Topics Dış haber

MECLİS’TE FETHULLAH GÜLEN’İN KAÇ MİLLETVEKİLİ VAR

Wikileaks’in olay yaratan belgeler serisinden bir diğer örnek ise 30 Aralık 2004 tarihini taşıyan,gizli ibareli ve de dönemin ABD büyükelçisi Eric Edelman’ın yazdığı belge. Belgede, temel olarak AKP’nin icraatlarının ve Erdoğan’ın kişiliğinin Amerikan çıkarlarıyla ne kadar uyuştuğunu ve pozitif olup olmadığını konu ediniyor. AKP’nin Avrupa ile o dönemdeki ilişkileri ve AKP içi güç dengeleri irdeleniyor.
Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin yapısını değiştiren, dış politikada aktifliği seçen bir lider olduğunu belirten Edelman; Anadolu’da görev yapanlardan aldığı istihbarata göre Erdoğan’ın halk kitlesi tarafından çok sevildiğine işaret ediyor. Aynı durumun parti içinde geçerli olmadığına işaret eden belgede, AKP içinde bir güç savaşı yaşandığını anlatıyor. Bir tarafta Tayyip Erdoğan ve diğer tarafta onun en büyük rakibi Abdullah Gül ve onu izleyenler olduğunu yazıyor.Tayyip Erdoğan’ın o dönemde değiştirdiklerinden etkilenen Edelman, halk desteğini alan Erdoğan’ın nasıl bir kimlikte biri olduğunu açıklamaya çalışıyor.
Raporun en çarpıcı yanlarından biri şöyle başlıyor: ”Kısacası Tayyip Erdoğan yenilmez görünüyor. Peki,öyle mi?” Raporun bundan sonraki kısmı parti içi çekişmelere ve Erdoğan’ın karakterine odaklanıyor. Edelman, Erdoğan’ın çevresini yetersiz ve yeteneksizlerin sardığını, bunun ise başlı başına Erdoğan’ın olası rakiplerine karşı güvensizliği olduğunu belirtiyor.
Raporun en can alıcı kısmı ise Emine Erdoğan’ın ağzından şöyle yazılıyor; “Emine Erdoğan’ın da söylediği gibi Tayyip Bey Allaha inanıyor ama ona güvenmiyor.” Edelman ayrıca, Fethullah Gülen hareketinin AKP içinde etkisinin çok büyük olduğunu o dönemin kabinedeki Gülencilerden örnek vererek gösteriyor.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Turizm Bakanı Mumcu ve meclisteki 368 vekilden 60 ila 80 tanesinin Gülenci olduğunu iddia ediyor. Tayyip Erdoğan’ın kabinesindeki yolsuzluk haberlerinin Erdoğan’a kadar geldiğini ve ona işaret ettiğini belirten yazar Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki 8 ayrı hesabını örnek gösteriyor.Yine de halkın ona desteği çatırdamayacak gibi durmaktadır diyor.

Baro’nun yeni başkanı Kocasakal

İstanbul Barosu’nun yeni başkanı Doç Dr. Ümit Kocasakal oldu.

İstanbul Barosu’nda Başkanlık yarışını “Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu” ndan Ümit Kocasakal kazandı.

YENİ BAŞKAN KOCASAKAL

Ümit Kocasakal 6 bin 80 oyla yeni Baro Başkanı oldu.

Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’nun diğer adayı İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın ise 4 bin 520 oy alırken, Hukukun Üstünlüğü Platformu adayı Satılmış Şahin 4 bin 55, Çağdaş Avukatlar Grubu Adayı Kemal Aytaç 3 bin 247, Katılımcı Avukatlar Grubu Adayı Mustafa Kemal Güngör 1.236, Özgürlükçü Hukuk Platformu adayı Feyzi Çelik 678 oy aldı.

İŞTE AKP’NİN PKK İLE 19 MÜZAKERESİ

Anayasa Mahkemesi’nin kapattığı Demokratik Toplum Partisi’nin yerine kurulan Demokratik Toplum Kongresi’nin Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, avukat sıfatıyla, ikinci kez Abdullah Öcalan’la görüştü.
İmralı dönüşü açıklama yapan Tuğluk’tan öğrendiğimize göre, AKP Öcalan’la yürüttüğü diyalog sürecini “müzakere” aşamasına çevirmiş: “(Öcalan) Devlet yetkilileri ile bir kez daha görüşme gerçekleştirildiğini, bu görüşmenin son derece önemli olduğunu, niteliksel bir görüşme olduğunu, ciddi bir görüşme olduğunu ifade etti. Kendisiyle görüşme yapan devlet yetkililerini barış konusunda daha ciddi bulduğunu bir kez daha dile getirdi. Yapılan görüşmeleri bir nevi diyalog sürecinden müzakere sürecine geçişi ifade eden bir süreç olarak gördüğünü söyledi”. (Hürriyet, 2 Kasım 2010)

“Temas, diyalog, görüşme, pazarlık, müzakere, anlaşma” diye ilerleyen sürecin nasıl kotarıldığının ayrıntılarını, Kaynak Yayınları’ndan çıkan, “ABD’nin Neo-Osmanlı Projesi: Büyük Kürdistan” kitabımda okuyabileceğiniz bu müzakereler, özetle şunlardı:

1.. AKP’nin PKK ve Öcalan’la ilk teması, görev süresini tam dört kez uzattığı MİT Müsteşarı Emre Taner üzerinden kuruldu. Öcalan, ilk temasta, henüz Müsteşar Yardımcısı olan Taner’den dağdakilere mesaj gönderme imkanı talep etti.
Taner, 15 Haziran 2005’te Müsteşar olduktan kısa bir süre sonra 20 Ekim 2005’te Mesut Barzani ile görüştü. Barzani’nin, Taner üzerinden Türkiye’den talepleri şunlardı: “Türkiye, Kuzey Irak’taki oluşumu tanımalı; Kuzey Irak ve Türkiye’deki Kürtlere çifte vatandaşlık vermeli; ekonomik ilişkileri geliştirmeli, kurulacak askeri okullarda Türk uzmanlar görev yapmalı…”

2.. Hükümetin akıl hocalarından Cengiz Çandar, AKP’nin “Kandil ve İmralı” ile görüştüğünü söyledi. (Vatan Gazetesi, 26 Eylül 2009) Zaten Çandar, en başından beri meseleyi “İki Abdullah”ın çözeceğini savunuyordu. (Referans Gazetesi, 15 Mart 2009)

3.. Habur’dan giriş yapan “barış grubu” da AKP’nin Öcalan ile yürüttüğü diyalogun sonucuydu. Öcalan’ın çağırdığı barış grubunun Habur’dan girişini, Başbakan Erdoğan, henüz toplumsal tepki başlamadan şöyle değerlendiriyordu grup konuşmasında: “Dün Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan anlamlı gelişmeye de değinerek sözlerimi sonlandırmak istiyorum. Bildiğiniz gibi 34 kişi sınırı geçti ve sabah saatlerinde 29’u, ilgili yasalarımız çerçevesinde bırakıldı. Bunu son derece olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum. Şu anda yargı diğer 5’i ile ilgili çalışmalarını da sürdürüyor”.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün 17 Ekim cumartesi günü gizlice buluştukları ve Habur’dan girişi organize ettikleri basına yansıdı. (Milliyet Gazetesi, 21 Ekim 2009)

4.. Taraf Gazetesi’nden Yıldıray Oğur, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı bir analize dayanarak, 2006 yılından beri PKK’nın Avrupa sorumlusu Sabri Ok ile görüşüldüğünü açıkladı. Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu da, “Sabri Ok, Abdullah Öcalan ile telefon görüşmesi yaptı” dedi. Her iki açıklama birleştirilince AKP’nin Sabri Ok’la, Ok’un da Öcalan’la görüştüğü ortaya çıkmış oluyordu.

5.. PKK lideri Murat Karayılan, Habertürk’ten Amberin Zaman’a şöyle diyordu: “Geçen yıl Şubat ayında bir hükümet üyesi Öcalan’a gitti ve açılımı konuştu. Hükümet üyesi Öcalan’ın açılıma ilişkin hükümete sunduğu yol haritası çerçevesinde müzakere edilebilecek tartışmaların başlayabileceğini ifade etmiş ama gerisi gelmemiş.” (Habertürk Gazetesi, 16 Nisan 2010)

6.. Aksiyon Dergisi’nde yer alan bir habere göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “orkestra şefliği”nde, MİT Müsteşarı Emre Taner’in yürütücülüğünde ve PKK ile yapılan dolaylı görüşmelerde bir yol haritası belirlendi. Bu yol haritasına göre, PKK’lılar Kandil’den Mahmur kampına inecek, oradan da silahsız olarak Türkiye’ye dönecekti! (Aksiyon Dergisi, Sayı:757, 8 Haziran 2009)

7.. Hasan Cemal, PKK lideri Murat Karayılan’la “diplomasi işlevi taşıyan” bir röportaja imza atmıştı. Cemal, yazmadıklarını da hükümete aktardı.

8.. Öcalan, Erdoğan ve Gül’ün kendisine dolaylı çağrılarda bulunduğunu açıkladı: “Sayın Erdoğan ve Gül’ün dolaylı da olsa, basın yoluyla da olsa çağrıları oldu, ricaları oldu. Ben de bunlara cevap verdim. Osmanlı zamanında padişahlar perde arkalarından dinlerlerdi. Eğer çözüm olacaksa biz bunu da kabul ederiz.” (ANF, 26 Temmuz 2009)
Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık, oluşan tepkiler nedeniyle, Öcalan’ın avukatları aracılığıyla yaptığı bu açıklamayı yalanladı. Oysa AKP Milletvekili Mehmet Halit Demir, üç gün sonra “Gerekirse Abdullah Öcalan ile görüşülmesi gerektiğini” söylüyordu. (Hürriyet Gazetesi, 30 Temmuz 2009)

9..
AKP Milletvekili Mahmut Esat Güven, şartları düzeltilirse Öcalan’ın olumlu mesajlar vereceğini, bu konuda İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan talepte bulunduğunu açıkladı. (Hürriyet Pazar eki, 1 Ağustos 2010)

10.. Öcalan’ın AKP’yle pazarlıklarındaki şartlarından biri de cezaevi koşullarının düzeltilmesiydi. AKP bu konuyu sürece yayarak çözdü, Öcalan’a arkadaş bile gönderdi. Öcalan, Adalet Bakanlığı’ndan bir heyetle bu konuda yaptığı görüşmeyi avukatları aracılığıyla şöyle açıklıyordu: “Buraya getirilen arkadaşlarla bir kez görüştüm. Buradaki görevliler, ileride televizyon vereceklerini belirttiler. Adalet Bakanlığı’ndan gelen heyetle görüştüm. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif İşleri Müdürü de vardı. Bu görüşmeden sonra kapının üstünde aşağıya ve yukarıya yeni bir pencere açtılar. Kaldığım odada yatak, dolap, masa var. Onun dışında bana iki-üç adım mesafesinde yer kalıyor. Yatak, Masa ve Dolap yeri dışında enine iki adım boyuna üç adımlık mesafe var. Bütün yer bundan ibarettir.” (ANF, 11 Aralık 2009)
11.. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Abdullah Öcalan’dan aldığı mektubu, Ankara ziyareti sırasında görüştüğü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile paylaştı. (Milliyet Gazetesi, 6 Temmuz 2010)

12.. AKP’nin PKK ve Öcalan ile pazarlıklarından biri de KCK iddianamesinde yer alıyordu. İddianamede yer alan tutanakta Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani şöyle diyordu: “Benim Apo ile bir ilişkim var. 2 Kasım’da bana avukatları aracılığıyla bir mektup gönderdi. Ben bu talepleri Türk yetkililerine de iletmiştim. Benim PKK ile de bir diyalogum var. Bu bayramda ben talep etmişim ateşkesi, hem uzatılması konusunda da bir yaklaşım oldu. Silah bırakma ve ateşkes ilan etme arasında fark var. Ben silah bırakma yanlısı değilim. Ateşkes ilan edilsin. Silah bırakmanın karşılığı var. Ateşkes ilan etmek ise Türkiye’de çalışan arkadaşların mücadelesini yükseltmek için olmalıdır. Yine PKK’nın bir talebi vardı; genel af ile onu dile getirdik. Biz MİT müsteşarları ile PKK’nın bazı ilişkileri var, sizin bilginiz dahilinde mi dedik. Erdoğan, MİT müsteşarının tüm ifadeleri benim ifademdir dedi.” (ANF, 14 Haziran 2010)

13.. Cumhurbaşkanı Gül, 12 Eylül halkoylaması öncesi, “devlet terörü bitirmek için her yöntemi dener” dedi. Ardından Karayılan “devletle anlaştıklarını” açıkladı. PKK, 20 Eylül’e kadar “eylemsizlik” kararı almıştı!
Kararın, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 20 Temmuz günü Öcalan ile yaptığı görüşmenin sonucu alındığı ortaya çıktı.
PKK ile görüşmeyi yalanlayan Başbakan Erdoğan, danışmanı Yalçın Akdoğan’ın “pazarlık yok, diyalog var” demesi üzerine, “hükümet değil, devlet görüştü” dedi! Oysa görüşen Hakan Fidan hem kendisine bağlıydı, hem de Fidan’la birlikte heyette Adalaet Bakanlığı yetkilileri vardı.

14.. AKP ile BDP, 23 Eylül 2010 günü heyetlerarası bir görüşme yaptı. Görüşmede “PKK’nın ateşkesi uzatmasının söz konusu” olduğu ifade edildi. (Hürriyet Gazetesi, 24 Eylül 2010) BDP heyeti, “İmralı’nın muhatap alınması yönünde bir söyleminiz oldu mu?” sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Bazı görüşmelerin sürdüğü biliniyor. O konuda söylenecek yeni bir şey yok”.
Başbakan Erdoğan, AKP ile BDP arasında yapılan bu müzakereyi “birlikte iyi olma” biçiminde yorumluyordu. 1 Ekim 2010 günü TBMM’nin açılış resepsiyonunda sohbet eden Başbakan ve BDP heyetinin “müzakere” ilişkin dikkat çekici temennileri şöyleydi:
Selahattin Demirtaş: Sayın Başbakan, hayırlı olsun diyelim.
“Başbakan Erdoğan: Birlikte iyi olacağız inşallah. Görüşme trafiğini iyi götürün ha.
“Selahattin Demirtaş: Valla Sayın Başbakanım, görüşme çift taraflı olursa iyi olur, çift taraflı iyi götürülürse iyi olur. Beraber olacak.
“Akın Birdal: İnşallah öyle olacak”
. (Vatan Gazetesi, 2 Ekim 2010)

15.. Kandil, Öcalan’ın “Ateşkesi uzatın”, (Milliyet, 20 Eylül 2010) talimatı gereği, “Bazı gelişmeler var, ateşkesi bir hafta uzattık” açıklaması yaptı. (Taraf, 21 Eylül 2010) Taraf Gazetesi, “bazı gelişmelerin” ne olduğunu da bir başka haberinde açıklıyordu. Meğer “Apo’yla barışın takvimi konuşuluyor”muş! (Taraf, 21 Eylül 2010)

16.. Anayasa Mahkemesi’nin kapattığı DTP’nin, Ahmet Türk’le birlikte siyasi yasaklı hale gelen eşbaşkanı Aysel Tuğluk, “avukat” sıfatıyla Öcalan’la görüştü. Adalet Bakanlığı’nın kiraladığı gemiyle İmralı’ya giden Tuğluk, görüşmenin ardından Öcalan’ın mesajlarını hükümete ve PKK’ya iletti: “PKK’nın eylemsizlik kararını en az bir yıl uzatması gerekiyor. Kalıcı ateşkes ve silahsızlanma zamana yayılacak. Hükümetin siyasi adımları beklenecek. Kalıcı ateşkese giden süreçte cezaevi koşullarının iyileştirilmesi bu döneme katkı yapacak.” (Vatan, 28 Eylül 2010)

17.. Hükümet, Öcalan’la Aysel Tuğluk üzerinden müzakere yürütürken, bir yandan da Barzani’yle anlaşma yoluna giriyordu. Sürpriz bir şekilde Kuzey Irak’a giden Açılım Koordinatörü Beşir Atalay, Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ve Kürt Hükümeti Başbakanı Berham Salih’le görüştü.
Basına yansıyan görüşme tutanaklarına göre, Barzani’den “Topun taca atıldığı noktada aktif rol almasını” isteyen Atalay, “aktif rolden kastınız ne?” diye soran muhatabana şu ibretlik yanıtı verdi: “Bölgede (Güneydoğu Anadolu) saygınlığınız var. Bu saygınlığınızı kullanmalı ve PKK üzerinde etkinizi hissettirmelisiniz. Sık sık medya önünde silahların bırakılması yönündeki telkinleri sürdürünüz. Kürt kamuoyu, Kürt hareketinde tek fayda olarak PKK’yı görme alışkanlığını terk edecektir. Bu da sorunların çözümü noktasında işimizi kolaylaştıracaktır”. (Milliyet, 28 Eylül 2010)

18.. AKP’nin PKK’yla müzakerelerinin aslında en önemlisi DTP ile yapılanlarıdır. Çünkü Öcalan, DTP’yi AKP’yle müzakere konusunda resmi muhatap tayin etmişti. AKP Adıyaman Milletvekili ve MAZLUM-DER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal da, bu gerçeği kendi tarafı adına şu sözlerle ifade ediyordu: “Öcalan zaten indirekt olarak sürecin içinde. Ayrıca, kendisi resmi muhatap olarak DTP’yi gösterdi, DTP de buna itiraz etmeyerek dolaylı olarak adres gösterilmeyi kabul etti.” (Milliyet, 8 Ağustos 2009)
Bu durum en başından beri kabul edildiği için Başbakan Erdoğan, aşamalı manevralar izledi. Erdoğan, önce bir süre “PKK’ya terör örgütü demeyenle görüşmem,” diyerek DTP ile bir araya gelmedi, böylece hem kamuoyunun tepkisini değerlendirdi hem de TSK’yı “idare” etti. Erdoğan, şartlar oluştuğunda DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’le görüştü. Erdoğan, daha önce söylediği şartı, geri almamak için de pozisyonuyla ters orantılı bir manevraya yöneldi: Ahmet Türk’le başbakan olarak değil, AKP Genel Başkanı olarak görüştüğünü açıkladı!

19..
Son görüşme, yazımızın en başında da belirttiğimiz gibi Aysel Tuğluk üzerinden yürütüldü. Bu görüşmede dikkat çeken bir ayrıntı da, Tuğluk’un, PKK lideri Karayılan’ın mektubunu, AKP’nin bilgisi dahilinde, Öcalan’a götürmesiydi!

Mehmet Ali Güller
odatv

Kılıçdaroğlu’ndan olay açıklamalar

  “Değerli basın mensupları,

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı CHP Genel Merkezi’ne gönderdiği bir yazıyla tüzüğün gereğinin yerine getirilmesini istedi. Biz bir hukuk devletiyiz, CHP öteden beri hukuka saygılı bir partidir. Biz bugün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istediği düzenlemeleri yaptık. MYK’yı yine tüzüğün belirlediği doğrultuda belirledik. 16.30 itibariyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavclığı’na teslim ettik.

“Genel Başkan’ın toplamadığı bir parti meclisi karar alamaz. Tüzük çok açık. Hukuka aykırılığa hepimizin karşı çıkması lazım. İnsanlarımızı seviyoruz, toplanan arkadaşlarımızı da seviyoruz ama hep hukuka saygılı kalmak zorundayız.

“CHP 53 yıldır iktidar olamıyor. Parti içi çekişmelerden ne istiyoruz? Koltuklar hiç kimsenin babasının malı değildir. Beni buraya örgütüm getirdi, tek güvendiğim de örgütümdür. Onun vereceği her karara saygı gösteririm. Ama birileri ‘hayır ben koltuğumda oturacağım, kaldırırsanız başka şeyler yaparım’ derse bu doğru değildir, buna izin vermem.

“Bize statükocu yaftası yapıştırmaya çalışıyorlar. En çok şikayet eden benim. Partideki korku imparatorluğunu yıktık, bundan sonra Türkiye’deki korku imparatorluğunu yıkacağız. Adımız belli biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Halkın partisiyiz, birilerinin partisi değiliz.

“Koltuklar birileri sürekli otursun diye verilmez, halka hizmet için verilir. Ne benim babamın malıdır ne de birilerinin. O koltukların hakkını vereceğiz. Bana verilen bir görev var. Görevi veren Kurultay’dır. Tüzüğün verdiği yetkiler çerçevesinde görevini yapacaksın dendi bana. Tespitimizi yaptık, Yargıtay cumhuriyet Başsavcılığı’na konuyu ilettik. Konu bu kadar açık.

“Gücünü bir yerden alanlar bu partide olmak zorunda değildir. Size yeni parti meclisi üyelerimizin isimlerini ve görevlerini bilgilerinize sunmak istiyorum. 16.30 itibariye Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na verilen listede Süheyl Batum Genel Sekreter ve Parti Sözcüsü’dür.

“Halkımıza şu vaatte bulunuyoruz, CHP yeni yönetimi tek ses, tek yürek olacaktır. Başarısız olduğumuz zaman hiç endişe etmesinler, koltuklarımıza saplanıp kalmayacağız. Alnımızın akıyla gidip yeni arkadaşlarımızı getireceğiz. Onların da hizmetinde olacağız.  Koltuklar bize sürekli oturalım diye verilmedi. Yeni bir yönetim olarak yeni bir anlayışla halka gideceğiz. Hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Örgütlerime de sesleniyorum. Yeni yönetimin desteklenip desteklenmediğini komşularına, esnafa, emekliye, işçiye sorsunlar. Ömür boyu koltuklarda oturanların CHP’ye ne verip vermediklerini sorsunlar.

“Biz halkımıza güveniyoruz, inanıyoruz. Hizmet etmek istiyoruz. Hiç kimse bir partinin içinde korku kanalları, korku koridorları yaratmamalı, buna izin vermeyeceğiz. Herkes özgürce düşüncesini söyleyecek. Buna izin verdiğimiz zaman demokrasiyi getiren parti, demokrasinin önündeki engel olur. Biz demokrasiyi Türkiye’ye getireceğiz. Yeni bir tüzük için söz verdim, partiye de demokrasiyi getireceğiz. Var olan tüzükteki bütün eksiklikleri gidereceğiz. Blok liste değil, çarşaf liste getireceğiz.

“İnsanın hakkına, düşüncesine, özgürlüğüne, özgürce düşüncesini dile getirmesine hep olanak vereceğiz. ‘Şu benim elimin altında olsun, benden izinsiz konuşma, hareket etme’ bunları kaldıracağız. Kararlıyım, kararlılığımı ve kararlılığımın desteğini halktan alıyorum, izin verin yetki verin diyorum. CHP’yi Mustafa Kemal’in o özgür CHP’si haline getirelim.

“Ben ve arkadaşlarım yeni bir anlayışla yola çıkacağız. Özgürce tartışacağız. Kimse ‘ben böyle söylersem Genel Başkan ne düşünür’ diye düşünmeyecek. Kimsenin özgürlüğü benim teminatım altında dahi olmayacak. Her platformda özgürlükten yana olacağız.

“CHP’ye daha önceki seçimlerde oy vermemiş olan vatandaşlara sesleniyorum: Yeni CHP’yi bilin, tanıyın, yeni CHP halka hizmet etmek için yola çıkan bir partidir. Biz hiçbir zaman sırça köşklerde oturmadık. Halktan birisiyiz, halkla beraberiz, onları kucaklayacağız. Onların desteğini istiyoruz. Çünkü Türkiye’nin demokrasiye ihtiyacı var.”