CHP’yi bitirme planı
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 30, 2009, 06:54
CHP’nin anketlerde yüzde 27′ye çıkması hangi kesimleri hareketlendirdi?

İŞTE MİLLİYET GAZETESİ’NDE YER ALAN RÖPORTAJDA VERİLEN MESAJLAR:
Devrim Sevimay/Milliyet
Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) bir süredir ciddi bir araştırma-tartışma faaliyeti içinde olduğu biliniyordu. Ancak Genel Başkan Ali Balkız’a ne zaman “Anlatma aşamasına geldi mi?” diye sorsak, aldığımız yanıt “Henüz değil” oluyordu. Sonunda bu hafta “Tamam” dedi Balkız, “Çok ayrıntıya girmesek de artık konuşabiliriz”. Biz de hemen sorduk:
İlk ne zaman başladınız bu çalışmaya?
Son yerel seçimlerden iki hafta sonra seçim sonuçlarını, Alevilerin rolünü ve taleplerini değerlendiren bir deklarasyon yayımladık. Orada dedik ki “Bu parlamentodan bize umut yok. Oysa bizim sorunlarımız siyasi sorunlardır, siyaset çözecektir ve Meclis’te çözülecektir.” Bunu deyip, tüm Türkiye’deki Alevileri ve sosyal demokratları bu tespitimizi tartışmaya davet ettik. O gün bugündür de tartışıyoruz.
Kaç yer gezdiniz?
Sayıyı hatırlamıyorum, ama toplantı yaptığımız il sayısı 22. En son Ankara ve İstanbul kaldı. Şimdi bu ay da onları tamamlayacağız.
Türkiye için büyük umut
Eşzamanlı olarak bazı aydınların, akademisyenlerin, sivil örgütlerin toplantılarına da katıldınız galiba…
Evet, “Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” sorusuna ortak yanıt veren partileşme arayışı içindeki o kesimlerle de diyaloğumuz kesin bir biçimde sürüyor.
Kimler var bu partileşme arayışı içinde?
Çeşitli akademisyenlerin (Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Fuat Keyman, Erol Katırcıoğlu…) ve Ufuk Uras arkadaşımızın yer aldığı bir çalışma grubu var. Bir başka hareket, 10 Aralık Hareketi (Burhan Şenatalar, İbrahim Kaboğlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi). Bir de SHP yeni arayışlar içersinde.
Bu üç hareketin birleşme olasılığı var mı?
Bunların birleşebilme olasılıkları yüksek, olanakları da var. Aynı şeyleri düşünüyorlar çünkü. Bizim de bunlarla birlikte olmak gibi bir amacımız var. Hepimiz diyalog halindeyiz.
Bu üçlü grubun ve sizin üzerinde en anlaşamadığınız madde nedir desek, ne örnek verirsiniz?
Henüz bir anlaşmazlık yok. Her şey çok olumlu gidiyor ve bu Türkiye için büyük bir umut.
2010 veya 2011’deki bir seçime katılabilecek misiniz?
O amaçlanmış vaziyette. Önümüzdeki ocak ayında adı konmuş olur.
Hangi partiye alternatif olacaksınız?
Ne AKP’ye, ne CHP’ye, ne MHP’ye, ne de DTP’ye; hepsine. Çünkü biz düzene alternatif olacağız. Bunun için yeni bir sol söylem, sosyal demokrat yeni bir heyecan, yeni bir dil, yeni kadro…
“Yeni bir fantezi”? Böyle bakanlar da çıkacaktır…
Yeni bir fantezi olmayacak, olmaz. Çünkü adını andığımız çalışmayı yürüten arkadaşlarımızın hepsi ve biz son derece heyecanlıyız. Son derece inançlıyız. Temiziz. Halka güveniyoruz. Halkın içindeyiz. Halkın dilini, sıkıntılarını, beklentilerini biliyoruz. Dürüstüz. Onlara yalan söylemeyeceğiz. Biz onlara çıkış yollarını göstereceğiz.
“Biz” derken kimlerin partisi olacak bu?
Bu bir kitle partisi olacaksa eğer, kuşkusuz ki her kesimden insan olacak. Ama kimler olmayacak, ben size onu söyleyeyim: Yorulmuş. Güvenini kaybetmiş. Halkı küçümseyen. Geleceğe dair umutlar taşımayan. İçimize rekabet, bencillik, bireycilik hastalıklarını sokacak. Bunların hiçbiri olmayacak.
Peki o 22 ildeki Alevilerde yeni bir parti heyecanı gördünüz mü?
Düzenlediğimiz toplantılara katılan Alevi olanlar ve olmayanlarda dört eğilim tespit ettik: 1- “Elinize, yüreğinize sağlık. Bu bir ihtiyaçtı. Tam zamanıdır. Yanınızdayız” diyenler. 2- Türkiye Birlik Partisi ve Barış Partisi deneyimlerini anımsatarak “Aman ha, o konuma düşmeyin” diye uyaranlar. 3- CHP’ye bel bağlamış, belki gelecek sene belediye başkanı veya encümen üyesi olurum diye bekleyenler. 4- “Ya nereden çıktı bu, CHP’yi niye bölüyorsunuz, gelin hep beraber Baykal’ı indirelim” diyenler.
Bu dördüncüsü çok tartışıldı; siz ne diyorsunuz?
Yapsa Altan Öymen yapardı. Kaldı ki Baykal olmadığında dahi CHP’deki o zihniyet orada yaşamaya devam eder. O yüzden zaten diyoruz ki, yeni bir parti şart.
ALEVİLER-AKP
‘DERSİM DERSİM OLDUĞU SÜRECE AKP’YE OY ÇIKMAZ’
Evet gerçekten Alevilerden Sayın Erdoğan’a hayır yok, ama Baykal’a da olmamalı.
Başbakan Tunceli’yi hep çok istemişti; ilk seçimde milletvekili çıkarabilir mi sizce?
AKP, AKP olduğu, Dersim de Dersim olduğu sürece AKP oradan milletvekili çıkartamaz. Çünkü Dersimliler yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olduklarını dokuları gereği hemen fark ederler.
Ama ya mesela din dersini zorunlu olmaktan çıkarırsa?
Ah keşke, ama o zaman da varlık nedenlerini ortadan kaldırmış olurlar. AKP’yi bugün iktidara getiren 12 Eylül’den sonra başlayan zorunlu din dersleri sürecidir çünkü.
Dersim’le beraber AKP’nin Sünni-Hanefi partisi kimliğinden uzaklaşmaya başladığı görüşüne katılır mısınız?
Bu görüş sahipleri böyle olmasını arzu ediyor veya çok iyimser olabilirler, ama bakın şöyle de önemli bir veri var elimizde: Diyanet İşleri Başkanlığı geçtiğimiz günlerde bir “Strateji Belgesi” yayımladı. Orada dini ve kurumu tehdit eden çalışmalar listesi vardı. Listeye din kültürü ve ahlak bilgisi eğitiminin zorunlu olmaktan çıkartılmasını istemek ya da isteyenler de konmuş.
Yani siz?
Evet biz. Bu bir listedir. Ergenekon da bir liste yapmıştı; bu da bir liste. Ergenekon’un listesi demokrasi düşmanlarının, darbecilerin listesi. Bu liste ise ne kötü ki devletin anayasal bir kurumunun listesi.
Baykal “Alevilerden sana hayır yok, başka kapıya Başbakan” dedi; doğru mu?
Siz hükümetin de bu listenin arkasında durduğunu mu düşünüyorsunuz?
Biz “Hedef gösteriliyoruz” dedik, ama Alevilik çalıştayları yapan sayın Bakan, sayın Moderatör, sayın Bakanlar Kurulu, sayın parti yöneticilerinin hiçbiri çıkıp hükümetin bu listenin arkasında olmadığını söylemedi.
ALEVİLER-CHP
‘İSTERLERSE CHP’Yİ BARAJIN ALTINDA BIRAKIRLAR’
CHP bu kez baltayı taşa vurdu. Dersim, Alevilerin bu kadar peşin CHP’ye teslim olup olmayacaklarını belirleyen bir milat olacak. Bakarsanız, tepkilerin önü arkası kesilmiyor. 13 Aralık’ta bile Tunceli Dernekleri Federasyonu Kadıköy’de büyük bir miting yapacak.
Aleviler CHP’yle bir yol ayrımına geldi mi?
Değişen ne?
Dersim olayı sayesinde CHP’nin bir yönü daha artık çok iyi bilinir hale geldi: CHP geçmişteki “Türk ve Sünni” tipolojisi yaratma amacını hâlâ sürdürüyor. Zaten parti programlarında, seçim çalışmalarında böyle olduğu görülüyordu, ama bu şimdi tamamen ortaya çıktı.
Yalnız geçmişte de böyleyse o zaman niçin yıllardır Aleviler CHP’ye oy veriyor?
Çaresizlik ve seçeneksizlik. Bir tarafta kendilerini kandıran var, ama öbür tarafta da doğrudan canlarına kastedercesine tehdit eden bir yapı var. Aleviler de çaresiz yıllardır kandırılmaya razı oluyor.
CHP nasıl kandırıyor sizi?
Aleviler hep varolduğunu sandıkları, ama aslında hiç varolmamış olan “laikliği” korumak adına CHP’ye oy verirler. Oysa Atatürk’ün kurduğu köy enstitülerini ne hazindir ki CHP kaldırdı. İmam hatip okullarının en çok açıldığı yıllar koalisyonda Ecevit’in olduğu yıllardır.
Din eğitimi hep devam etti. Diyanet devam etti. Alevilerin kimlikleri, kişilikleri yok sayıldı.
Aktif politika içersinde Alevilere hep seçmen rolü verildi. CHP onlara hep “Siz durun durduğunuz yerde, bize oy verin, biz sizin adınıza siyaset yaparız” dedi.
Baykal hâlâ randevu verecek
Alevi kimliğiyle Arif Sağ siyaset yapabildi mi? Önemli olan bu. Bakın şu son yerel seçimlerde bile kazanabilecek, 20 değerli ismi belirleyip, Baykal’dan randevu talep ettik, hâlâ bize randevu verecek. Biz de listemizi Sav’a, Ateş’e verdik, ama 20’de sıfır çektik.
Bırakın diğerlerini, Arif Sağ CHP’den seçilmedi mi?
Önerdiğimiz bir tek adayımızı dahi listelerine almadılar. Örneğin İzmir’de bu seçimlerde yanılmıyorsam 30 belediye başkanı seçildi, ama sadece bir tanesi Alevi. Oysa CHP’nin İzmir’de aldığı oyların yüzde 50’si Alevilerindir.
Ama yine de çoğu gidip mührü CHP’ye basmıyor mu?
Elim kırılsın vermez olaydım, yine mi mecbur kaldım, diyerek… Çünkü CHP’den daha kötü bir seçeneğe asla gitmez Aleviler. CHP de bunu bildiği için zaten bu kadar rahat davranıyor.
Peki, o zaman neyin miladı olacak Dersim?
Biz bütün yurdu geziyoruz, Alevilerin nabzının nasıl attığını kavrıyor ve biliyoruz. Bir kez daha CHP’yle hesaplaşmak gerektiğinin bilincindeler. Çünkü Aleviler eğer isterlerse sandığa gitmedikleri zaman CHP’yi barajın altına nasıl düşürdüğünü, bu güçleri olduğunu biliyorlar.
ALEVİLER-ATATÜRK
‘ALEVİLER ATATÜRK’LE DERSİM’İ YAN YANA GETİRMEZ’
Katliam. Soykırım sistemli, süreli bir zürriyetini kurutma hareketidir. Bastırma yöntemlerine baktığınız zaman ne Şeyh Sait ne de Dersim isyanında bundan bahsedemeyiz.
“Aleviler niye alınıyor, Dersim’de Aleviliğe değil, feodaliteye operasyon yapıldı” diyenlere yanıtınız?
Dersimliler aynı zamanda aşirettir, Kürttür ve Alevidir. Dersim halkı bir bütündür. Evet, aşiretler arası bazı kıskançlıklar, çelişkiler söz konusudur, ama Dersim’de hangi sıfatı ikincil sayarsanız diğeri küser. Kimlikler iç içe geçmiştir.
Cumhuriyet’in Alevilere sahip çıktığı dönem hangisidir?
Hangi dönemden bahsedebiliriz? Aleviler elbette Cumhuriyet’le birlikte Osmanlı’nın zulmünden kurtulup kul statüsünden yurttaşlık statüsüne geçmiş olmanın ne anlama geldiğini biliyorlar. Ama Birinci Meclis’te sekiz Alevi milletvekili var, sonra sıfır. Aleviler tek parti döneminde de sonrasında çok büyük sorunlar yaşadılar. Mesela bir 1924 Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu vardır ki Aleviler bu kanunu pek bilmek istemezler bile. Çünkü onlar Atatürk’ü çok severler, sevmekte de haklıdırlar. Buraları irdeleyenlere baktıkları zaman o gerçeği görmek istemez, anımsamak istemezler.
Aleviler Dersim’le Atatürk’ü yan yana getirirler mi?
Hiç getirmezler. Atatürk’e laf söyletmemek için o yıllarda hastalığıyla uğraştığını, ülkenin iç ve dış işleriyle çok fazla ilgilenemez olduğunu varsayarlar.
Sizce gerçek bu mudur?
Bunu tarihçilere sormak lazım.
Siz Dersim olayına katliam mı diyorsunuz, soykırım mı?
Bu konular tartışıldıkça sizce Alevilerin Mustafa Kemal ile Hz. Ali’yi dahi birleştirdikleri o bağ sarsılabilir mi?
Hayır, bir kere Atatürk ile CHP, hele de bugünün CHP’sini özdeşleştirmek veya 1923’le 2009’u özdeşleştirmek mümkün değildir. Zorunlu din eğitiminin 16 yıl süreyle verilmediği, “Devletin dini İslamdır” ifadesinin kaldırıldığı, Meclis’teki yemin sözcüklerinin değiştirildiği, pozitivist bir anlayışın öne çıktığı o yıllar Mustafa Kemal’in hayatta olduğu yıllardı. O nedenle Aleviler hangi gerçeği görürlerse görsünler, Atatürk onların gözünde bu modern devleti kuran, bu devrimleri yapan, bizi başka bir dünyaya davet eden büyük önder olmaktan çıkmaz, çıkmayacaktır. Ama varsa orada bir gerçek, onun da görülmesinde yarar var.
ALEVİLER-KILIÇDAROĞLU
‘O, BİR DÜŞÜ KIRDI’
Bu tartışmadan sizce Kemal Kılıçdaroğlu nasıl çıktı?
Bir düşü kırdı Kılıçdaroğlu. Sadece Aleviler için değil sol, sosyal demokrat, bütün seçmenlerde büyük bir sempati yaratmış, ender bir portreydi. Ama sözünün arkasında durmadığı anda diğer herhangi bir politikacının konumuna düştü. Güzel bir portre orada dururken, kendisi yaptı demeyeyim, ama gitti cahilin teki üzerine bir çizik attı, bir karakalem çizdi.
ALEVİLER-AÇILIMLAR-ÇALIŞTAYLAR
‘ALEVİLERİ PAZARA ÇIKMIŞ MAL GİBİ GÖRÜYORLAR’
Çünkü Aleviler kendilerini öyle bir gösterdiler ki mecbur kaldılar açılım yapmaya. Bahçeli, Baykal, Erdoğan, diğer parti sözcüleri… Şu günlerde hepsi Aleviliği tartışıyor. Ne kadar da büyük bir madenmiş ki bu Aleviler, paylaşamıyor kimse. O diyor ki en çok ben seviyorum, öbürü diyor ki hayır ben. Sanki Aleviler pazara çıkmış mal gibi onun üzerinden pazarlık yapıyorlar.
Şimdi hemen her partinin Alevilere yönelik bir açılım paketi var…
Samimi bulduğunuz yok mu hiç aralarında?
Hayır yok, ama onların bize samimiyetlerini kanıtlamak gibi bir ödevleri var. Biz bugüne değin o kadar çok acılar yaşadık ve sonra o kadar çok yüceltildik, yükseltildik ki… Özalların, Demirellerin dillerinde yüce dağlara çıkartıldık. Asil yurttaşlarsınız, birinci sınıf vatandaşlarsınız, sizi seviyoruz, çok seviyoruz, hatta âşığız size dediler…
Ama somutta bunların hiçbir şeye tekabül etmediğini gördük. Bizim sütten ağzımız yandı, artık yoğurdu üfleyerek yiyoruz. Mesela AKP bir çalıştay başlattı; Cumhuriyet tarihinde ilk kez olan bir şey bu. Daha önce hiçbir hükümet “Ey Aleviler siz ne istiyorsunuz kardeşim” diye sormamışlardı; AKP sordu.
O zaman niye hâlâ ikna olmuyorsunuz, acaba haksızlık mı yapıyorsunuz?
Haksızlık yapmak istemeyiz, ama bir kere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Danıştay’ın, idare mahkemelerinin bizle ilgili kararlarını uygulamıyor. Anayasal suç işleme pahasına yapmıyor bunu.
Üstelik mesele sadece mahkeme kararları da değil; Madımak’ın müze olması için bir hükümet “Benim param yok kardeşim” diyebilir mi? Bu tam da ipe un sermek değil de nedir? Keza Alevi köylerine gönderilen imamlar, müezzinler… Gittikleri yerlerde işsizler. Diyanet İşleri Başkanlığı bir genelgeyle geri çekemez mi? Bunları yapmak için çalıştaylara gerek mi var?
Sizce bu çalıştayların sonunda ne çıkacak?
Ya “Ey Aleviler kusura bakmayın, Türkiye henüz böyle bir açılıma hazır değil, bunu zamana bırakmak lazım” diyecekler. Ya da o çalıştaylara katılan bazı Alevilerin bizle alakası olmayan istemlerini bütün Alevilerin istemiymiş gibi kabul edip “Bakın işte biz yaptık, oldu” diyecekler. Bu iki olasılıktan çok korkuyoruz. Çünkü ne yazık ki Cumhuriyet’in kuruluş aşamasındaki tek tip yaratma çabası hâlâ sürüyor.
Bunu söyleyerek CHP’yi, AKP’yi, MHP’yi aslında aynı kefeye koymuş oluyorsunuz?
Zaten yok ki birbirlerinden farkları; al birini vur ötekine. Bir kere üçü de yüzde 10’da mutabıklar. Anayasayı değiştirmemekte, değiştireceksek nasıl değiştireceğimiz konusunda mutabıklar. Diyanet’in varlığında, zorunlu din derslerinin devamında, Diyanet’in bütçesinde ve imam sayılarının artırılmasında mutabıklar.
ALEVİLER-MEDYA
‘ONLARIN AMACI ALEVİLER DEĞİL CHP’Yİ YIPRATMAK’
Basının bugüne kadar Alevilerin sorunlarıyla pek ilgilenmeyen kalemleri de Dersim meselesine sahip çıktı; bu gelişmeyi sevindirici buldunuz mu?
Kim olduğuna ve niyetinin ne olduğuna bağlı. Çünkü günlerdir en az beş-altı televizyon kanalı, gazete muhabiri bize mikrofon uzatıyor. Ancak bu medya organları bir olay aydınlığa mı kavuşsun istiyorlar, Alevilerin düşüncelerini mi öğrenmek istiyorlar yoksa buradan alacakları 10 cümlenin içinden seçecekleri bir cümleyle CHP’yi vurmak mı istiyorlar? Kesinlikle amaçları ikincisi. “Buradan CHP’yi nasıl yıpratırız, nasıl Alevilerin gözünden düşürürüz”; amaçları bu. CHP bunu hak etmiyor mu? CHP bunu hak ediyor. Ama Aleviler “yandaş” medya denilen o tarafın asıl amacının da bu olduğunun farkında. O gazeteler ve televizyonların Aleviliği nasıl algıladıkları ve nasıl takdim ettiklerinin kesitleri bizim arşivimizde duruyor. Biz onları unutmadık.
Özellikle liberallerin size yönelik “resmi ideolojinin bekçiliğini yapıyorsunuz” diye bir eleştirileri vardır; haksızlar mı?
Rejimin bekçiliğini yapmak eğer bir tarafta bir faşizm, bir darbe, bir şeriat tehlikesi varsa ve hiç olmazsa “Türkiye laiktir laik kalacak” söylemi nedeniyle de olsa CHP’nin yanında durmak rejimin bekçiliğini yapmak ise Alevilerin geniş halk kesimi bu tür gailelerle, evet rejimin bekçiliğini yaptı, yapıyor. Ama neden uzak duracağını da hep bildi. Örnek; Cumhuriyet mitingleri kürsüsüne Alevi örgütleri çıkmadı.
Article Category: Politika
Youtube yasağı AİHM’de
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 30, 2009, 06:50
İnternet Teknolojileri Derneği, Youtube internet sitesine erişimin engellenmesi nedeniyle dava açtı

İnternet Teknolojileri Derneği (INETD), Youtube internet sitesinin erişiminin engellenmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açtı.
AA muhabirine bilgi veren INETD Başkanı Mustafa Akgül, Youtube internet sitesine erişimin 5 Mayıs 2008′de engellendiğini hatırlattı. INETD olarak, zarar gören üyeler ve tüm ülke adına, Youtube yasağının hukuka ve kamu yararına aykırı olduğunu gerekçesiyle ilgili mahkemeye itiraz ettiklerini ifade eden Akgül, Mahkeme’nin, ”İtirazın kararın ilk haftasında yapılması gerektiği” gerekçesiyle itirazı reddettiğini belirtti. Akgül, ”Bir üst mahkeme ise gerekçelerimizle yaptığımız itirazı hiçbir gerekçe ve görüş belirtmeden reddetti. Ülkemizde itiraz edebileceğimiz başka makam kalmadığı için geçen hafta AİHM’ne başvurmak zorunda kaldık” dedi.
Youtube yasağının, Anayasa’ya, hukukun evrensel ilkelerine ve Avrupa İnsan Haklarına Sözleşmesi’nin çeşitli maddelerine aykırı olduğunu belirten Akgül, ”Türkiye’nin adeta internetle savaştığını” öne sürdü. Akgül, şunları kaydetti:
”AİHM’e başvurumuzun ana noktası, yasaklamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi olan ifade özgürlüğünü ihlal etmesidir. Yasaklanmak istenilen videolara nesne temelli filtreleme uygulama mümkün iken bu uygulanmayarak, tüm yurttaşlarımızın bu uluslararası paylaşım ortamından yararlanmaları, bu ortamda kendilerini ifade etme özgürlüklerine orantısız bir şekilde kısıtlanmaktadır. Yasaklama, sözleşmenin 6. maddesine aykırı olarak sakıncalı videolarla hiçbir bağlantısı olmayan kişilere kısıtlama getirilmekte, hiçbir yargılama yapılmadan bir tedbir kararı kesin bir karar gibi uygulanmakta, bundan zarar gören kişilerin hakkını arama hakkına sınırlama getirmektedir. Verilen tedbir kararı kısa bir süre için geçerli olması gerekirken, tedbir kararı yinelenmeden geçen yılın mayıs ayından beri uygulanmaktadır. Tedbir kararı öncesinde de ne bir savunma alma çabası olmuş, ne de bilirkişiye başvurulmuştur. Bir başka deyişle, bu yasaklama kararının bir hukuk faciası olduğu kanısındayız.”
Youtube yasağının eğitim hakkına da sınırlama getirdiğini ileri süren INETD Başkanı Akgül, Youtube’un üniversitelerin, uluslararası kuruluşların ders ve benzeri malzemeleri koydukları ana dağıtım kanalı olduğunu da söyledi. Akgül, internete getirilen bir kısıtlamanın iletişim özgürlüğüne getirilen bir kısıtlama olduğunu savunarak, ”Youtube gibi milyonlarca kişinin kullandığı, milyonlarca nesnenin bulunduğu internet sitelerini tümden kapatmak yerine, sakıncalı bulunan nesnelere erişimi engellemek mümkündür. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, bunu yapacak idari, mali ve teknik beceriye sahiptir. Kamuoyunun yeterli baskı yapmaması nedeniyle gündeme alınmamaktadır” diye konuştu.
AA
TweetArticle Category: internet
‘Kafes’teki imza da ıslak çıktı
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 29, 2009, 09:12

Savcılığa gönderilen raporla imzanın Kireçtepe’ye ait olduğu kesinlik kazandı…
Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan İrticayla Mücadele Eylem Planı’ndaki ıslak imza tartışmaları Ergenekon savcılarını, Kafes Operasyonu Eylem Planı’yla ilgili temkinli davranmaya itti. Bugün’ün haberine göre; Poyrazköy soruşturması kapsamında tutuklu bulunan amekli Binbaşı Levent Bektaş’tan ele geçirilen CD’de şifrelenmiş bir şekilde bulunan Eylem Planı’nın altında imzası olan Deniz Yarbay Ercan Kireçtepe için Adli Tıp Kurumu’na başvuruldu.
Adli Tıp Kurumu’nun hazırladığı raporda plandaki imzanın Ercan Kireçtepe’ye ait olduğu belirtildi. Kireçtepe’nin daha önce ifadeleri sırasında alınan imzaları ile planın altındaki imzayı karşılaştıran Adli Tıp uzmanları imzaların bire bir aynı olduğu yönünde ropar verdi. Savcıların önümüzdeki günlerde Kireçtepe ve Bektaş’ın tekrar ifadelerine başvuracağı öğrenildi.
Plan film CD’sine gizlenmiş
Bedrettin Dalan’a ait İstek Vakfı’nın Poyrazköy’deki arazisinde ele geçirilen cephaneliklerle ilgili olarak nisan ayında tutuklanan Bektaş’tan çok sayıda doküman ele geçirildi. Bu dokümanlardan biri olan film CD’sinde bilişim uzmanları dosya gizlemekte kullanılan ‘data stash’ programına rastladı.
Delillerin bu programla gizlenmiş olabileceği kanaatine ulaşan uzmanlar, detaylı incelemelerinde “Kafes Operasyonu Eylem Planı” ve çok sayıda dosyanın film dosyalarının arkasına gizlenmiş olduklarını tespit etti. Gayrimüslimlere suikast yapıp dindarların üzerine atma ve hükümeti iktidardan düşürmeye yönelik Eylem Planı’nın dışında deşifre edilen bir çok belgede skandal notların düşüldüğü görüldü. Deniz Kuvvetleri’nde bir çok subay ve amiralin fişlendiği notlarda yine bu askerlerin kadınlarla nasıl kontrol edildiğine ilişkin bilgeler yer aldı.
Çiçek’in ıslak imza tartışması
İrticayla Mücadele Eylen Planı’nın fotokopisi haziran ayında ele geçirildiğinde Adli Tıp, emniyet ve jandarma belgedeki imzanın Çiçek’e ait olduğuna ilişkin rapor verdi. Yine aynı yönde rapor veren TÜBİTAK da, ek olarak belgedeki imzada bir oynananın olmadığı tespitinde de bulunmuştu. Genelkurmay, fotokopiyi olmasını gerekçe göstererek ıslak imzasız belgenin kağıt parçası olduğu yönünde açıklama yapmıştı. Ancak Belgenin aslının bir subay tarafından gönderilmesi üzerine belgedeki ıslak imza Adli Tıp Kurumu’na gönderilmiş ve imzanın Çiçek’e ait olduğu tespit edilmişti.
Bektaş’tan çıkan Rakel Dink belgesi
Öte yandan, Poyrazköy tutuklusu emekli Binbaşı Levent Bektaş’ta ele geçen “2006 ADALAR ABONE LİSTESİ. xls” isimli Exel dosyası incelendiğinde Kınalı, Büyük, Burgaz ve Heybeli adıyla 4 sayfa bulundu. Kınalı sayfasında Agos Gazetesi önünde silahlı saldırıyla öldürülen Hrant Dink’in eşi Rakel Dink’in adı ve adresi de olduğu 187 kişinin ve 2 gazete bayinin isim ve adreslerinin ayrıntılı bir şekilde not edildiği görüldü.
Article Category: Özel haber
Tags: Ergenekon, kafes opersyonu
Atatürk’ü kim düelloya davet etti ?
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 29, 2009, 09:10

Tarih araştırmacısı Yılmaz Koç, “Unutulanlar- İnkılap tarihi ve İstiklal Savaşı’nın bilinmeyen detayları” adlı kitabında, Meclis-i Mebusan ve ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde nelerin konuşulduğunu, kararların nasıl alındığını, tarihi şahsiyetlerin az bilinen yönlerini, bilinmeyen ya da zaman içinde unutulan olayları aktarıyor.
Koç, kitabı için şöyle diyor: “Kimileri hiç yazılmamış, yalnızca devletin arşivlerinde kalmış ve üzeri tozlanmış konuları yeniden gün ışığına çıkarmaya çalıştım. Bunu yaparken Osmanlı’nın son dönemi ve Kurtuluş Savaşı döneminde yaşanmış bazı diyaloglara da yer vermek istedim… Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi, toplumun büyük kesimince ezbere bilinir. Ancak kimi detaylar hiç bilinmez. İşte ben tarihin tozlu raflarından çıkarabildiklerimle, bu bilinmeyen ya da az bilinenleri aktarmayı amaçladım.” “Tarih tekrar ediyor” dedirten kitaptan bazı bölümler şöyle…
Meclis’te ilk sigara yasağı ne zaman gündeme geldi?
90 yıl önce Büyük Millet Meclisi’nin ilk kurulduğu günlerde hemen her yerde sigara içilmesi normal karşılanıyordu. Sigaradan rahatsız olan milletvekilleri sigara yasağını, Büyük Millet Meclisi’nin toplantı salonunda uygulamak istemişti. Ancak Meclis’ten bu yasağa dair karar çıkmasına rağmen uygulamak mümkün olmadı. Milletvekilleri uzun toplantılarda dayanamayıp sigaralarını yakıyorlardı. Bu dumanlı ortamdan bunalan Ardahan Milletvekili Osman Server Bey, 8 Mart 1923’te önerge vererek, Meclis’in toplantı salonunda sigara içilmesinin yasaklanmasını, içenlere para cezası uygulanmasını talep etti. Meclis Başkanı, “önergeyi oylarınıza sunuyorum” demesine rağmen milletvekilleri, “Gerek yok” diye bağırarak, oylama yapılmasını engellediler. Böylece Meclis’in toplantı salonunda sigara içilmeye devam edildi.
Atatürk kimin elbisesini giydi?
Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1923’te en yaşlı üye sıfatıyla Meclis Başkanı olarak Sinop Mebusu Şükrü Bey’in açılış konuşmasıyla çalışmaya başladı. Sonra Mustafa Kemal Paşa söz aldı. Sivil kıyafeti biraz üstünden akar gibiydi. Çünkü elbise Erzurum Valisi Münir Bey’e aitti ve “İstanbulin” denilen uzun ceket, boyuna göre değildi. Reye pantolon, uzun ve eğreti duruyordu. En yakışıksız görünen de ciğer rengine çalan festi.
O zamanlar bu renk makbul görünmemesine rağmen başka fes bulunamamıştı. Atatürk’ün açılışa emanet elbiseyle katılması, Anadolu yollarını arşınlarken ne büyük yokluklar içinde yaşadığının kanıtı olarak hafızalarda yerini aldı.
İLK GİZLİ OTURUM
TBMM’nin ilk gizli oturumu, açıldıktan bir gün sonra
24 Nisan 1920’de yapıldı. Başkanlık koltuğunda en yaşlı üye olarak Sinop Mebusu Şükrü Efendi vardı. Bu oturumda 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı tarihten, 11 ay sonra Meclis’in açıldığı 23 Nisan 1920’ye kadar yaşanan olaylara değinildi…
LAZİSTAN MI RİZE Mİ?
27 Ocak 1923 tarihinde Çorum Milletvekili Haşim Bey, Lazistan livası isminin “Rize” livası olarak değiştirilmesi için bir teklif verdi. Ancak teklif tartışmalara yol açtı… Haşim Bey, “Lazistan denilince akla birçok şehir ve kasabanın geldiğini” beyan etti, bütün Karadeniz bölgesinin Laz olarak tanıtılamayacağını ifade etti. Ortalık alevlenince Başkan oylamaya geçti. Teklifin hükümete gönderilmesi reddedildi.
KÜRTLER DE “ORTADA MESELE YOK” DEDİ
17 Mart 1921 tarihinde TBMM’de Kürdistan ile ilgili genel görüşme yapıldı. Görüşmede, “Kürdistan meselesi diye bir mesele mevcut olmadığına” dair doğu vilayetlerinden gelen telgraflar okundu. Meclisi yöneten Başkan, “Son günlerin hadisesi durumuna gelen Kürdistan meselesi ile ilgili olarak Kürt kardeşlerimiz de böyle bir meselenin olmadığına dair telgraflar göndermişlerdir. Bunlardan bir tanesini okuyalım” diyerek bir telgrafın okunmasını istedi… 24 Mart 1921 tarihinde tekrar Kürdistan meselesinin mevcut olmadığına dair muhtelif yerlerden telgraflar olduğu bildirildi.
Bu telgraflar teker teker okundu. 31 Mart 1921’de TBMM’ye bu konuda telgraflar gelmeye devam etti. Malatya Milletvekili Fevzi Efendi, bu telgraflara cevap yazılması gerektiğini söyledi. Oturumu yöneten Başkan bu telgraflardan birinin okunmasını istedi… Telgrafın okunması bittikten sonra Yozgat Milletvekili İsmail Fazıl Paşa telgrafların nerelerden geldiğini sormuş, Başkan, “Çapakçur, Genç ve birçok yerden” diye cevap vermişti. İsmail Fazıl Paşa, “Bitlis’ten, Siirt’ten, Süleymaniye’den mesela” deyince, Başkan da “Her taraftan geldi” diyerek, İsmail Fazıl Paşa’yı tasdik etti. Kütahya Milletvekili Cemil Bey bu telgraflara, Meclis namına teşekkür yazılmasını önerdi. Böylece Kürdistan meselesi olmadığına dair görüşmeler de bu çerçevede bitti.
Atatürk’ü kim, niye düelloya davet etti?
“Alfred Rüstem” olarak bilinen ve Sivas’tan beri aralarında bulunan Rüstem Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın tam karşısında oturuyordu. Etler yendikten sonra Rüstem Bey bir sigara yaktı. Mustafa Kemal Paşa, “Yemekten sonra yaksaydınız” dedi. Tatlı yenecekti, onu ima ediyordu.
Rüstem Bey biraz da bozularak, “Sizden izin almadan sigara yakmama ihtarda bulunuyorsunuz. Yemek arasında sigara her zaman içiliyordu” diye karşılık verdi. Mustafa Kemal Paşa’nın izahatına zaman bırakmadan yemek masasını terk ederek dışarıya çıktı. Yemekten sonra Mazhar Müfit Bey odasına geldiğinde Rüstem Bey’i kendisini beklerken buldu. Rüstem Bey hiçbir zaman olmadığı kadar sinirliydi. “Paşa’ya söyleyiniz kendisini düelloya davet ediyorum. Silahı da kendisinin seçmesini istiyorum” dedi. Mazhar Müfit Bey “Paşa’yı öldürecek misiniz?” diyerek hayretini belli edince, “Hayır ben Paşa’ya hiçbir şey yapmayacağım. O beni ya öldürecek ya da yaralayacak. Böylece şerefim kurtulmuş olacak” diyerek düşüncesini açıkladı. Mazhar Müfit Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın odasına gitti.
Olayı biraz da alay ve şaka tarzında anlatınca, ikisi de gülmeye başladılar. Mazhar Müfit Bey, “Silahı da siz seçecekmişsiniz” deyince Mustafa Kemal Paşa, “Silah ne olacak biliyor musunuz, süpürge sopası” diyerek gülmeye devam etti. Mazhar Müfit Bey, Mustafa Kemal Paşa’yı düelloya davet eden Rüstem Bey’e silahın süpürge sopası olacağını bildirerek onu sakinleştirdi ve yolladı.
Rüstem Bey bir süre asık suratla ortalarda dolaştıktan sonra yine eski durumuna döndü.
Vekillerin ortasına neden çan fırlatıldı
İsmet Paşa, Büyük Millet Meclisi’nde gizli olarak yapılan oturumda Lozan görüşmelerini anlattı. Başvekil Hüseyin Rauf Bey, Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu, ancak Musul için harp mi edileceğine, yoksa sulh ile bir çözüm mü bulunacağına Meclis’in karar vereceğini, Musul’un bizde kalması halinde Karaağaç’ın bırakılabileceğini beyan etti. Mustafa Kemal Paşa da görüşmelere katıldı. Kürsüye çıkarak karar verilmesi gerektiğini söyledi. Ordumuzu yürüterek Musul’un alınmasının mümkün olduğuna işaret ederken, bunun sulhu da engellemeyeceğine dikkat çekti. Bunun üzerine mecliste tansiyon yükseldi. Mustafa Kemal Paşa kürsüden inerken muhalefette bulunan milletvekilleri çevresini sararak, tacizde bulundular. Herkes birbirine bağırmaktaydı. Oturumu yöneten Ali Fuat Paşa işin içinden çıkamayacağını anlayınca “Efendiler rica ederim sakin olun” diyerek elindeki çanı birbirine girmek üzere olanların ortasına fırlattı. Bir anlık şaşkınlıkla susan milletvekillerine oturuma ara verdiğini bildirdi.
Vehbi Koç’un ağzından
Vehbi Koç öğrencilik yıllarında Meclis’e memur olarak girmiş ve müsahhih (düzeltmen) yardımcısı olarak Meclis’te bir süre çalışmıştır. Meclis’in açıldığı ilk günü Vehbi Koç şöyle anlatmıştır: “Bütün Ankara halkı oradaydı. Meclis binasının önü mahşeri andırıyordu. Mustafa Kemal Paşa, Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Efendi, Ankara Vali Vekili Yahya Galip ve o günkü ileri gelenler meclis merdivenlerine sıralanmıştı. Önce Mustafa Kemal Paşa halka hitaben bir konuşma yaptı. Daha sonra Rıfat Efendi dua etti. Bunu takiben de o zamanın mebusları Meclis binasından içeri girerek tarihi toplantıyı yaptılar.”
Article Category: Atatürk
İşte o fotoğraf
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 29, 2009, 09:07
İran lideri Ahmedinecad’a ait olduğu iddia edilen, 1984′te çekilmiş ilginç bir fotoğraf ortaya çıktı

1984 yılında İran’ın Londra Büyükelçiliği’nde çekilen bir fotoğraf ortalığı karıştırdı. Gazete Vatan’ın haberine göre şu an İran Cumhurbaşkanlığı’nı Mahmud Ahmedinecad’ın 1984′te Londra’da İran İslam rejimi karşıtlarıyla mücadeleye kendisini adadığı, hatta elçilik penceresinden ‘Çok yaşa Humeyni’ pankartı altında aşağıda gösteri yapan ‘Laiklik yanlılarına’ ateşli bir şekilde bağırdığı fotoğraf Mail On Sunday tarafından bulundu
O dönem Daily Mail’de yayınlanan bu fotoğrafı gören muhabirler hemen konuyla ilgili araştırma yaptı ve o gün İran elçiliğinin İslam devrimi muhalifleri tarafından basıldığını, ardından o zamanlar bir “diplomat” olan Ahmedinecad ve diğer İslam devrimi yandaşlarının sopalarla yeniden elçiliği teslim alarak göstericilere işkence yapıp İran’daki akrabalarının isimlerini elde ettiklerini belirledi. Yayınlanan fotoğrafda ise Ahmedinecad, balkona çıkıp, “Eylemcilerin işini bitirdik” mesajını veriyor.
Daily Mail bu kişinin gerçekten Ahmedinecad olup olmadığını anlamak için İran Cumhurbaşkanı’nın şimdiki fotoğraflarıyla birlikte Polisin sık sık yardım aldığı Omni Perception adlı fotoğraf analizi yapan kuruma verdi. Gelen rapor tüm fotoğraflardaki kişinin aynı kişi olduğu yönündeydi
TweetArticle Category: Polemik
Tags: ahmedi nejat
Aleviler AKP oyununa gelmeyecek
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 29, 2009, 08:50
Dersim isyanına ilişkin sözlerinin ardından Onur Öymen’i ‘gereğini yapmaya’ davet eden Kemal Kılıçdaroğlu sessizliğini AKŞAM’a bozdu. AKP’nin tartışmayı kullandığını savunan Kılıçdaroğlu, ‘Aleviler bu tuzağa düşmeyecektir’ dedi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ‘Dersim isyanına’ yönelik sözleri uzun süre konuşuldu. Partisinin Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘kendisini gereğini yapmaya’ davet etmesi ise ‘CHP’de çatlak’ olarak yorumlandı. Dersim krizinde tüm gözlerin çevrildiği Kılıçdaroğlu, AKŞAM’ın sorularını yanıtladı, kendi penceresinden süreci anlattı.Kılıçdaroğlu’nun sözleri şöyle:
ALEVİLERİ DÜNE KADAR KÜÇÜMSÜYORLARDI:AKP son tartışmada ikiyüzlü politikasını ortaya koydu. Düne kadar suçladığı, küçümsediği, taleplerini görmezden geldiği Alevileri kullanmak istedi. Ancak aklı başında hiçbir yurtsever, doğruluğu ve çağdaşlığı ilke edinmiş, özgür düşünceyi seven ve eleştirilerini açık yüreklilikle yapan Aleviler bu tuzağa düşmeyecektir.
YANDAŞ MEDYA ORTAYA ÇIKTI: Son gelişmeler bir gerçeği de ortaya koydu. Yandaş medya denilen körü körüne AKP’ye itaat içerisindeki medyanın ne boyutlara ulaştığını, hep beraber gördük. Yandaş medya, objektif haber yerine AKP yanlısı yorum haber vermeyi tercih etti.
‘BÖL-PARÇALA-YÖNET’ TAKTİĞİ: Türkiye süratle totaliter bir yapıya kaymaktadır. İş dünyasından medyaya, sendikalardan sivil toplum kuruluşlarına kadar her kesimde bu gidişat kendini gösteriyor. Ancak bu tehlikeli gidişe karşı hala direnen demokrat aydın, yurtsever güçler bulunmaktadır. AKP, buna direnen demokrat yapıları önündeki en ciddi engel olarak görmektedir. AKP bu süreçte, böl-parçala-yönet mantığını kullanmak istemektedir. Dirençli ve bilinçli kesimleri bölerek, parçalayarak, ayrıştırarak sindirmeye çalışıyor. Ama nafile.
BAZI SİYASİ OLUŞUMLARA GİZLİ DESTEK VERİYORLAR
AKP’nİn bazı siyasi oluşumlara destek verdiğini savunan Kılıçdaroğlu, ‘AKP, el altından destek verdiğini sandığımız bazı siyasi oluşumlara da umut bağlamış durumda. Bu umutlarının boşa çıkması kaçınılmazdır. Çünkü CHP, Türkiye’nin çağdaş, demokrat yapısının en önemli güvencesidir. Bu çatı, kendisini çağdaş, yurtsever, demokrat ve uygarlık savunucusu olarak tanımlayan aydınların, esnafın, çiftçinin, işçinin, işsizin, köylünün çatısıdır. Çünkü halkımızın sorunlarına en sağlıklı çözüm adresi bu çatının altındadır’ diye konuştu.
HERKESE DEMOKRASİ
KILIÇDAROĞLU, ‘Yurttaşların AKP’nin demokrasi ve özgürlük söylemleri tuzağına düşmeden CHP çatısına güç vermeleri, çağdaşlaşma için son derece önemlidir. Tarihte bazı örnekler, bu tuzaklara düşenlerin kurtulmalarının ne kadar zor olduğunu göstermiştir. AKP’deki gibi bir kişinin değil, herkesin özgürce konuşabileceği bir demokrasi özlemi içindeyiz.’dedi.
Akşam
TweetArticle Category: Politika
Google’a yerli rakip geliyor
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 29, 2009, 08:41
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, yerli arama motorunu kuracak

BTK Başkanı Tayfun Acarer, ‘yerli arama motoru’ kurulmasına yönelik çalışmaları 2010 yılında tamamlamayı hedeflediklerini bildirdi. Acarer ‘Youtube’ ve ‘Google’ başta olmak üzere mevcut arama motorlarının yabancı kaynaklı olduğunu hatırlattı ve “Bu nedenle, internet yoluyla yapılan her türlü haberleşme yabancı ülkelere gidiyor, oradan geri geliyor. İşin bu açıdan bir güvenlik tarafı var” dedi.
Mevcut yabancı arama motorlarının Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap vermediğini, ülke hassasiyetlerine zaman zaman duyarsız kaldığını savunan Tayfun Acarer, Türkçe karakterlerden kaynaklanan sıkıntılar da yaşandığını dile getirdi. “Çalışmalarımızı, üniversitelerin yanı sıra işletmecilerle birlikte sürdürüyoruz” diyen ve yerli arama motorunun Türkiye’nin yanı sıra Türk cumhuriyetleri ile İslam ülkelerinde de çok tutulacağını düşünen Acarer, şöyle devam etti:
Yeni doğan bebeğe e-posta
“Bu ülkelerin bizim arama motorumuza çok daha fazla güveneceğini düşünüyorum. Yerli arama motoru kurulması çalışmaları kapsamında ‘Anaposta Projesi’ni de yürütüyoruz. Proje kapsamında 70 milyon vatandaşımızın her birine 10 GB mail kotası olan bir elektronik posta adresi verilebilecek. Her çocuk doğar doğmaz nüfus cüzdanında yazılı olan bir e-posta adresine sahip olacak. 70 milyon kişinin TC kimlik numarası eşleşmesi seviyesinde kullanılabileceği bir mobil ağ sağlanmış olacak. Yahoo, Hotmail, Gmail gibi yabancı ve güvenli olmayan posta adresleri-ağları kullanılmamış olacak. İslam ülkeleri ile Türk cumhuriyetleri, Türkiye’nin posta altyapısını tercih edecektir. Böylece uluslararası büyük bir ağ ve internet haberleşme ortamı sağlanmış olacak.”
Youtube’a Türkçe versiyon önerildi
Youtube internet sitesine erişimin 17 Ocak 2008’de Ankara 12’nci Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla ‘Atatürk’le ilgili özel bir kanun’ nedeniyle engellendiğini hatırlatan BTK Başkanı Tayfun Acarer, “Engellemenin kaldırılması için Youtube yetkilileri ile pek çok görüşme yapıldı. Görüşmelerden 3’üne Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da katıldı” bilgisini verdi. Acarer, bu görüşmelerde Türkiye’ye özgü, Türkçe bir versiyon geliştirmesi gibi çok makul öneriler getirildiğini bildirdi.
TweetArticle Category: Ekonomi
Tags: arama motoru, Google, yerli rakip
Yazıklar Olsun ! Boğaya yapılan akılalmaz işkenceye tepki yağıyor
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 28, 2009, 06:41

Kurban Bayram’ının birinci günü yaşanana bu vahşet milliyet.com.tr okuyucularından yoğun tepki yağıyor. Gelen maillerde boğanın ayaklarına kesikler atan kasabın cezalandırılması isteniyor.
BOĞAYA AKILALMAZ İŞKENCE
Şanlıurfa’da kesime götürülürken kaçan, birkaç kez uyuşturucu iğne yapılarak sakinleştirilmeye çalışılan boğa cadde ortasında kesilmeye çalışıldı.
Elektrik direğine bağlanan boğanın, ayak bilekleri ve boynuna atılan bıçak darbesiyle etkisiz hale getirilmeye çalışılmasına tepki gösteren bazı vatandaşlar, hayvan sahipleri ve kasapla tartıştı.
Alınan bilgiye göre, sabah saatlerinde sahipleri tarafından bir kamyonetle Hamidiye Mahallesi’ndeki kesim merkezine götürülen boğa, araçtan indirildikten sonra kaçmaya başladı.
Çevredekiler tarafından bir çay bahçesinde kıstırılan boğa yakalanamayınca Şanlıurfa Belediyesi tarafından oluşturulan “boğa timi”nden yardım istendi. Birkaç kez uyuşturucu iğneyle sakinleştirilmeye çalışılan boğa, aradan yaklaşık 3 saat geçmesine rağmen kesilemeyince yeniden ekiplerden yardım istendi.
Birkaç kez daha uyuşturucu iğne yapılan ancak sakinleşmeyen boğa, çevredekilerin üzerine saldırmaya başladı. Kıstırıldığı çay bahçesinden kaçan boğa, bir sokak aşağıda bulunan Emniyet Caddesi’ne doğru bir süre kaçtı.
“Boğa timi”, kasaplar ve sahipleri tarafından kovalanan kurbanlık, Emniyet Müdürlüğünün karşısındaki bir elektrik direğinin yanında yakalandıktan sonra sahiplerine teslim edildi.
Bir iple direğe bağlanan boğa için sahipleri kasap M.Ç’den yardım istedi.
Kasabın, arka ayak bilekleri ve boynuna attığı darbelerle can havliyle sağa sola saldıran boğa bir süre boynu kesilerek etkisiz hale getirildi.
Hayvana eziyet edildiğini ve bu işlemin çocukların önünde yapıldığını ifade eden bazı vatandaşlar, kasaba tepki gösterdi. Hayvan sahiplerinin de karıştığı tartışma, zabıta ve polis ekibinin müdahalesiyle yatıştırıldı. Boğa, daha sonra bir kamyonete yüklenerek götürüldü.
Bu arada, kasap M.Ç, hayvanı vatandaşlara zarar vermemesi için yol üstünde kesmek zorunda kaldığını savundu.




milliyet haber
TweetArticle Category: Yaşam
Tags: kurban bayramı, kurban işkencesi
Sacit Aslan : OLMADI UĞUR DÜNDAR!
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 25, 2009, 14:31
Dün akşam Uğur Dündar, Uyuşturucu kullanmak ve başkalarına temin etmek iddiası ile uzun bir süre cezaevinde yatmış ve hala zanlı olarak yargılanmakta olan Deniz Seki’yi canlı yayına aldı.

Buradan söylüyorum yayın boyunca sorduğunuz hiçbir soru ama hiçbir soru Uğur Dündar gazetecilik tecrübesine yakışmadı…
Deniz Seki’ye zaten daha önce cezaevinde yatarken medyaya yansımış cevapları bilinen soruları ve bu gün basın toplantısında konuştuklarına cevap olacak soruları yönelttiniz.
Ben belki bu işi bilmiyorum…
Ama işin doğrusunu isterseniz bu röportajdan da bir şey anlamış değilim!..
Sn. Dündar, siz Deniz Seki’yi kırmamaya, üzmemeye çalışıyorsun, bu davranışınızı saygıyla karşılarım… Kız yeterince incinmiş, bir de ben incitmeyeyim düşüncenizde belki haklı da olabilirsiniz.
Ancak, benim anlayamadım şu; Sn.Dündar Deniz Seki’yi canlı yayına çıkartacak başarıyı gösterdiniz ama neden Türkiye’de ilkokul yaşına kadar inmiş uyuşturucu belası konusunda incitmemek adına soru sormadınız ve Deniz Seki’ye mesaj verdirmediniz?
Deniz Seki, keşke oradan bangır bangır bağırarak “Gençler bu illetten uzak durun, bu illet hayat karartır, bakın benim başıma neler geldi, sizin başınıza da gelmesin, bu şeytanın tohumu uyuşturucudan uzak durun” deseydi…
Sizin tabirinizle “kendisini gayet güzel bir şekilde ifade eden” Deniz Seki bu uyuşturucunun ne gibi felaketler getirdiği konusunda önemli bir mesaj vermiş olmazmıydı?..
Ama olmadı, nedense olamadı!….
Ve bu canlı yayın gerçek amacına ve hedefine ulaşamadı…
Sadece Deniz Seki’nin yeni şarkısının tanıtımına büyük katkı sağladı…
Ancak şu bir gerçek ki maalesef sizin gibi bir USTA GAZETECİ’ye de hiç mi hiç yakışmadı…
TweetArticle Category: Medya
Tags: deniz seki, sacit aslan, Uğur Dündar
25 Kasım`da çok büyük bir grev
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Kas 23, 2009, 10:51
KESK ve Kamu-Sen`in 25 Kasım`daki uyarı grevine Türk-İş ve DİSK`ten de destek.
Türkiye Kamu-Sen ve KESK’in çağrısıyla 25 Kasımda gerçekleştirilecek ”uyarı grevi”ne, TÜRK-İŞ, DİSK, TMMOB, TTB’nin aralarında bulunduğu konfederasyon, meslek ve sivil toplum örgütleri de destek veriyor. İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında konuşan KESK Genel Başkanı Sami Evren, Türkiye’de çalışma yaşamının demokratik olmadığını ifade ederek, çünkü çalışanların toplu pazarlık hakkının bulunmadığını, var olanların da bu hakkı sınırlı sayıda kullanabildiğini söyledi. Evren, bir ülkede çalışanların yüzde 5-6′ının sendikalı olmasının o ülkede demokrasinin ”defolu” olduğunu gösterdiğini de savunarak, grev ve toplu pazarlık hakkının olmadığı bir örgütlülükle sendikaların üyelerinin hakkını koruyamadığını anlattı. ”Bu uyarı grevi, grev ve toplu pazarlık hakkı için yapılıyor” diyen Evren, Türkiye’nin kamu çalışanlarına toplu pazarlık hakkını kullandırmadığı için tazminat ödediğini de anımsattı. ”25 Kasımda kamuda hizmet üretmeyeceğiz” diye konuşan Evren, kamu çalışanlarının vatandaşlara nitelikli hizmet üretebilmeleri bu grevin gerekli olduğunu söyledi. Vatandaşlardan 25 Kasımdaki bu ”uyarı grevi” için destek istediklerini de ifade eden Evren, velilerin o gün çocuklarını okula göndermemelerini, acil sağlık sorunu olmayanların hastanelere gitmemelerini istedi. Vergi dairelerinin çalışmayacağını, trenlerin duracağını ve uçakların da rötar yapacağını dile getiren Evren, ”uyarı grevi”yle gerçekleştirilecek bu demokratik tepkiyi iktidarın anlaması gerektiğini kaydetti. Evren, Türkiye’deki çalışma yaşamının demokratikleşmesinin istediklerini de belirtti. DİSK GENEL BAŞKANI ÇELEBİ DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de 25 Kasımdaki eylemin önemine dikkati çekerek, ”Bu uyarı eylemine DİSK olarak tam destek veriyoruz” dedi. Çelebi, Türkiye’deki tüm muhalefet güçlerinin de bu eyleme desteğini istediklerini, 25 Kasımdan sonra da eylemlerin ortaklaşmasının önemli olduğunu kaydetti. TÜRK-İŞ GENEL SEKRETERİ TÜRKEL TÜRK-İŞ Genel Sekreteri Mustafa Türkel de, Türkiye’de kamu çalışanlarının böyle bir mücadele başlatmasının önemli olduğunu belirterek, ülkedeki tüm emekçilerin birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. ”TÜRK-İŞ’in kamuda çalışan tüm işçileri de bu eyleme destek verecek” diyen Türkel, iktidarın bu uyarıyı anlamasını beklediklerini ifade etti. TTB Başkanı Günçay Gürsoy da hekimlerin de eyleme destek vereceklerini kaydederek, acil konular dışında hastanelere başvurulmamasını istedi. Gürsoy, 25 Kasımda hastanelerde domuz gribiyle ilgili sağlık hizmetlerinin, aşılamanın devam edeceğini de ifade ederek, ayrıca acil ve yoğun bakım servislerinde de hizmetlerin aksamayacağını belirtti. TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı da 350 bin üyelerinin üçte birinin kamuda çalıştığına dikkati çekerek, eyleme destek vereceklerini söyledi. Çiftçi Sendikaları ile Eczacılar Birliği temsilcileri de uyarı grevini destekleyeceklerini kaydetti. Toplantıya dinleyici olarak katılan İstanbul Milletvekili Ufuk Uras da eyleme destek için 25 Kasımdaki TBMM Genel Kurul toplantılarına katılmayacağını söyledi. Bu arada, bir süre önce silahlı saldırıya uğrayan Süleyman Çelebi, ayağının üzerine basamadığı için basın toplantısına destekli yürüme aletiyle geldi.
Article Category: Haberler






SON OSMANLI FİLMİNİİZLEMEK İÇİN TIKLA
