KEMAL Kılıçdaroğlu, Balçiçek Pamir’e konuştu
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 30, 2009, 17:41
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Sezen Aksu ve Hülya Avşar’a destek, Kevin Costner’a eleştiri

Balçiçek Pamir’le Söz Sende programının bugünkü konuğu CHP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. Kılıçdaroğlu “Kürt açılımı”ndan Rahmi Koç’un yemeğine, DTP’lilerin ifade krizinden Hülya Avşar’ın ifade vermesine kadar geniş yelpazede konular hakkında kendisinin ve partisinin görüşlerini dile getirdi.
BAŞBAKAN EKSİK BİLGİLENDİRİLMİŞ
Rahmi Koç’un dün gece verdiği davette neler konuşulduğundan bahsedilirken Kılıçdaroğlu, yemekte birinin kendisine Başbakan Erdoğan’ın Türk Ticaret Kanunu değişikliklerinin CHP yüzünden çıkmadığını söylediğini anlatarak şunları söyledi: “Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Avrupa Birliğiyle uyum çerçevesi içinde gelen tüm yasalara CHP destek vermiştir. CHP’nin oradaki koşulu önce Borçlar Yasası arkasından Türk Ticaret Yasası çıksın diyedir sadece. Bizim AB uyum sürecinde gelen yasalara bir engelleme gibi bir yaklaşımımız yoktur. Sayın Başbakan’a ya eksik bilgi verildi veya sayın Başbakan CHP’ye karşı önyargılı.”
Kılıçdaroğlu, Balçiçek Pamir’in “Hülya Avşar’ın bugün ifade vermesine ne diyorsunuz?” sorusunu yanıtlarken “İşte demokratik açılımın ne olduğunu görüyoruz, söylemden ibaret bir açılımmış demek” dedi ve arkasından da Hülya Avşar’ın basına yaptığı açıklamanın
“Son derece sağlıklı, gerçekten bir sanatçıdan bekleyemediğimiz ölçüde entelektüel derinliği olan güzel bir açıklama” olduğunu söyledi. Kendisinin de Hülya Avşar’a telefon açıp kutladığını da ekledi.
Söz ardından Sezen Aksu’nun Başbakan Erdoğan’a telefon açmasına geldi ve Balçiçek Pamir’le Kılıçdaroğlu arasında şöyle bir konuşma gerçekleşti:
- Sezen hanımın da açıklamalarına bir sanatçı olarak saygı duyuyorum. Açılıma destek veriyorum dedi ama ben merak ediyorum neyini destekleyecek?
- CHP Sezen Aksu’ya tepki verdi diye biliyorum.
- Ben kişisel olarak bir tepki göstermiyorum göstermedim de… Bir sanatçıdır, sanatçılar özgür düşünürler, sanatçılar aykırı düşünürler. Bizim de bunu kabul etmemiz gerekir beğenelim yada beğenmeyelim ama benim orada düşündüğüm nokta şuydu: Sezen hanım orada destek vermemizi istedi, artık analar ağlamasın dedi zaten analar ağlasın diyen bir Allahın kulu olduğunu düşünmüyorum. Bu sorun çözülmesin diyen kimse yok ki. Bütün sorunumuz şu destekleyelim ama neyi destekleyelim.
Kevin Costner’in hükümetin açılımına verdiği destek hakkında da konuşan Kılıçdaroğlu olayı bir “Komedi” olarak nitelendirerek Bülent Arınç’ın “Konuyu magazinleştirmeyelim” değerlendirmesine de şöyle cevap verdi: “Onlar magazinleştirdiler esas. Kevin Costner kim? Dünya haritasından Türkiye’yi zor gösterir. Tamam geldi THY reklamında falan oynadı ama onu getirip böyle ciddi bir olayla ilgili oraya bağlamanın akılla mantıkla bağlanır yanı var mı? Türkiye’ye yazık, siyaset bu kadar ucuz mu? Önümüzdeki sorun basit bir sorun değil daha ciddi yaklaşılmalı.”
Pamir’in “DTP’lilerin ifade krizi hakkında ne düşünüyorsunuz, yine aynı görüntüleri mi göreceğiz?” sorusuna da Kemal Kılıçdaroğlu “Bir milletvekilinin zorla alınmasını hiç şık bulmuyorum. Demokratik açıdan da doğru değil böyle bir şey” diyerek yanıtladı. Yasalara uygun olmasa böyle bir şey yapılamayacağını söyleyen CHP Grup Başkanvekili, öte yandan da DTP’lilerin itirazlarının ‘Bizi düşüncelerimizden dolayı alıyorlar, öte tarafta yolsuzluk yapanlara dokunamıyorlar” üzerine kurulu olduğunu ve bu argümanlarına da hak verdiğini belirtti. Kılıçdaroğlu CHP olarak yıllardır dokunulmazlıkların kaldırılmasını bu nedenlerle istediklerini de sözlerine ekledi.
CHP’Lİ BELEDİYE BAŞKANI’NA SESLENİYORUM: “EKMEK PARASI İLE OYNAMAK DÜNYANIN EN KÖTÜ ŞEYİDİR”
İzmir Karşıyaka Belediyesi’nde işten çıkarılan 276 işçi ile ilgili olarak programa gelen mailler üzerine Balçiçek Pamir, Kılıçdaroğlu’na konuyu bilip bilmediğini sordu. Kılıçdaroğlu, hiç kimsenin ekmeğiyle oynanmaması gerektiğini, bu insanların evlerine zar zor ekmek götüren insanlar olduklarını ve belediye başkanının da bu konuda duyarlı olması gerektiğini söyledi ve CHP’li belediye de olsa doğruları söylemekten kaçınmayacağını şu sözlerle dile getirdi: Ne olursa olsun ister AKP’li ister CHP’li olsun buradan da sesleneyim. Bizim belediye başkanımız bizi dinliyorsa istirham ediyorum bu sorunu çözsünler.”
POLİS MESLEK YÜKSEK OKULU SINAVI TEKRAR EDİLMELİ
Polis Meslek Yüksekokulu sınavlarının sorularının çalınması ile ilgili iddialardan hareketle Balçiçek Pamir konuyu bir de Kılıçdaroğlu’na sordu. Kılıçdaroğlu, Emniyet Genel Müdürü’nü arayıp iddiaları sorduğunu, müdürün de kendisine konunun hem emniyet hem de esas muhatap olan ÖSYM tarafından araştırıldığı bilgisini verdiğini kaydederek sözlerine şöyle devam etti: “Biz bunun takipçisi olacağız. Bir soru bile çalınmış olsa bugünkü teknolojiyle bunu her yere gönderebiliyorsunuz. Benim şahsi kanaatim bu sınavın iptal edilip tekrardan yapılmasından yanadır.”
TweetArticle Category: Medya
Çin işi ” SAHTE KIZLIK ZARI ”
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 29, 2009, 17:35
Çinliler sonunda bunu da yaptı..

Mısır’da yeni evlenen bazı kadınların ilk cinsel ilişki sırasında kızlık zarının kanamasına benzer sahte kan çıkaran bir alet kullandığının ortaya çıkması, başta din adamları olmak üzere muhafazakarları fena halde öfkelendirdi.
YASAKLANSIN ÇAĞRISI
BBC’nin haberine göre, Mısır’ın önde gelen din adamlarından Abdül Muti Bayumi, bu aleti Mısır’a ithal edip satanların ölümle cezalandırılmasını isterken, Mısırlı parlamenterler de hem aletin ithalinin hem de kullanılmasının yasaklanması çağrısında bulundu. Mısır’ın ünlü El Ezher Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Prof. Bayumi, bu aleti ülkeye sokmanın topluma kötülük yaymakla bir olduğunu savunarak, bunun da cezasının İslami şeriat yasalarına göre ölüm olduğunu söyledi.
Bu arada Mısır parlamentosundan bir grup milletvekili de açıklama yaparak, erkekleri aldatmaya yönelik ve İslam toplumunda ahlak dışı davranışları teşvik ettiği öne sürülen aletin ithalinin yasaklanması çağrısında bulundu.
CİNSEL ORGANA YERLEŞTİRİLİYOR, KANA BENZER SIVI ÇIKARIYOR
BBC’ye göre, Çin’de yapılan ve bakireliğin büyük önem taşıdığı Arap ülkelerinde giderek yayıldığı öne sürülen alet kadın cinsel organına yerleştiriliyor. Evlililik öncesinde bakireliğini kaybeden ve eşinin bakire olmadığını anlamasını istemeyen kadınların kullandığı belirtilen alet, cinsel ilişki sırasında kızlık zarından çıkan kana benzer bir sıvı çıkarıyor.
Aletin Ortadoğu’daki kliniklerde yaygın olarak satıldığını öne süren BBC’ye göre, örneğin Suriye’de bu alet 15 dolara (yaklaşık 22 TL) satılıyor.
BBC’nin haberine göre, Mısır’ın önde gelen din adamlarından Abdül Muti Bayumi, bu aleti Mısır’a ithal edip satanların ölümle cezalandırılmasını isterken, Mısırlı parlamenterler de hem aletin ithalinin hem de kullanılmasının yasaklanması çağrısında bulundu. Mısır’ın ünlü El Ezher Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Prof. Bayumi, bu aleti ülkeye sokmanın topluma kötülük yaymakla bir olduğunu savunarak, bunun da cezasının İslami şeriat yasalarına göre ölüm olduğunu söyledi.
Bu arada Mısır parlamentosundan bir grup milletvekili de açıklama yaparak, erkekleri aldatmaya yönelik ve İslam toplumunda ahlak dışı davranışları teşvik ettiği öne sürülen aletin ithalinin yasaklanması çağrısında bulundu.
BBC’ye göre, Çin’de yapılan ve bakireliğin büyük önem taşıdığı Arap ülkelerinde giderek yayıldığı öne sürülen alet kadın cinsel organına yerleştiriliyor. Evlililik öncesinde bakireliğini kaybeden ve eşinin bakire olmadığını anlamasını istemeyen kadınların kullandığı belirtilen alet, cinsel ilişki sırasında kızlık zarından çıkan kana benzer bir sıvı çıkarıyor.
Aletin Ortadoğu’daki kliniklerde yaygın olarak satıldığını öne süren BBC’ye göre, örneğin Suriye’de bu alet 15 dolara (yaklaşık 22 TL) satılıyor.
TweetArticle Category: Yaşam
Tags: sahte kızlık zarı
Ferda Paksüt, Serdar Arseven’ni fena azarladı
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 29, 2009, 13:40
Ferda Paksüt ile Serdar Arseven arasında Ergenekon tartışması yaşandı.

O, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili’nin eşi. Ama gündeme Ergenekon soruşturması kapsamında geldi. Sanık Ferda Paksüt olarak mahkemeye çıktı.
KAMERALARIN ÖNÜNDE TARTIŞTI
Ve Ferda Paksüt, dün akşam iddianamede telefon görüşmelerine yer verilen Vakit gazetesi yazarı Serdar Erseven ile karşılaştı. Haber de böyle çıktı. İkili kameraların önünde tartıştı. Ferda Paksüt yaşadığı gerginliğin ardından gittiği defilede tesettürlü mankenleri görünce daha da kızdı.
TELEFON GÖRÜŞMELERİ İDDİANAMEYE GİRDİ
Önce Suudi resepsiyonunda, ardından defilede… Ankara’da dün geceye damgasını Ferda Paksüt vurdu. Ergenekon davasında adı sanık sıfatıyla yer alıyor. 3 iddinamede Paksüt’le Vakit gazetesi yazarı Serdar Arseven’in telefon görüsmeleri yer alıyordu.
EŞİNİ SAKİNLEŞTİRMEYE ÇALIŞTI AMA..
O görüsme dün gece Arap resepsiyonda yüz yüze tekrarlandı. Vakit temsilcisi Arseven’in hazırladığı ancak servise koymadığı yazı Ferda Paksüt’ü kızdırmıştı. Anayasa Mahkemesi Başkenvekili Osman Paksüt eşiyle Arseven arasındaki gerginliği bitirmek için defalarca araya girdi, ancak bitmedi.
KABİNEDE BİRİ VAR
Arseven’e Ergenekon iddianamesinde kendisiyle ilgili bölümleri neden Vakit gazetesinde yazmadığını soran Paksüt, “Kabinede birisi var. Sizinle de konuştu beni de aradı. Yazmanızı engelleyen de o. Büyükelçi iken evimizde de kaldı. Dilerdim ki o yazıyı yazsaydınız, yazamadınız” dedi.
DEFİLEDEN ÇIKACAKTI AMA..
Paksüt, Suudilerin davetinden çıktı, daha renkli bir mekana moda günlerine defile izlemeye gitti. Keyifler yerindeydi ta ki sıra türbanlı kıyafetlere gelinceye kadar… Türban podyuma çıkınca, tepki gösterenler sahne aldı. Ferda Paksüt de çıkmak için birkaç kez hamle yaptı. Alkışlara katılmadı, çantasına sıkı sıkı sarıldı ama arkadaşları engelledi. Ferda Paksüt defileyi sonuna kadar izledi.
Article Category: Medya
Tags: ferda paksüt, serdar arseven
Türkiye’de 7 milyon eşcinsel var !
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 29, 2009, 13:17
Türkiye’de 7 milyon kişinin eşcinsel olduğu iddia ediliyor

Akşam gazetesinnden Nagehan Alçı, ILGA’nın (Uluslararası Gey ve Lezbiyen Federasyonu) genel sekreteri Kürşad Kahramanoğlu ile konuştu.. Alçı röpottajının başında şunları yazmış:
“Ondan çok şey öğrendik. ‘Gay’ değil, ‘gey’ olarak yazıldığını örneğin. Ya da ‘İbne’ kelimesi üzerine dünyada yaşanan tartışmaları, ‘eşcinsellerin kendilerini ne kadar erkek gördüklerini’. Ve daha fazlasını..”
İŞTE O RÖPORTAJ
İki polis memurunun eşcinsel görüntüleri ortaya çıktığı için mücadele etmek yerine apar topar istifa etmeleri ne anlama geliyor?
Kendiliklerinden istifa ettiklerine inanmıyorum. Bence onlar istifa etmeye ikna edildiler. Ama benim o haberle ilgili dikkatimi çeken başka bir şey var. Olaya tepki gösteren, Emniyet Genel Müdürlüğü adına konuşan bir adam vardı, o ‘Böyle bir şey olamaz’ diyemiyor, ‘AB’ye gireceksek bu normal olabilir’ diye geveliyor. Eşcinselliğin insan hakkı olarak kabul edildiği ülkelerde böyle bir açıklama yapanı bir saat bile görevde tutmazlar.
Kağıt üzerinde memurların eşcinsel olmasının bir engel teşkil ettiğine dair bir ibare var mı?
Hayır, hiçbir engel yok. ‘Yüz kızartıcı suçlar’ listesinde insanların cinsel hayatları ile ilgili bir şey yok. Bence burada sorun politik iktidar. Politikası icabı ülkede yarattığı bir atmosfer var. AKP tutucu bir parti. O nedenle bunu değiştirmesine imkan yok.
Sadece AKP değil ki! CHP iktidarda olsa durum farklı mı olurdu?
Herhalde olmazdı ama şimdi CHP’den biraz farklı sesler gelmeye başladı. En son bir toplantıda CHP’li bir vekil eşcinsellik konusunda çok hassas olduklarını söyledi. ‘Peki ya Deniz Baykal?’ diye sorduk. ‘Tutumunu duysanız çok şaşırırsınız’ dedi.
Baykal eşcinsel hakları konusunda ne diyormuş?
Bilmiyorum ama CHP’de değişim olsa da Türkiye’de genelde politika tutucu. DTP dışında programında eşcinsellerle ilgili ibare geçen parti yok.
Anayasanın 10. maddesinde eşcinsellere yönelik bir değişiklik yapılması isteniyordu.
Evet, ama tartışmalara bakarsak pek umut yok. 10. madde anayasal güvence altına alınan hakları içeriyor. Bu maddeye bir şey eklemek istiyor eşcinseller: Cinsel kimlik yüzünden insanların ayrımcılıkla karşılaşmaması.
Bu eklenirse ne değişecek?
Eşcinsel hareket yoluna daha güvenli devam edecek. ‘Benim anayasal güvencem var, şimdi diğer değişikliklere gelelim’ denecek.
Türkiye’de eşcinselliğe karşı ilginç bir yaklaşım var. Zeki Müren örneğin. Üzerinden buram buram aktığı halde açık açık ‘eşcinselim’ demediği için ‘hoşgörülürdü’.
O dönem için bu yeterli olabilirdi ama artık değil. Bir de bizim sistemimiz söylenmediği takdirde eşcinselliğe çok müsait bir ortam yaratıyor zaten.
Nasıl?
Kadınlar ve erkekler özellikle cinsiyetlerini keşfettikleri yıllarda hemcinsleriyle sosyalleştiriliyor. Erkek çocukları bir yatakta, kız çocukları bir yatakta yatırılıyor. Bu da şayet varsa eşcinselliğin saklanmasını kolaylaştırıyor. İki yüzlülük ailede başlıyor.
Lezbiyen oranı daha az mı?
Evet, istatistikler de öyle söylüyor ama bunun çeşitli etkenleri olabilir. Kızları hemen everiyorlar bir kere! Zaten evlenince geçer biliyorsunuz!
Türkiye’de yaklaşık kaç eşcinsel olduğunu bilebilir miyiz?
Evet, aşağı yukarı yüzde 10 gibidir. Yedi milyon kadar. Mesela Brezilya’da anket yapılmıştı, toplumun yüzde 4,5’u erkek eşcinsel, yüzde 3,2’si kadın eşcinsel çıkmıştı.
Türkiye’de geylerin çoğunun biseksüel olduğu söylenir. Öyle mi?
Hayır, biseksüeller aslında çok ufak bir azınlıktır. Eşcinseller baskı altında orta yol gibi gördükleri için ‘biseksüelim’ diyebiliyor. Daha ciddi bir sorun da Türkiye’de eşcinsellerin baskı sonucu ikna olması. Yani heteroseksüel olmaya zorlanması. Böylece ortaya kendinden nefret eden insanlar çıkıyor. Bunlardan çok var. Çevrenize bir baksanız…Ünlü isimler…
Kim mesela?
İsim vermem. Cinselliğini kendi arzusu ile başkalarıyla paylaşmak istemeyenleri açık etmek doğru değil ama bu şahıs toplumda sorumluluğu olan veya bir rol modeli ise o ayrı konu. Ortaya çıkmalılar. Oysa mesela kaç tane gey popstar biliyorsunuz Türkiye’de?
Gazeteciler örneğin… Toplumu sürükleyebilecek isimler var, biliyoruz. Neden büyük medyada ‘ben’ üzerinden yazmıyorlar?
Yazamazlar. Bunu yaratacak ortam yok. Mesela Hürriyet bu işi o kadar kötü yapıyor ki! Bir kere daha ‘gey’ yazmayı öğrenememiş, ‘gay’ diyor. Buradaki eşcinsel hareket 15 yıldır bununla uğraşıyor!
Eyvah! Ben de geçen haftaki yazımda yanlış yazmışım, kendimden utandım!
Bu politik doğruculuk değil. Mücadele olacaksa mücadelenin özneleri ile beraber olmalı! Eşcinseller olmadan eşcinsel mücadelesi olur mu? Mesela Taraf Gazetesi. Göstermelik Ermeni yazar alıyor, göstermelik başörtülü yazar alıyor. Neden bir tane gey yazarı yok? Ahmet Altan o kadar güzel aşk romanları yazıyor, neden eşcinsel aşkı anlatmıyor?
Bilmediği içindir belki?
Olmaz öyle şey! Cinayet romanı yazanlar cinayeti yaşayıp mı yazıyorlar? Her konuda yazması gerekmez mi? O, Yasemin Çongar, Murat Belge.. Dünyayı bilen insanlar. Ama eşcinsellik üzerine hiçbir şey yazmıyorlar.
E böyle homofobik bir ortamdan çıkan bir yazarın ‘eşcinsel sevişme okumaya hazır değilim’ demesi tasvip edilecek bir şey olmasa da normal değil mi? Neden herkes Feyza Hepçilingirler’e saldırıyor?
Doğru haklısınız ama bu saydığım isimler neyin doğru olduğunu bildikleri halde yapmıyorlar. Zannediyor musunuz ki bir tek ordu ve AKP homofobik? Onlar sadece daha dürüst!
Muhafazakarlık ve eşcinsellik arasında nasıl bir ilişki var?
Muhafazakarlık eşcinsellerin kendilerini ifadelerini zorlaştırıyor. Dindarlık belli kalıplara hapsediliyor. Bir dindar da çıkıp ‘İslamiyet’te bu konuya yaklaşım o kadar da katı değil’ demiyor.
Değil mi hakikaten? Başörtülü bir lezbiyen olabilir mi mesela?
Olabilir hatta var. Bursa’daki LGBT grubunun bir üyesi vardı böyle. Cinselliğin başınızı örtmenizle ilgisi yok.
Öyle ama Müslüman kimlik dominant olursa cinsel imliği bastıramaz mı?
Çevre dolayısıyla bastırabilir. Mesela AKP’li çevrelerin içinde olan insanlar var, ‘kedimizi ifade etmek için tüm hayatımızdan vazgeçmemiz gerekir’ diyorlar.
Askerlik meselesine gelelim… Eşcinselliğini kanıtlayıp, askerlikten muaf olmak geyleri rencide ediyor mu?
Bazıları ‘ben eşcinselliğimi gizlemeden askerlik yapmak istiyorum’ diyor. Bazıları ise ‘zaten ayrımcılığa tabii tutuluyoruz, bari askerlikten yırtalım’.
Ama yırtma şekli kırıcı değil mi?
Tabii, belge istiyorlar. Yani seksi fotoğrafı ya da video. Bir de test yapıyorlar ve ‘seksüel psikolojik bozukluk’ tanısı koyuyorlar. Oysa böyle bir hastalık yok!
Bir de muayene var değil mi?
Evet ama bunu fiziksel muayene ile anlamanın yolu yok. Bekaret gibi değil ki! Hepsi eşcinselleri üzmek için yapılan şeyler!
Öyle mi? Bekaret testi gibi anlaşılmaz mı?
Yok canım. Anlaşılacağını söyleyen doktorlar var ama ona bakarsanız eşcinselliğin tedavi edileceğini de söyleyen var. Test deseniz, bir alem! Mesela sorulardan biri şu: sokağa tükürür müsünüz? Tabii eşcinsel çok efendi olur tükürmez, tükürürsen hakiki erkeksin!
Belge meselesine gelelim..
O da ayrı mevzu. Bizim ordu dünyanın en büyük pornografik albümüne sahip. Çünkü o belgeleri kayıt diye tutuyorlar. Üstelik bir de eşcinsel kabul edilmek için pasif durumda olmak lazım. Öteki kabul edilmiyor!
BİZ ‘DAHA AZ ERKEK’ DEĞİLİZ
Geyler kendilerini ‘daha az erkek’ olarak görürler mi?
Hayır, bilakis! Bu da çarpıklıklardan biri! Kendini daha az erkek görenlere
biz transseksüel diyoruz.
Kastettiğim şu: ‘Erkek ol!’ derken ‘İbne olma!’ demek istenir. Eşcinseller kendilerini böyle görmüyorlar, öyle mi?
Hayır ama bazılarında bu nedenle kendinden nefret sendromu oluşuyor. Mesela Huysuz Virjin denen insan. Bir kere gey, ikincisi transseksüel rolü ile star oldu, buna rağmen çıkıp ‘ibneleri sevmem, hiç güven olmaz onlara’ diyor.
‘İbne’ lafı sizi rahatsız ediyor mu?
Evet, çünkü küfür gibi kullanılıyor, oysa ibne Arapça küçük kız demek.
Eşcinseller kendi aralarında ibne demiyorlar mı?
Türkiye’de anlam olumsuz ama mesela İngiltere’de bir akım ibnenin
karşılığı olan ‘queer’e iade-i itibar yapmak için mücadele verdi.
İKİ ERKEK OLUNCA SEKS DAHA KOLAY
Bir yandan gey kulüpler açılıyor, İstanbul’un iyi bir gey metropolü olduğu söyleniyor, diğer taraftan bunlar…
Geyliği sadece sekse indirgerseniz doğru, burası bir cennet. Ama o kadar değil ki.
Gey denince akla ‘kötü yola düşmüş’, alkolik, herkesle yatıp kalkan insanlar geliyor. Neden?
Herkesin beş, on gey tanıdığı var ve böyleler mi? Hayır, demek ki bu bir imaj. Bir önyargı ve ötekileştirme metodu.
Evet, medya da bu karikatürün oluşmasına katkıda bulunuyor ancak öte yandan benim tanıdığım eşcinsellerin partner değiştirme hızı heteroseksüellerden fazla. Bunun sebebi ne?
Bir senelik eşcinsel ilişki yedi senelik heteroseksüel ilişkiye eşit. Çünkü o ilişkiyi yaşamak çok zor, çok kısıtlısınız var. Bir düğüne, bayramda el öpmeye heteroseksüeller göğüslerini gere gere partnerlerini götürüyorlar ama biz götüremiyoruz.
Eşcinsellerin daha kolay seks yaptığı doğru mu?
Bu sadece erkek eşcinseller için geçerli. Bu, kadın – erkek arasındaki farktan kaynaklanıyor. İki erkek olunca çok daha kolay. Erkekler her istedikleri zaman kadınlarla ilişkiye girebilseler farklı olmayacak.
TweetArticle Category: Yaşam
DENİZ BAYKAL : Sen kimsin kardeşim? İşine bak
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 26, 2009, 15:06
Baykal’dan açılıma destek veren ABD’li aktör Kevin Costner’a tepki

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, hükümetin sürdürdüğü demokratik açılımı eleştirdi. Hükümetin bu konuda bir gözünün ABD’de bir gözünün İmralı’da olduğunu iddia eden Baykal, “Kafalarının arkasında başka niyetler var. Ama bunu açıktan söyleyemiyorlar.” dedi. Baykal açılıma destek veren ABD’li aktör Kevin Costner’a da tepki göstererek, “Sen kimsin, neyi biliyorsun da konuşuyorsun? Haritayı önüne koysalar Şırnak’ın yerini bulamazsın, sen işine bak.” şeklinde konuştu.
Baykal, partisinin kurmayları Genel Sekreter Önder Sav, Genel Başkan Vekilleri Hakkı Süha Okay ve Yılmaz Ateş’in yanı sıra çok sayıda milletvekili ile birlikte Ankara’nın Kalecik ilçesindeki Üzüm Festivali’ne katıldı. Baykal burada yaptığı konuşmada hükümete sert eleştiriler yöneltti.
Bugünün Türkçe’nin Milli Bayram ilan edilişinin 77. yılı olduğunu hatırlatan Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Anadolu’nun muazzam bir tarihi var. Binlerce yıldan beri insanlar bir araya gelerek milleti oluşturmuşlar. Dil, Anadolu’daki bu birliği sağlamak için çıkış noktası olmuştur. Bu ortak dil daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nu ortaya çıkarmıştır. Milletin özü dildir. Soyumuz, aşiretimiz ve etnik kimliğimiz farklı olabilir, ama hepimiz onun etrafında birleşiyoruz.”
Hükümetin anadil açılımını eleştiren Bayka, bunun milleti böleceğini ileri sürdü. Dil açılımı ile neyin hedeflendiğinin bilinmediğini ileri süren Baykal, şöyle konuştu: “Devletin görevi resmi dili herkese öğretmektir. Ama Başbakan resmi dili dışlayıp milli devleti ortadan kaldırma konumunda olmamalıdır. Biz daha Türkçe’yi öğretemedik, başka dillerin öğretilmesini konuşuyouz. Bu dil açılımı ile hangi sorun çözülebilir ki? Bu bizim birlik, beraberlik ve huzurumuzu bozar. Başbakan her şeyi bıraktı Kürt Açılımı ile uğraşıyor. Senin annen baban kim diye birbirimize soracağız, kimdir kardeşim? Hepimiz Türküz, bu başbakanın görevi mi? Tabii ki herkesin dili, dini, mezhebi farklı olabilir, ama milleti niye ayırıyorsunuz? Milli birlik ve beraberliği niye bozuyorsunuz? Bu konu siyasetin işi değil, bu milletin işidir.”
Baykal, Başbakan’ın demokratik açılım diyerek kafasının altında yatan başka niyetleri uygulamaya koyma niyetinde olduğunu ifade etti. Başbakan’ın bunu bir türlü ifade etmeye cesaret edemediğini öne süren Baykal, “En son ABD’de bunu hazmettire hazmetire kabul ettireceğiz diyor. Yani kafasında başka bir şey var.” dedi. Baykal, açılım konusunda hükümetin bir gözünün ABD’de bir gözünün ise İmralı’da olduğunu, bunun ülkeyi böleceğini iddia etti.
KEVİN COSTNER’A DA ÇATTI
Baykal, açılım konusunda Hollywood aktörü Kevin Costner’a da çattı. Hükümetin açılımı anlatmak için artislere başvurduğunu ifade eden Baykal, “Şimdi bir artist bulmuşlar, nasıl buldularsa dünyadan haberi yok. Önüne harita koysan inanın Şırnak nerde diye sorsan bulamaz. Kalecik’li bu açılımın ne olduğunu bilmiyor da Hoolywood artisti mi biliyor? Sen kimsin kardeşim, neyi biliyorsun da konuşuyorsun? Onunla milleti ikna etmeye çalışıyorlar. Hükümetin bir gözü Holywood’da, bu ülkeyi bölmek değil mi?” diye sordu.
CİHAN
TweetArticle Category: Medya
KANAL BİZ ” THE END ”
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 25, 2009, 10:01
KANAL BİZ, bugün itibari ile yayın hayatına son verdi, televizyonda sadece 3 kişi kaldı.

Kanal Türk televizyonunu sattıktan sonra BİZ TV’yi kuran Tuncay Özkan’ın cezaevine girmesinden sonra televizyonu da zor günler geçirmeye başladı. Televizyon merkezini kısa süre önce Ankara’ya taşıyan BİZ TV yönetimi Digitürk’ten de para ödeyemediği için ayrılmıştı.
Sadece uydu yayını kalan televizyonda dün de tüm çalışanlara televizyonun artık kapandığı bilgisi verildi. 20 çalışandan sadece 3’ü dışında diğerlerine artık gelmemeleri söylendi. Çalışanlar binayı gözyaşları içinde terk ettiler.
TweetArticle Category: Politika
Osman Pamukoğlu Gündemi Sarstı
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 25, 2009, 09:31

MİLLET OLMAK İÇİN ÇANAKKALE’DE KAÇ KÜRT ÖLMELİ
Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doğu Ergil’le programın başında sert bir tartışmaya giren Osman Pamukoğlu, Ergil’in ‘millet olmak için Çanakkale’de kaç Kürt ölmeli?’ sorusu üzerine 1993-95 yılları arasında görev yaptığı Hakkari’de edindiği tecrübeleri anlattı.
Devletin tecavüze ve saygısızlığa müsaade ederse eriyeceğini söyleyen Pamukoğlu, ‘Ben 202 PKK’lı sorguladım. PKK’lılar 2 nedenle dağa çıkıyor. Bir: Kaçırılıyor…İki: Varoşlardaki çocuklar kandırılarak dağa çıkarılıyor…HAkkari’deki Üzümlü karakolu tam 6 kez basıldı. Ve o karakolu basanlar da Üzümlü köylüleriydi. Münferit hatalar olur ama devlet her zaman vatandaşı için en iyisini yapar.’ dedi. Pamukoğlu, Türkiye’de en fazla Kürt’ü PKK’nın öldürdüğünü iddia etti.
AÇILIMA İHTİYAÇ VAR
Eski Kültür Bakanları’ndan Namık Kemal Zeybek de Yugoslavya örneğini vererek, dönemin Yugoslav lideri Tito’nun Cumhurbaşkanı Fahri Koruturkle bir anekdotunu anlatarak, çıkarlar için federal hale gelen Yugoslavya’nın Tito’dan sonra nasıl dağıldığı örneğini verdi. Türkiye’de de bazı değişiklikler yapılması gerektiğini söyleyen Zeybek, Kürtler gibi ülkemizdeki pek çok azınlığın da (Alevi, Caferi) açılıma ihtiyacı olduğunu ve yapılacak demokratik açılımla bütün bu sorunlara çözüm aranması gerektiğini söyledi.
Zeybek’in konuşmasından sonra söz alan Yazar Roni Margulies, Zeybek’in sözlerine karşı çıkınca programa Ankara stüdyosundan katılan MZeybek ve Margulies arasında şiddetli bir tartışma başladı.
Roni Margulies: Kürtleri PKK’nın öldürdüğü saçmalık. Çünkü 25 yıldır mücadele eden bir örgüt halktan kopuk olamaz. DTP’nin PKK’nın siyasi kanadı olduğu söyleniyor. Madem PKK halkın düşmanıydı, neden o bölgeden DTP bu kadar oy aldı.
Zeybek: Bu ne söylüyor bu? kim bu insan, ne biliyor da konuşuyor? Bizim söylediklerimizi anlayacak zeka seviyesi var mı? Neden gülüyorsunuz? Ben ondan mı bahsediyorum? Bu ülkede bay Roni hariç herkes biliyor ki PKK önce rakip örgütleri yok etti. Korku ve dehşet dengesiyle o bölgede üstünlük sağladı. Fikirlerinizi söyleyin ama o bölgede yaşananları acaba gerçekten biliyor musunuz. O oyları nasıl aldıklarını Pamukoğlu’na sorun söylesin.
‘PAMUKOĞLU VİETNAM SENDROMU YAŞIYOR’
Tartışmaya katılan ve Diyarbakır’da yaşayan gazeteci yazar Evrim Alataş, ‘Çanakkale ile ilgili tartışmaların gereksiz olduğunu düşünüyorum. Ben diyarbakır’da yaşıyorum. Yakılmış köy gördüm. Köyleri askerin yaktığını oradaki yüzbinler biliyor.’ diyerek Pamukoğlu’na karşı çıktı. Pamukoğlu’nun köy yakma konusuna sert şekilde karşı çıkması üzerine Alataş Pamukoğlu’nun ‘post travmatik sendrom bozukluğu’ yaşadığını iddia ett.
Tartışmanın bundan sonraki bölümüne Osman Pamukoğlu ve Doğu Ergil arasındaki şiddetli tartışmalar damgasını vurdu:
O.P: Burası akademi değil. sizin gibi bölücülere…
D.E: Asıl bölücü sizsiniz. Kaç oy aldınız seçimde?
O.P: Ben seçime girmedim. Kendine gel.
D.E: Gelecek seçimde birinci parti olacağınızı söylüyorsunuz. Birinci parti olamazsanız istifa edip siyaseti bırakacak mısınız? Dürüst bir adam bunu yapar.
O.P: Konumuz o değil. Ben böyle denizanası gibi tartışmalara girmem. Anlaşıldı mı?
D.E: Anlaşıldı kaptan.
PKK DAĞDA BU PROGRAMI DİNLİYOR
Konuşmasının ikinci bölümünde Roni Margulies’e cevap veren ve Margulies’in 17 bin faili meçhul var sözüne sinirlenen Osman Pamukoğlu, muhatabına sürekli ‘bu adam’ diye hitap edince Rıdvan akar tarafından üslubu konusunda uyarıldı. Pamukoğlu, burada yapılan PKK yanlısı konuşmaların, dağda bu programı dinleyen ya da izleyen terör örgütü mensuplarına moral verdiği için üslubunun sertleştiğini açıkladı.
Terörün nasıl bitirileceği sorusu üzerine, Pamukoğlu 20 bin yetiştirilmiş askerle bu sorunun çözülebileceğini söyledi.
PKK’yı destekleyen Kürtler için ne yapacaksınız? sorusu üzerine Pamukoğlu PKK’nın korkuyla beslendiğini ve bunun önüne geçilirse halkın PKK’ya destek vermeyeceğini söyledi
TweetArticle Category: Politika
Türkiye’yi savaşa mı hazırlıyorlar?
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 21, 2009, 14:11
Obama’nın yeni füze savunma stratejisi, ABD’nin İran’a karşı yakın vadede bir savaş olasılığına hazırlandığını, Türkiye’nin de savaşta ileri üs olarak ele alındığını düşündürüyor.

ABD Başkanı Barack Obama, 17 Eylül tarihinde beklenmedik bir açıklama yaparak, Polonya’da füze sistemi ve Çek Cumhuriyeti’nde radar kurulmasını öngören eski füze savunma stratejisini terk ettiklerini, yeni bir strateji benimseyeceklerini söyledi. Dünya basınında bu açıklama, Obama yönetiminin Bush döneminden kalma, Rusya’yla gerilimi besleyen stratejiden ayrıldığı şeklinde yorumlandı.
Oysa yeni strateji, eskisinin bir kenara konması değil. Obama, konuşmasında yeni stratejinin eskisine göre daha kapsamlı bir strateji olacağını belirtti. Açıklamalar Türkiye’yi de ilgilendiriyor, çünkü yeni stratejide en fazla adı geçen ülke Türkiye.
Genelkurmay açıklaması ayrı telden çalıyor
Henüz Obama strateji değişikliğine dair konuşmasını yapmadan önce, Türkiye’nin ABD’den PAC-3 (Patriot Advanced Capability-3) füzeleri alacağı haberi duyuldu. Türkiye’nin açtığı ihaleyi kazanması muhtemel ABD’li şirket, ABD’deki yasal zorunluluk gereği Kongre’ye satışı bildirirken, satışın miktarını 7.8 milyar dolar olarak bildirmişti.
Bu haberlerin üzerine Genelkurmay Başkanlığı basın toplantısında konuya değinilerek, söz konusu ihaleyi TSK’nın aylar önce açtığı, henüz ihalenin sonuçlanmadığı ve alınacak miktarın da 7.8 milyar dolar değil, 4 bataryanın toplamı olarak 1 milyar dolar civarı olacağı ifade edildi.
Açıklamada, füzelerin belli bir ülkeye karşı olmadığı iddia edildi. Ardından da “Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projemizin, ABD’nin Polonya ve Çek Cumhuriyetine yerleştirmeyi düşündüğü Füze Kalkanı Projesi ile hiçbir ilgisi yoktur” denildi.
Genelkurmay açıklamasındaki son cümlenin de dediği gibi, bu ihale doğrudan doğruya yeni füze stratejisiyle ilişkili değil. Türkiye’nin ABD’den alacağı füzeler büyük bir ihale. Ancak Genelkurmay’ın açıklaması, yeni füze stratejisinde Türkiye’nin yerini açıklamıyor.
Stratejide ağırlık kayması
Obama, söz konusu konuşmasında yeni stratefjideki değişikliği şöyle ifade etti: “Bu yeni yaklaşımda kapasite daha yakın zamanda sağlanacak, daha önce test edilmiş sistemlere dayanacak ve [eskisine göre] füze saldırılarına karşı daha büyük savunma sağlayacak. Bu öncekinden daha kapsamlı bir program, test edilmiş ve maliyet bakımından verimli sistemler kullanıyor ve ABD anakarasını uzun menzilli balistik füze tehdidinden koruma görevimizle uyuşuyor ve buna dayanıyor.”
3 sene önce George W. Bush döneminde ortaya atılan füze kalkanı projesi, İran tehdidine karşı savunma amacıyla kurulmuştu. Fakat orta Avrupa’da yer alacak bu sistemin İran’a karşı olduğu pek akla yatkın değildi, çünkü buradaki bir savunma, ancak İran’ın uzun menzilli ya da kıtalararası balistik füzelerine karşı kullanılabilirdi. Oysa şimdiye kadar İran’ın böylesi füzelere sahip olduğuna dair hiçbir veri yok. Dolayısıyla Bush döneminde bu proje ortaya atıldığında, birçok kesim haklı olarak projenin Rusya’yı çevreleme politikasının bir parçası olduğunu düşünmüştü.
Son değişikliklerin ardından Rusya’nın Bush dönemindeki bu politika sona erdiği için memnun olacağı yorumları yapılıyor. Ancak dün soL’da yer alan bir haber, son değişiklikle birlikte ABD ile Rusya arasındaki gerilimin azalmayacağını, zaten batının doğu Avrupa’yı silahlandırmaktan vazgeçmediğine dair veriler ortaya koyuyordu. Yine dün soL’da yer verdiğimiz, Rick Rozoff’a ait bir başka yazı, İran’a yönelik tehdit büyürken, gerilimin coğrafyasının Karadeniz ve Kafkasya‘ya kaydığını somut verilerle ortaya koyuyordu. Stratejinin tek farkı, ağırlığın Doğu Avrupa’nın daha da doğusuna, Türkiye ve Kafkaslar’a doğru kayması da değil.
Yeni stratejide, İran’dan gelecek tehditlere karşı doğu Akdeniz’deki Aegis tipi gemilerde SM-3 tipi füzeler kullanılması öngörülüyor. Bu füzeler daha önce sekiz defa denendi ve bir defasında ABD’nin bir uydusunu vurdu, yani atmosfer dışını dahi vurma kapasitesine sahip. Fakat bu füzelerin hedefinde asıl olarak İran’ın Şahab-3 adlı orta ve kısa menzilli füzeleri olacak. Önceki Bush planında 10 sabit füze yerleştirilmesi düşünülüyordu, şimdi ABD onlarca hareketli ve sabit füzeden söz ediyor.
ABD Savunma Bakanı Robert Gates, stratejinin teknik boyutunu ayrıntılı olarak açıkladı. Buna göre ilk adımda, yani 2011 yılına kadar ABD, bu SM-3 adlı füzeleri karaya da yerleştirecek. İşte Türkiye’nin adı burada geçiyor: Bu füzelerin Türkiye’ye yerleştirilmesi planlanıyor.
ABD ve İsrail, bir süredir İran’a karşı askeri bir saldırı olasılığını açık açık dile getiriyor. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, İran’a saldırmanın İsrail’in hakkı olduğunu, ABD’nin böyle bir saldırıya karışmayacağını söylemişti. Bu saldırı tehdidi artarken Türkiye’ye İran’a karşı olduğu açıkça belirtilen bir silah yığınağı yapması, Türkiye’yi de askeri gerginliğin parçası haline getiriyor.
Obama ve Gates’in yeni stratejiyi açıklarken sık sık “önceki sistemin tamamlanmasının uzun süreceğine, bu sistemin çok daha hızlı sonuç vereceğine” vurgu yapmaları, kısa vadede beklenen bir çatışma olabileceği izlenimini güçlendiriyor.
Türkiye’ye yerleştirilmesi planlanan füzeler, önleyici nitelikte. Diğer bir deyişle, o bölgeye doğru fırlatılan füzeleri havada vurarak imha etmeye yarıyorlar. Bu bakımdan bu füzeler savunmaya dönük. Ancak füzeler, İran’a yönelik bir saldırıda saldırının ana üsleri olması muhtemel İncirlik üssü ve Doğu Akdeniz’deki ABD gemilerini korumak için önem kazanacak.
Türkiye tehdit altında mı?
Genelkurmay Başkanlığı’nın Patriot füzelerinin alımıyla ilgili açıklamasında silah alımları yapılmadan önce “Önce tehdit değerlendirmesi yapılır” deniliyor. Aynı açıklamada “Füzeler herhangi bir ülkeye karşı değil” dense de, tehdit değerlendirmesinde İran’ın düşünülmüş olması olası. İran’ın Türkiye’ye karşı gerçek bir askeri tehdit olmasının sebebi ise, ülkemiz topraklarından İran’a karşı bir askeri saldırı olasılığı olabilir.
Obama’nın açıkladığı yeni strateji, bu olasılığı güçlendiriyor. Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde halkın büyük çoğunluğunun karşı çıktığı füzelerin bu ülkelere yerleştirilmeyeceği açıklandığında, bazı köylerde halk kutlamalar yapmıştı. Çünkü bu füzelerin varlığı, o yeri bir gerginlikte açık hedef haline getiriyor. Yeni stratejinin hayata geçmesi durumunda, Türkiye de bu gergin oyuna tam ortasından girecek. sol
TweetArticle Category: Haberler
DTP’den Genelkurmay’a küstah yanıt
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 20, 2009, 07:59

“Ordunun son teröristten kastı nedir bilmiyoruz. Ama böyle düşündükleri sürece, karşılarında son teröristliğe aday milyonlarca insan bulacaklarından eminiz. Biz hem siyasetçi, hem insan olarak ordunun bu ülkenin kaderiyle oynamasına izin vermeyeceğiz. Güvenlik güçlerinin 25 yıllık savaş boyunca Kürtlere yönelik uygulamalarından dolayı suç dosyası çok kabarık. Toplum nezninde iyi bir itibara sahip olmadığını bilmesi gerekir.”
AK PARTİ’YE SİYAH ÇELENK
Aralarında Tunceli Belediye Başkanı DTP’li Edibe Şahin’in de bulunduğu yaklaşık 200 DTP’li, terörist Abdullah Öcalan’ın “yol haritası”nın açıklanması, operasyonlar ve DTP’ye yönelik gözaltıların durdurulması için Ak Parti il başkanlığı önüne siyah çelenk bıraktı. DTP’liler “Operasyon ve gözaltıları kınıyoruz” yazılı çelengi bırakırken, Güneş yaptığı açıklamada Genelkurmay’ın açıklamalarının Kürt halkı üzerinde soğuk duş etkisi yaptığını öne sürdü.
Article Category: Politika
Türkiye parçalanacak !
Written by Mehmet Erdoğan Posted on Eyl 19, 2009, 18:04
Ergenekon sanığı Doç. Dr. Ümit Sayın’ın Genelkurmay’a “Önlem alınmazsa Türkiye parçalanacak” raporu gönderdiği ortaya çıktı.
Ergenekon Soruşturması’nı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca davanın görüldüğü İstanbul 13′üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen ek klasörler arasında Doç. Dr. Ümit Sayın’ın Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği bir raporda yer aldı. 2004 tarihli raporda Türkiye’nin kritik bir dönemden geçtiğini, örgütlenip önlem alınmazsa parçalanacağını belirten Ümit Sayın, bu parçalanma planında sahte verilerle olduğu iddia edilen yaklaşık 43 etnik grubun tam bağımsızlığının hedeflendiğini iddia etti.
BİLGİLENDİRİCİ ÖN RAPOR
Birinci davada sanık olan ikinci davada da gizli tanık ‘Anadolu’ olduğu iddia edilen Doç. Dr. Ümit Sayın, raporuna gizli notu düştü. Giriş bölümünde “Türkiye’nin bütünlüğünü ortadan kaldırmaya azmetmiş iç ve dış düşmanlara karşı TSK’nin ve akademisyenlerin örgütlenmesi ve yapmaları olası psikoljik savaş üzerine bilgilendirici ön rapor” olduğunu yazdı.
Önbilginin sunulduğu makamlar olarak ise Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı, Psikoljik Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı, MGK ve ilgili birimler gösterdi. Raporun konu başlığında ise “Türkiye’nin ulusal güvenliğinin ve bölünmez bütünlüğünün korunması için tüm ülke çapında başlatılmış olan yeni Kuvayi Milliye hareketini, TSK, akademisyenler ve aydınlarla birlikte sürdürülmesi için koordine olarak örgütlenilmesi” ifadesine yer verdi.
EGE SAHİLİ İŞGAL EDİLECEK
Önlem alınmazsa Türkiye’nin parçalara ayrılacağı iddialarına yer verilen raporda Kıbrıs’ın tamamen bir Yunan, İngiliz ve ABD adası haline getirilmesinin, Türk varlığının adadan yok edilmesinin planlandığını belirten Doç. Dr. Ümit Sayın, İzmir başta olmak üzere tüm Ege sahil şeridinin işgal edileceğin öne sürdü. Bölünecek topraklara ilişkin harita da hazırlayan Ümit Sayın, raporunda şu iddialara da yer verdi:
“Trakya’nın Yunanlılar’a ve Bulgarlar’a verileceğini, Diyarbakır merkezli kuzey Kürt devletinin ilan edileceğini, Artvin, Ağrı başta olmak bazı toprakların Ermenistan’a verileceğini, Karadeniz’de bir Rum Pontus devletinin kurulmasının planlandığını iddia etti. Güneydoğu Anadolu’da Fırat Nehri’nin batısıyla Suriye topraklarını da içeren bölgede büyük İsrail devletinin, İstanbul’da Vatikan gibi bağımsız bir Fener Rum Patrikhanesi devletinin kurulacak.
İstanbul’un ikiye bölünecek. Bir bölüm Hong Kong gibi tarafsız serbest bölge haline getirilecek. Avrupa tarafında Konstantinapolis’in ilan edilecek. Orta Anadolu’da hilafetle yönetilen bir Türk şeriat devleti, tüm etnik gruplara zamanla devlet kurma hakkı tanınacak. Bu hedefler en geç 2025′e kadar varılması planlanmaktadır. Önlem alınmazsa Türkiye’nin parçalanması 2015′te başlayacak. İstanbul nüfusunun yüzde 10′u 2050′ye kadar Protestanlaştırılarak, kilit noktalarda Protestan elit zümreyi yaratmak da yabancı güçlerin hedefleri arasındadır.”
PSİKOLOJİK SAVAŞ YAPILMALI
Ümit Sayın, raporunun devamında alınacak önlemlere de yer vererek, halkı geri kazanmak için ciddi psikolojik savaşın yapılması gerektiğini vurguladı. Halkı yanlarına almadan Kuvayi Milliye Hareketi’ni gerçekleştirmenin mümkün olmadığını anlatan Ümit Sayın, “Psikoljik savaş, medya ile beyin yıkama, nörokimyasal zihin kontrolü, ideoloji değiştirme ve kara bilim konularda bilimsel araştırmaları akademisyenlerle birlikte yapan asker-sivil AR-GE merkezler açılmalıdır. Bu araştırmalar çok gizli kalmalıdır” dedi.
Bugün, psikoaktif maddelerin sentezlendiğini, insanları etkisiz hale getirilip, amaçlar doğrultusunda isteneni yaptırmanın mümkün olduğunu savunan Sayın, şöyle devam etti:
“Bireysel zihin kontrolünün yanı sıra, kitlesel beyin yıkama ve zihin kontrolünün değişkenlerini bilimsel olarak tespit etmek için multidisipliner çalışmalar yapmak şarttır. Atatürkçüler’in bir araya gelmeleri şart. Bu örgütlenme TSK’nin gizli bilgisi ve etkinliği, kontrolü altında yapılmalıdır”
Article Category: Özel haber





SON OSMANLI FİLMİNİİZLEMEK İÇİN TIKLA
