacaksınız? O KOBİ size gülmeyecek mi? Size itiraz etmeyecek mi? İçiniz rahat edecek mi internette ücretsiz seks arayan insanları engellemek için bütün ücnretsiz şeyleri yasakladığınızda?

got: Evet bu kelimenin sesli harfinin üstüne nokta koyduğunuzda oturma organımızı çağrıştırıyor. Ama Got kelimesi ingilizce get, sahip olmak fiilinin geçmiş zaman veya pasif olarak çekimli hali. O kadar çok kullanılıyor ingilizcede o kadar çok geçiyor ki… Bunu sadece akil olan değil İngilizceye de hakim olmayan biri önermiş olmalı. Sansürcülerin başına da İngilizce bilen birilerini öneriyoruz.

hatun: Kadın demek. Neden kadın kelimesini yasaklamıyorsunuz? Nene Hatun, ülkemizin en önemli sembollerinden biri. Onu yasaklayabileceğiniz aklınıza gelmedi mi? Bizim geçmiyşimize yön veren bir kadın hakkında açılacak siteyi yasaklamış olmak kendinizi kötü hissettirmiyor mu?

haydar: Bu bir isim. Türk ismi. Haydar Haydar diye bir şarkı var. Ben ki çok internet sitesi dolaşırım. Çocukluğumdan bu yana gelen gerçekten geniş bir küfür arşivim var. Ama Haydar ismini seks ya da küfür çağrışımlı hiçbir şeyin içine koyamadım. Koyan kişinin tandanslarını incelemek ve çocukluğunu dinlemeyi gerçekten çok isterim.

hayvan: E tabi Animal kelimesini yasaklayınca hayvan kelimesini yasaklamamak olmazdı. Ne de olsa İngilizce ile Türkçe arasında ayrım yapılmamalıydı. Adında hayvan kelimesi geçen o kadar çok çocuk kitabı var ki… Ben çocuğuma bunları okuturken bilmeden büyük bir sapıklık yapmışım meğer…

hikaye: Ama oldu mu? Hikaye? Öykü? Bunda nasıl bir kötü çağrışım buldunuz? Hikaye kelimesini nasıl yasaklarsınız? Çocuğunuza hiç hikaye kitabı almadınız mı? Anneniz babanız size hiç hikaye kitabı almadı mı? Çocukken hikaye kitabı okurken herhangi bir biçimde bir kıpırdanma mı hissetiniz?

homemade: Ev yapımı demek. Evde yapılan şeyler mi gücünüze gitti? Evde sadece o düşündüğünüz şey mi yapılıyor? Biz evde televizyon da seyrediyoruz mesela, oturup konuşuyoruz. Çocuk yetiştiriyoruz. Yemek yiyoruz. Ev yapımı kelimesi neden bu kadar gerdi sizi? Gerçekten kuzum ne yapıyorsunuz siz evinizde?

hot: Sıcak demek. Neskafe, çay, türk kahvesi… Sıcak bir banyo, çorba, ekmek… Soba, kalorifer, hava… Eğer bu kelimeden içi gıcıklanan varsa hayat onun için gerçekten zor olmalı. Sadece internetten bu kelimeyi çıkararak kurtulmaları imkansız. Bir de internetin en meşhur elektronik posta adresi var: Hotmail! Demek ki Microsoft bitti. Artık Türkiye’de Hotmail.com.tr barındırılamayacak. 10 milyon kşi mi etkilenecek bundan? Daha mı fazla? Microsoft buna cevap verebilir.

itiraf: İtiraf dünyada en yaygın olan dinlerden birinin ana ibadet alanlarından biri. Müslümanların oruç tuttuğundan fazla itiraf mekanizmasını kullanıyor katolik hıristiyanlar. Siz onların itirafını nasıl engellersiniz acaba?  Merakla bunu engelleyeceğiniz günü bekliyorum. Amerikalılar oruç ya da namaz gibi kelimeleri yasaklasaydı ne düşünürdünüz? Haydi cevap verin.

liseli: Zaten bu kelimenin yasaklanmasıyla niyetler belli oluyor. Ya sizin çocuklarınız liseye gelecek kadar zeki değil veya liseyi atlayıp direkt üniversiteye gidecek kadar zekiler. Arası yok. Liseli kelimesinden ne istediniz? Bir manyak liseli diye internet sitesi açtıysa siz liseli kelimelesini tamamen hayatımızdan nasıl çıkarırsınız? Bu nasıl bir çılgınlık?

nefes: Nefes bu ya. Soluk… Hayatın en önemli unsuru. Yaşarken en çok yaptığımız şey. Dini çağrışımları seksi çağrışımlarından daha çok. (Dinde nefes kelimesinin ne ifade ettiğini soranlara din kültürü ve ahlak bilgisi dersi verebilirim. Din kültürü badem bıyık bırakıp çok namaz kılmakla gelmiyor)

nubile: Bu bir kelime bile değil. Bunun yanında mktiealmkuieaülmku kelimesini de yasaklayın. O da anlamsız. Ülkemde nusbile kelimesini internet sitesi açmak için zorlayan insanlarla da tanışmak isterim. Bunu seksi çağrışımlar adına kullanmak isteyenler daha komik.

sarisin: İşte zurnanın zırt dediği yer. Aklın bittiği tükendiği yer. Sarışın olanlara yapılmış en büyük hakaret. Bunu önerenlerin insanlığından utanması, gidip bir deliğe girip saklanması gerekiyor.

sicak: Bu konuda söyleyeceğim her şeyi hot kelimesi için söylediğimi düşünyorum. Allah akıl fikir versin diyorum.

sisman: Ben şişmanım. Ne demek istediniz size bana şimdi? Neden yasakladınız bu kelimeyi? Bakan da şişman dedi, sonra obez diye düzeltti. Bakanımızı da kapatabilecek misiniz? Gidin işinize…

yasak: Yasak kelimesini yasaklayarak sansürün önüne geçmeyi mi planladınız acaba? Yasaklayacağınız siteleri içinde yasak geçemeyen bir alan adıyla mı tanıtacaksınız? Ne’niz var kuzum?

yerli: Gerçekten on numara… Yerli MALI…

Devlet sansürü eline yüzüne bulaştırdı

Devletimiz şimdiye kadar internet konusunda birçok şeyi yanlış yaptı. Ama hiç bu kadar şaşırmamıştı. Türkiye’deki erişim sağlayıcılara BTK kanalıyla gönderilen bir elektronik postayla içinde bazı kelimelerin geçtiği internet sitelerinin hostinginin, yani barındırılmasının yasaklanması konusunda karar alındığı, bu kararla birlikte eğer alan adının içinde bu kelimelerin geçtiği sitelerin barındırılması durumunda servis sağlayıcının ceza alacağı belirtildi.

Gönderilen elektronik postanın sebebi konusunda şu açıklamaya yer veriliyor:

Buna göre barındırdığınız alan adlarında İlgili kanun ve yönetmeliğe aykırı içeriklerin bulunmaması gerekmektedir. Aşağıda İlgili kanun ve yönetmeliğe aykırı içerik bağlamında değerlendirilebilecek kelime gurupları verilmiştir. Bu kelime guruplarını barındıran içeriklerin çıkarılması ile ilgili alan adlarının hizmetine son verilmesi ve son durumun mail ile tarafımıza iletilmesi gerekmektedir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ilgili CEZAİ müeyyideler ile karşı karşıya kalınabileceği unutulmamalıdır.

internete Şok ‘sansür’ listesi…

Şok eden ‘sansür’ listesi!

Bugün Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından hosting firmalarına gönderilen ‘yasaklı sözcükler’ listesi oldukça kafa karıştırıcı.

İnternette özgürlük bakımından sicili gittikçe kötüleşen Türkiye görenleri şaşkınlığa uğratan yeni bir ‘yasaklı sözcükler’ listesiyle karşılaştı.

Bugün servis sağlayıcılara ve hosting firmalarına Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan gönderilen ve gönderici hanesinde yersaglayici@tib.gov.tr adresinin yer aldığı tebligatta, günlük yaşamda kullanımından vazgeçilemez pek çok ‘sıradan’ sözcüğü de içeren yasak listesi bulunuyor.

Bildirime göre, bu sözcükleri içeren alan adı tahsis edilemeyecek, kullanılamayacak, mevcut olanlara erişim de kapatılacak. Mektupla birlikte gelen listedeki sözcükler arasında şaşkınlık verici derecede ‘sıradan’ sözcükler bulunuyor.

Sansür listesinin etkisi, bazı ‘müstehcen’ sözcüklerin içinde geçtiği diğer sözcükleri de kapsadığından, erişim engelinin kapsamı inanılmaz boyutlara çıkacak. Örneğin içinde iki ya da üç kelimelik ‘müstehcen’ sözcüklerle çakışan harfleri içeren sözcükler de yasaktan nasibini alacak.

Hosting hizmeti veren Ontek firmasının sahibi Murat Deligöz, bu sansürlü sözcüklerle sınadıkları sitelerden en az 90 binin bu yeni yönetmelikle ‘hemen’ yasaklanabileceğini söyledi.

orjinal haber

http://www.chp.org.tr/?p=21558

Doğan Grubu’nun iki büyük gazetesi Milliyet ve Vatan satıldı

Doğan Grubu’nun ‘yılan hikâyesine’ dönen satışında yeni bir iddia gündemde.. Geçen yılın sonunda başlayan ve artık yılına hikayesine dönen satışla ilgili sayısız iddia gündeme geldi. Doğan Grubu her haberden sonra açıklama yaparak satışı yalanladı.. 

MİLLİYET VE VATAN SATILDI

Bu kez iddianın sahibi A Haber’in genel müdürü Erdoğan Aktaş.. Aktaş bugün twitter’daki hesabından Milliyet ve Vatan gazetesinin satıldığını duyurdu. Aktaş, “A Haber’den son dakika özel haber bombası. Milliyet ve Vatan Gazetesi Demirören-Karacan ortaklığına satıldı.” diye bir tweet girdi..

DEMİRÖREN SATIŞI DOĞRULADI

İddiaya Doğan Grubu’ndan henüz açıklama gelmedi. Ancak Yıldırım Demirören, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Demirören ve Karacan ortaklığı DYH ile Milliyet ve Vatan’ı alma konusunda anlaştı”

ALİ KARACAN’DAN AÇIKLAMA

Milliyet ve Vatan gazetesinin yeni patronu Ali Karacan Medyatava’ya yaptığı özel açıklamada; “Uzun süredir Doğan Grubuyla görüşmelerimiz devam ediyordu. Sonunda bu satış Demirören ortaklığıyla gerçekleşti. Dedemin 1950′de kurduğu gazetenin yeniden sahibi olduğumuz için çok sevinçliyiz. Bu satışın Türk medyasına hayırlı olmasını diliyoruz” dedi. Kurucusu Ali Naci Karacan olan Milliyet gazetesinin ilk sayısı 3 Mayıs 1950 tarihinde yayımlandı. 1980′li yıllarda Ali Karacan’ın babası Ercüment Karacan gazeteyi Aydın Doğan’a satmıştı.

SATIŞA NE KADAR ÖDENDİ

Anlaşma uyarınca Milliyet 47.96, Vatan 28 milyon dolara satılacak. Açıklamanın ardından Doğan Gazetecilik hisseleri yüzde 13.8, Doğan Yayın Holding hisseleri ise yüzde 4.47 primli işlem görüyor.

ORTAKLARDAN BİRİ ESKİ SAHİP

Karacanlar Milliyet gazetesinin eski sahipleri.. Milliyet gazetesi kurucusu Ali Naci Karacan’ın torunu gazetenin sahibi Ercüment Karacan’ın oğlu Ali Karacan’ın Milliyet’i dış kaynak desteğiyle almak istediği daha önce de medyada yankı bulmuştu..Karacanlar – Milliyet flörtünden sonuç çıkmamıştı.. Demirörenler ise gaz sektöründe uzun yıllardır Türkiye’nin lider firmalarından.. Demirören Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören aynı zamanda Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün Başkanı..

Doğan Grubu, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na şu açıklamayı gönderdi;

İŞTE MİLLİYET VE VATAN’IN SATIŞ RAKAMI

‘Finansal Duran Varlık ve Maddi Olmayan Duran Varlık Satışı Hakkında.

Şirketimiz bünyesinde yayınlanmakta olan Milliyet Gazetesi’ne ait tüm marka ve isim hakları ile İnternet Sitesi alan adlarının (www.milliyet.com.tr) KDV dahil 47.960.000,-ABD Doları bedel üzerinden; Şirketimizin 129.000.000,-TL sermayesinde %99,99 oranında pay sahibi olduğu ve bünyesinde Vatan Gazetesi’nin tüm marka ve isim hakları ile İnternet Sitesi alan adlarını barındıran Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık A.Ş.’de sahip olduğumuz beheri 100,-TL nominal değerli 1.289.996 adet hisse senetlerinin tamamının 26.000.000,-ABD Doları bedel üzerinden, Demirören ve Karacan Grubu’nun ortak girişim şirketi DK Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş.’ye satışı konusunda, bu akşam Şirketimiz ile DK Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş. arasında genel esaslarda mutabakat sağlanmıştır. Hisse devir sözleşmesinin imzalanmasını takiben ayrıca detaylı açıklama yapılacaktır.’

“Demokrasiyi işletmek istiyorsanız, mutlaka Siyasi Partiler Yasası değişmeli.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, 12 bağımsız milletvekili adayının adaylıklarının iptaline ilişkin olarak, sorumluluğu sadece YSK’ya bağlamanın, ”siyaseten topu taca atmak olduğunu” belirterek, ”CHP olarak biz çözümden yana politika üretmek gibi bir hazırlık içerisindeyiz. İktidar partisi buna hazırsa biz de hazırız” dedi.

Tekin, partisinin ekonomi raporunun açıklandığı Hilton Oteli’nde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

YSK’nın bağımsız adaylar için verdiği karara ilişkin soru üzerine Tekin, ”Demokrasiyi işletmek istiyorsanız, mutlaka Siyasi Partiler Yasası’nın değişmesi gerektiğini defalarca söyledik. Şimdi sorumluluğu sadece YSK’ya bağlamak, siyaseten topu taca atmak demektir” diye konuştu.

Çözülmesi gereken sorunlardan birinin Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmesi olduğunu ifade eden Tekin, şöyle devam etti:

”Eğer siz Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirerek, parti içi demokrasiyi işletemezseniz, topluma demokrasi vadedemezsiniz. Bizim temel sıkıntımız buydu. Biz bu çağrıyı bugün yapmış değiliz. Keşke bu noktaya gelinmemiş olsaydı. Bütün bu olumsuzluklar içinde, eğer bugün çözümsüzlük noktasına gelinmişse, bu konuda da çözüm vardır. CHP olarak biz çözümden yana politika üretmek gibi hazırlık içerisindeyiz. İktidar partisi buna hazırsa biz de hazırız. Meclis Başkanı parlamentoyu çağırır, parlamento, ek bir yasayla ya da Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirerek, bunu düzeltebilir. Olayı, sadece YSK’ya havale etmek çok doğru bir şey değildir. İnsafsızca bir şeydir.”

Gürsel Tekin, partisinin 2023 yılı hedefleri içinde kişi başı milli gelirin 31 bin 500 dolar, işsizliğin de yüzde 6 olarak öngörüldüğünü kaydetti.

Bu hedeflerin, gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin soru üzerine de Tekin, CHP’nin, günlerce ve aylarca çalıştığı 41 proje bulunduğunu belirterek, ”Bu projelerin tamamı, ayağı yere basan projelerdir. Böyle havada, at gitsin projeler değildir” ifadesini kullandı.
Aile sigortasını ilk açıkladıklarında, şiddetli şekilde eleştirildiğini ve kaynağının olmadığının söylendiğini kaydeden Tekin, şunları söyledi:

”Başbakan, aile sigortasını çok şiddetli şekilde eleştirdi ve kaynağı yok dedi. Sonrasında Başbakan da dahil olmak üzere, iktidar partisindeki bütün yetkililer ”biz de yapıyoruz” demek zorunda kaldı. Sayın Genel Başkanımız, bu konuda çok hassas bir insan. Bütün projelerimizi incelediğinizde göreceksiniz ki Türkiye’de uygulanabilir projelerdir ve CHP iktidarıyla bu projeleri hayata geçireceğiz. Temel görevimiz, bu ülkede yoksulluğu, yolsuzluğu bitirmek ve yasakları ortadan kaldırmaktır. CHP olarak biz bu üç ilkeyi, kendimize hedef edinmişiz ve iktidarımızda bunları en kısa süre içinde tarihe gömmek sorumluluğumuz içerisinde olacaktır.”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin, YSK kararıyla ilgili yapılan protesto gösterilerine ilişkin soru üzerine de her türlü şiddete karşı olduklarını, şiddet olmaması kaydıyla demokratik hakların aranabileceğini söyledi. Siyasi partilerin bu konuda duyarlı olmaları gerektiğini vurgulayan Tekin, bunun Türkiye’ye yakışan bir tablo olmadığını ifade etti.

CHP’yi 13 ilde birinci gösteren bir anketin hatırlatılması ve ”CHP’nin Doğu ve Güneydoğu’daki oylarında artış var mı?” sorusuna da Tekin, sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da değil, Orta Anadolu’da da çok ciddi artışlar bulunduğunu kaydetti.

Tekin, 20 ilde milletvekili adaylarının belirlenmesi sürecinde, halka kimleri görmek istediklerini sorduklarını, bunu yaparken siyasi partilere eğilimleri de araştırdıklarını ifade ederek, CHP’nin 20 ilin 13′ünde birinci parti çıktığını öne sürdü.

A.A.

‘Yüzde 30′un da üstündeyiz’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: AKP’nin önde olmasından kaygı duyuyorum.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, gündemdeki konular hakkında NTV’de değerlendirmelerde bulundu.

Yeni CHP, seçimlerde hedeflenen oy oranı, açıklanan ekonomik program ve diğer projeler, YSK’nın adaylık iptali, Ergenekon sanıklarının aday gösterilmesi, bedelli askerlik, YGS’deki şifre iddiaları…

Kılıçdaroğlu, gündemin en sıcak maddesi YSK’nın iptal kararı, buna gösterilen tepkiler ve bugün gelinen noktayla ilgili değerlendirmesinde, medyaya dikkat çekti: “Ne oldu, mahkemeler çalıştı ve gelinen nokta ortada. Eğer medya olmasaydı, belki bunların hiçbiri gerçekleşmeyecekti. Medya görevini yaptı ve engelledi.”

Can Dündar’ın soruları, CHP lideri Kemal Kılçşdaroğlu’nun yanıtlarından satır başları ve programın tümü:

“YÜZDE 30’UN DA ÜSTÜNDEYİZ”

— Genel başkanlık koltuğuna oturmanızdan bugüne kadar 11 ay geçti. 2 kurultay, 3 yönetim kurulu değişikliği, bir referandum ve tüzük değişikliği… Bu sıkışıklık bir dezavantaj mı yoksa staj dönemi mi?

“Bir dezavantaj olarak görmüyorum. Değişim gerekiyordu ve onu yaptık… Yoğun bir süreçti, bu dönemde deneyim ve birikim sahibi olduk.

Yeni CHP vaadi vardı ve şimdi o CHP mi var ortada?

Tam olarak değil. İç tüzüğümüzü değiştirmek, arzu ettiğimiz parti içi demokrasiyi getirmek, lider sultasına son veren bir yapılanmaya ihtiyaç var. Seçim sonrası tüzük kurultayıyla ilgili çalışamalar başlayacak… Demokrasi ve özgürlükler açısından diğer partilere fark atmalıyız ve örnek olmalıyız.

29 ilde ön seçim yaptık ve önemli bir adımdı. Bütün üyelerin katılımıyla gerçekleşti bu ön seçimler. Tüzük değişikliğinden sonra tüm ülkede bunu yapma imkanımız olacak; siyasi partiler yasası değişmese de biz kararlıyız…
Seçim ankletleri?

Biz iyiyiz ve yukarıya doğru gidiyoruz. Oyumuz yüzde 30 yakın. Yüzde 30’un üstünde olduğumuzu da tahmin ediyorum şu anda.

Çıta?

Tüm hedef tek başına iktidar olmak ve bunu ülke için istiyoruz. Demokrasiye, özgürlüklere, sosyal devletin kurulmasına, çocukların yatağa aç girmemesine, taşeron işçilerin dramını ortadan kaldırılmaya ihtiyaç var… Bunlar içi CHP’ye ihtiyaç var.

İktidar olamazsanız ve bugünkü tablo devam ederse, kaygılı mısınız?

Elbette. Bu sadece bizim kaygımız değil, birçok çevrede bu mevcut…

CHP’de kadın devrimi

CHP’de 2007 seçimlerinde TBMM’ye 9 kadın girdi. Özlem Çerçioğlu’nun yerel seçimlerde belediye başkanı olmasının ardından 8 kadın vekil;

Nevin Gaye Erbatur (Adana), Nesrin Baytok (Ankara), Necla Arat (istanbul), Birgen Keleş (İstanbul), Nur Serter (İstanbul) Bihlun Tamaylıgil (istanbul) Canan Arıtman (İzmir) Güldal Mumcu (İzmir) görevini sürdürdü. Kadın milletvekillerinden Nevin Gaye Erbatur, aday olmadığı için Nesrin Baytok, Necla Arat, Birgen Keleş ve Canan Arıtman listeye giremediler. Mevcut kadın milletvekillerinden Genel Sekreter Bihlun Tamaylıgil, Fatma Nur Serter ve Güldal Mumcu yeniden aday gösterildi.
Kılıçdaroğlu’nun 12 Haziran listesinde 550 milletvekili adayı arasında 109 kadın yer aldı. 109 kadın adaydan 40’ının “seçilebilecek” yerlerden oldukları görüldü. Listelerin ilk üç sırasında 21 kadın aday yer aldı. Ankara 2. bölgeden Gülsün Bilgehan, İzmir 1. bölgeden Güldal Mumcu ve Bursa’da Genel Başkan Yardımcısı Sena Kaleli, Uşak’ta Dilek Akagün Yılmaz liste başı oldular.

ŞAFAK PAVEY DE ADAY

Geçirdiği tren kazası sonucu kolunu kaybeden Birleşmiş Milletler’de çalışan Şafak Pavey de İstanbul 1’inci Bölge’den 5’inci sıradan aday gösterildi.

Survivor’ın asi kızını hiç böyle görmediniz

 

 

‘Survivor Gönüllüler-Ünlüler’ kapışmasının öne çıkan ismi Didem Ceren’in hayatı roman

 

Survivor Gönüllüler-Ünlüler yarışmasında, “Gönüllüler”in arasındaki kadınlardan en iddialı olan ve yarışmanın ilk gününden itibaren hırçınlığı ve arkadaşlarıyla yaşadığı kavgalarla adından söz ettiren Mersinli Didem Ceren’in en büyük destekçisi 13 yaşındaki oğlu.

Lise ikinci sınıftayken âşık olduğu astsubay gençle evlenmek isteyen ve ailesine baskı yaparak 16 yaşında gelinlik giyen Didem, 17 yaşında bir erkek çocuk sahibi oldu. Annesi ve babası ayrı olan ailenin 4 çocuğundan en büyüğü olan Didem, eşiyle 1.5 yıl evli kaldıktan sonra boşandı. Çok sevdiği oğlu 4 aylıkken eşinden boşanan genç kadın, çocuğunu annesi Şerife Beserek’e bırakarak İstanbul’a gitti. Liseyi de küçük yaşta evlendiği için yarıda bırakan Didem, eğitimini dışarıdan tamamlamaya çalışıyor.

ORYANTAL STAR’A KATILMIŞTI
Kızının saçını süpürge edip çocuğu için yaşadığını söyleyen Didem’in annesi Şerife Beserek, “Torunum bebekliğinden bu yana benim yanımda. Ben büyüttüm. Annesi ile çok ender görüşüyor. Ancak Didem, çocuğunun her ihtiyacını karşılamak için dişinden tırnağından artırıyor. Ne iş olsa çalışıyor. Zaten bu yarışmaya giriş amacı da çocuğuna iyi bir gelecek sağlamak için” dedi.

Böcekten ve denizden korkan kızının adada ağır şartlarda ayakta durabilme gayretini gözü yaşlı şekilde anlatan anne Şerife Beserek, “Kızım çok sıkıntı çekti. Ben 4 çocuk annesiyim. Çocuklarımı eşimden ayrı büyüttüm. Kızım da eşinden ayrıldı, ancak hayatındaki en büyük değeri oğlu İbrahim Tolga. Eski eşiyle de sürekli görüşüyorlar, aralarında bir düşmanlık yok. Torunum da babasıyla görüşüyor” diye konuştu.

Aslen Kayserili olan Didem, 2006 yılında katıldığı Oryantal Star yarışmasında, Didem Kılıç adıyla yarıştı. Daha sonra “Didem SK” ismiyle Discorium’da cinsel içerikli stand-up gösterileri yapan genç kadın, internette bu tarz videoları da paylaştı.

‘ANNEME İYİ DAVRANMADIKLARI İÇİN TELEVİZYONU AÇMIYORUM’
Mersin’de bir ilköğretim okulunun 8. sınıfında öğrenim gören İbrahim Tolga Işık, okulda arkadaşlarının “Anneni televizyonda gördük” dediklerini ve buna canının sıkıldığını belirterek, “Programda anneme iyi davranmıyorlar. Buna da üzülüyorum. Bazen televizyonu açmıyorum bile. Anneme kötü davrandıklarını görünce moralim çok bozuluyor. Annemi çok özlüyorum. Annem bu sıkıntıyı benim için çekiyor. Yapabileceğim tek şey onu gönülden desteklemek” dedi.

ERZURUM’DA CESUR POZLAR
2006 yılbaşında Erzurum’da oryantal olarak sahne alan Didem, Palandöken’de gazetecilere ‘cesur’ pozlar vermiş, “Ateşim Palandöken’in karlarını eritecek diye çok korktum” demişti.

En büyük hayalinin sokak çocukları için barınma evi yaptırmak olduğunu söyleyen Didem, 17 yaşında dansözlük yapmaya başladığını, babasının bu nedenle kendisiyle bir süre konuşmadığını belirterek, “Sürekli televizyonlardaki dans yarışmalarını takip ettim.  Dans yetenekleri olanlara sonuna kadar destek veriyorum” demişti.

Eşcinsel Kürtler bayrak açtı

Kürtlerin kendilerine ayrımcılık yaptığını söyleyen güneydoğulu eşcinseller ilk kez Nevruz kutlamalarına katıldı.

Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında taşıdıkları gökkuşağı flamalarıyla dikkat çeken eşcinseller, Hevjin (Birlikte Yaşam) Dergisi etrafında örgütlenerek, yaşadıkları sıkıntıları anlattılar. Kendi coğrafyalarında kabul görmediklerinin altını çizen eşcinsellere, İstanbul, Ankara, Eskişehir, İzmir ve Adana’dan gelen arkadaşları da destek verdi.

Diyarbakırlı 25 yaşındaki transseksüel Öykü Sezer, Kürtlerin eşcinsellere ayrımcılık yaptığını söyleyerek şunları anlatıyor: “Kürt’sünüz ama Kürt olamıyorsunuz. ‘Bizden çıkmaz’ anlayışı var. Burada yaşamak için kendi kimliğinizi savunamıyorsunuz. Kimliğinizi dile getirdiğiniz zaman ise sözlü ve fiziksel şiddetle karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben hem kimlik hem de cinsiyet olarak kadınım. Geçenlerde minibüs durağında 3-4 kişi yanıma gelerek nereli olduğumu sordu. ‘Mersinliyim’ dedim, ‘Buralı olsaydın ağzını, burnunu dağıtırdık’ diyerek çekip gittiler. Benim için zor bir durum. Kendi kimliğimi savunamıyorum. Genelde, burada transseksüel olduğumu anlamıyorlar. Anlaşılırsa herhalde yaşayamazdım. Kimliğimi gizlemek zorunda kalıyorum.”

GÖÇ ETMEK İSTEMİYORUM

Kimliğini ailesinde de gizlemek zorunda kalan Öykü Sezer, “Ailemle görüşmüyorum. Dışarı pek çıkmadığım için de karşılaşmıyoruz. Zaten karşılaşsak bile beni tanırlar mı bilemiyorum. Burada aileye açılmak zor. Birçok arkadaşım batıya göç etti. Ancak, burası benim memleketim, göç etmek istemiyorum. İstanbul’da bir yıl yaşadım. Batıda Kürt olarak, burada ise hem Kürt hem de transseksüel olmam nedeniyle iki kez ayrımcılığa uğruyorum. Nevruz bizim bayramımız. Katılmamamız tuhaf olur. Biz, Kürtlerin bir parçasıyız. Kürt kimliğimizle kabul görelim” diyor. Pek çok yere iş başvurusu yaptığını ama hiçbir yerden olumlu sonuç alamadığını söyleyen Sezer zorunlu olarak seks işçiliği yaptığını ve bu durumun içini acıttığını anlatıyor. Üniversitede öğrencisi S.Ç. ise, etrafında örgütlendikleri Hevjin Dergisi’nin amacının kendilerini bu coğrafyada ispat etmek olduğunu anlatıyor: “Biz buradayız. Nevruz’da kendi bayrağımızı da açtık. Ama kutlamalara katılanların birçoğu o bayrağın ne olduğunu bile bilmiyordu. Bizi Avrupa’dan geldik sandılar.” İ.S.’nin ise iki üniversite diploması var ama evde ve sokakta hep rol yapmaktan bıkmış: “Tiyatro oyuncusu gibiyiz. Toplumun istediği rolü oynuyoruz. Gerçek kimliğimizi kendi aramızda yaşıyoruz. Nevruz bizim de bayramımız. Bu ülkede Kürt sorununun var olduğuna ve demokratik yoldan çözülmesi gerektiğine inanıyoruz” diyor.

İKİ DİLDE ÇIKIYOR

Diyarbakır’da üç yıldır çalışma yürüten LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel) oluşumunun ilk dergisi olan Türkçe-Kürtçe Hevjin Dergisi, Güneydoğu’da yaşayan LGBT bireylerine ulaşabilmek ve farkındalık kazandırmak için çalışıyor. Homofobi ve ayrımcılık meselesini de tartışmaya açmak istiyor. Hevjin’i çıkaran eşcinseller, saldırıya uğrar endişesiyle dergilerinin dağıtımının yapılamamasından yakınıyorlar. Dergi çalışmalarını ise Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi veya kendi evlerinde bir araya gelerek yürütüyorlar

NİHAT GENÇ : GESTAPO LİBERALLER RAHATSIZ

Artık okyanus ötelerinden birileri peygamberliği de aşmış görünüyor, ki kendisi konuşmayıp ‘haberci’ yani aracı kullanmaya başladı, bilindiği gibi eski tanrılar kendilerini göstermez hep aracı kullanırlardı..


Ulu hazretlerin son mucizesi bir kitap müsveddesinin kenar notlarından bir terör örgütü inşa etmeleri oldu, üstelik karalama notlardan terör örgütü icad edenler, ABD casusluğu, askeri casusluk, KPSS, Üniversite sınavı hırsızlık şayiaları ortada iken..
Irak bombalanırken Haç’ın bayrağı altında yer alanlar, ülkemizde dört-beş yıl içinde aşağılayıcı bir çürümenin baş aktörleri oldular ve hukuktan polisten yasadan insanları nefret isyan eder hale getirdiler.
Cemaati yorgun bitkin düşüren, sadece tek bir faili meçhulü bütün devlet ve dinleme ve teknoloji imkanlarına rağmen ortaya bir türlü çıkaramayışları değil, siyasi iktidarla ortak herhangi bir icraatlarında din, merhamet, şefkat, insanlık ufukta hala görülmüyor..
Halkı paniğe sürükleyen görünen tek şey, karanlık, tezgah, dümen, iftira.. İşgalci güçlerin kör karanlığı kendilerinin de kaybolduğu bir ölümcül labirenti gözlerinizin önünde safha safha inşa ettiler..
Ve tüm savaş tarihleri işgalci orduların beşinci yılda yorulmaya yedinci yılında çözülmeye dağılmaya başladığını yazar, cemaatin artık yalanlarını tıkacak yeri, yalanlarıyla yıpratmamış adamı, iftiralarıyla çürütmediği kurum kalmadı..
Bu işgal, basamak basamak işgal.. Bilmeniz gereken ilk şey, ABD hiçbir ülkeyi işgal etmeyi başaramamış ancak içine sızdığı girip boğuştuğu her ülkeyi ölümcül bir çürütmenin içine bırakıp geri dönmüştür..
Anne, aile, ülke, tarih, kardeşlik, iyilik.. adına o ülkelerde tüm değerler devreden çıkartılmış ve insanların ülkeleri ve kendilerine olan güvenleri ebedi olarak sona ermiştir..
Sonra ardında aradan yüzyıl geçse de eğitiminden ekonomisine inşa edilemeyen bir ‘toplum’ bırakmıştır ve ABD’nin üstünden geçtiği ülke insanları, dünyanın en eşitsiz halkları ve tek ülküleri ülke dışına kaçarak yaşamak olan darmadağınık kalabalıklar olmuştur..
Orta Amerika’dan Filipinler’e Vietnam’a Afganistan ve Irak’a kadar bitmeyen bir hikayedir bu… (Libya savaşından kaçmaya çalışan yoksul çaresiz işçilerin milli kimliklerine bakın, Uzak Doğulular, Vietnamlılar, Filipinliler, Türkler. Yani ABD’nin daha önce işini bitirdikleri kaçıyor, şimdi işini bitirmekte oldukları iç savaşın tarafı olarak cepheye yeni yeni sürülüyor..)
Cemaatten söz ederken artık hepimiz bir ‘makineden’ bahsedildiğini biliyoruz, bitmek bilmeyen usulsüzlük ve hukuksuzlukların her birine aynı yalan cevapları veren kızarmayan utanmayan densiz terbiyesiz bir ‘disiplinli ideoloji’.. Türkan Saylan’a, Erol Manisalı’ya, Kanadoğlu’na ona buna yüzlercesine aramalarda belgelerde soruşturmalarda ne demişlerse Oda TV’ye Nedim Şener’e Ahmet Şık’a aynı değişmez yalanlarla cevap veriyorlar..
Basamak basamak tamamlanmaya çalışılan işgal safhası Zekeriya Beyaz gibi ilahiyatçıların evlerinin aranmasına kadar geldi, yazar, asker, ilahiyatçı, sen, ben, fark etmiyor, II. Dünya Savaşı sonrası teslim olmuş Almanya gibi davranıyorlar Türkiye’ye..
Milli, eleştirel, boyun eğmeyen, muhalif kim varsa ırkçılık, misyoner düşmanlığı yani batı işgallerinin değişmeyen ‘gerekçesini’ bahane edip saldırıyorlar.. Ve yine teslim alınmış Almanya gibi, evler, yazarlar, kitaplar, muhalifler kökünden kazıldığına ikna olunduktan sonra yepyeni bir anayasa yazıp Yeni Türkiye rüyaları görüyorlar.
Türkiye beş-on milyonluk bir ülke olsaydı bu rüyalarından benden korkardım, ama Türkiye yetmiş milyonluk bir ülke, tezgah dümen yalan iftira bir yere kadar, yetmiş TV ve yetmiş yandaş gazetelerine ve yüzbinlerce cemaat evine rağmen ülkenin en büyük beş, hatta en büyük yedi büyük şehrinde muhalif güçlerin seçmen sayısı iktidar oylarından daha fazla..
Muhalefetin ilk yapması gereken yurt dışından gelecek seçim gözlemci sayısını arttırmak, çünkü en küçük bir seçim hilesi dedikodusu bile 12 Haziran sonrası Türkiye’yi 12 Eylül öncesi sivil savaş şartlarına sürüklemeye aday görünüyor..
İşte yüzlerce hukuksuzlukla başardıkları bu, Türkiye’yi seçime değil iç savaşın kapısına getirip koydular…
Kim koydu, cemaat.. Yeni başlayanlar için cemaat nedir hatırlatalım, allame bilim adamı Şerif Mardin’e ve mucizevi basın emekçisi Fehmi Koru’ya göre ‘sivil’ bir yapılanmadır, başkanı ve yönetimi seçimle işbaşına gelmeyen dünyanın tek ‘sivil’ (!) tarikat örgütü..
Yeni başlayanlar için Ergenekon’u da özetleyelim, onlar da eğlensin, en iyi dileklerle anlaşılan ‘oligarşik yapı’, statüko vb. tanımları da mevcut.. Oligarşik düzeni parçalamak hepimizin boynunun borcu, üstelik, ortalıkta Uğur Mumcu’dan Hablemitoğlu’na Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanmasına yüzlerce kirli işi var, buna ‘derin devlet’ de diyoruz..
İşte hiç iktidara gelmeyen CHP ya da sol muhalif güçler bu oligarşik yapı içinde yüzlerce faili meçhul gerçekleştirdi ve şimdi özgürlükcü ve ileri demokrasi öncüleri bu kirli yapıyı temizliyor..
Altmış yıldır iktidar olan sağ partiler polis ve istihbarat güçlerini altmış yıldır tayin terfi ettirmesine rağmen, hiç iktidar olamamış sol milli muhalif güçler bütün derin yapının ve cinayetlerin sorumlusu, bu arada hiç birimize hiç ilginç gelmeyen şey, sol muhalif milli güçler hep kendi yazarlarına suikastler düzenlemiş yani kendini öldürmüş olması..
Ve bu derin yapının merkezini açığa çıkartmak için özel yetkili savcılar tayin edildi ve Nurseİi İdiz’in donundan Kozmik odalara kadar girilmesine rağmen cinayetler ortaya bir türlü çıkarılamadı..
Bugün kısaca Ergenekon’dan anladığımız polis ve istihbarat kavgaları, gerçek şu ki, polisi de istihbaratı da altmış yıldır şımartan önünü açan polis okullarını kontrol eden sağ partiler. Ancak allem gullem altmış yıldır cinayetler ortaya çıkarılamadı ve bütün faili meçhuller hiç iktidar yaşamamış sol muhalif mili güçlerin üstüne yıkıldı ve faili meçhuller ve susurlukçulara karşı ve ABD emperyalizmine karşı yazı yazanların hepsi içerde…
Gerçeği tüm Türkiye halkı gayet açıklıkla biliyor, oligarşi, Ergenekon, derin devlet bahane edilerek polis ve istihbarat güçleri cemaat’in kontrolüne geçirildi ve diyelim oligarşi (yargı medya burjuva ordu gibi) üçlü bir işbirliğiyken şimdi üçü de devreden çıkarılıp tam bir tek elden ‘diktatörlük’ kuruldu..
Öyle ki bu vahşi diktatörlüğün önüne geçmek artık AKP’nin dahi keyfiyetinde değil.

yazının devamı için alttaki linke tıklayınız

http://www.odatv.com/n.php?n=gestapo-liberaller-rahatsiz-0204111200